1. YAZARLAR

  2. BÜLENT KARAYEL

  3. 2019 TÜRK TARIMININ BATIŞI MI OLACAK
BÜLENT KARAYEL

BÜLENT KARAYEL

Ziraat Yüksek Mühendisi
Yazarın Tüm Yazıları >

2019 TÜRK TARIMININ BATIŞI MI OLACAK

A+A-

Türk tarımının ve çiftçisinin sorunlarını artık bu sayfada yazmaya başlıyorum. Bu fırsatı veren AVAZ TÜRK.COM ailesine ve Sayın Hakan Polat’a çok teşekkür ediyorum.

 

Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan Cumhurbaşkanlığı 2019 Yıllık Programı Resmi Gazete'nin 27 Ekim 2018 tarihli 30578 sayılımükerrer sayısında yayınlanmıştır

Tüm sektörlere yer verilen raporda, "Tarım ve Gıda" başlığını incelersek ;

Türkiye'nin son yıllarda tarımsal katma değerin GSMH içindeki ağırlığı yüzde 6'lara düşmüştür. Tarımın sabit sermaye yatırımlarındaki payı 2017, 2018 ve 2019'da yüzde 2 civarındadır. Tarımsal ürünlerin, toplam ihracatta payı %6'lar civarında, İşgücü istihdamında ise tarımın payı %19dır. Yıllık kalkınma göstergelerinde tarım diğer sektörlerin gerisinden gelmektedir. Hatta 2016 yılında tarımsal kalkınma eksilerde (% -2,6) seyretmiştir. 2006 yılında kabul edilen Tarım Kanunu'na göre, GSMH'nin en az yüzde 1'i tarım desteği olarak verilmesi gerekirken, 2019 yılında tarımsal destekleme bütçesinin 16 milyar 989 milyon TL olarak, yani yasa öngörüsünün ancak yarı seviyesinde uygulanması sebebi nedir ? Tarımın yukarıdaki pek olumlu görünmeyen performansından mı kaynaklanıyor? Bu durum, Türk tarımı için hiç de iyiye işaret değildir. Tarım bu şekilde yönetilemez. Öncelikle Türkiye’nin bir tarım ülkesi olduğunu kabul etmeliyiz.

Türkiye ‘de 27 milyon hektarlık tarımsal arazimizin 3,6 milyon hektarının işlenemez duruma düşmesi ve özellikle son 7 yılda, 1 milyon hektar tarım arazisini kaybetmiş olmamızda, girdi fiyatlarındaki artışın yanında, birçok köyde 40 yaşından daha genç kimse kalmamasının büyük payı vardır. Türkiye'nin tarım arazisi varlığı 2010 yılında 24,4 milyon hektar iken 2017 yılında 23,4 milyon hektara gerilemiştir. Buğday ekim alanları son 30 yılda 2 milyon hektar daralmıştır. Çiftçi sayımız 5,5 milyon kişi olarak, toplam istihdam içindeki payı 2018 yılında 18,8'e gerilemiştir. Gelişmiş ülkelerde bu oran % 5'in altına inebilmektedir (ABD'de %1,5). Bu gerçekler, Türkiye'nin de çiftçi sayısını daha aşağıya çekmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.!!! Tesbit olarak doğru uygulama olarak oldukça yanlış bir karardır. Türkiye batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine bir tarım ülkesidir. Çok saçma bir durum var ortada bir taraftan arazilerin işlenememesi, diğer taraftan çiftçi sayısının azaltması ikilemi ? İşte bu konu, tarımsal stratejilerle ilgili idari birimlerin uğraş alanına girmektedir. Bu konuda aile işletmelerini teşvik veya genç çiftçiyi destek programları çözüm olamayacaktır. Arazileri işleyecek yeni stratejiler saptanmak zorundayız. Yarınların tarımsal işletmeleri, rekabet gücüne sahip olabilmek için, ekonomik bakımdan optimum büyüklükte olmak ve profesyonelce yönetilmek zorundadırlar. İşsiz binlerce ziraat mühendisinin sektöre kazandırılması ile bu sorun çözülebilir ancak. Gerek bugüne kadar tarım dışı kalan ve gerekse bundan sonra boşalacak arazilerin tekrar tarıma kazandırılması için "orta" ve "büyük" işletmelere dönüşüm kaçınılmazdır.

Dünyada kuru tarım yapılmayalı on yıllar oluyor . Türkiye’de hala kuru tarım yapılmaya devam ediliyor. Kuru tarım devrini mutlaka kapatmalıyız.. Türkiye'nin ekonomik olarak sulanabilecek alanı ise 8,5 milyon hektardır. Söz konusu alanın halen ancak yarısı sulanabilir durumdadır. Bu alanın ancak 3,2 milyon hektarı DSİ'ye aittir. Sabit sermaye yatırımlarda 2017, 2018 ve 2019'da ortalama payı yüzde 2 olan tarımın, belirtilen hedefe ulaşması pek kolay görünmüyor.

Raporda teknoloji kullanımına yeterince değinilmemiştir. Hâlbuki ABD'de son 40 yılda uygulamaya alınan yeni tarım teknolojileriyle ekim alanında herhangi bir genişleme, işgücünde ve diğer girdilerde herhangi bir artma olmadan tarımsal üretim iki kat artmıştır. Yine tarımda çalışan sayısını yarıya indirmiş, işlenen alan %16 azalmıştır. Türkiye'de de teknolojiden yararlanma hususunda bazı olumlu adımlar atılmıştır. Nitekim daha 30-40 yıl öncesinde 100 kg/da civarında olan buğday verimimiz, bugünlerde 330 kg/da'lara ulaşmıştır.!),. Ne var ki tohumculuğun özelleştirilmesindeki gecikmeler, bitki ıslahında hala Brezilya tarımını şahlandıran, özel sektör, üniversite ve diğer kamu araştırma kuruluşlarını tek çatı altında toplayamamamız, hala milyonlarca doların, ıslahçı hakkı (royalite) olarak yurt dışına ödememize neden olmaktadır.

Türk Tarımı neden ilerleyemiyor

1- Tarımın geleceği ile ilgili bilimsel bir hedef çizememiş olmamız, öncelikle bütün paydaşlar aynı çatı altında toplanıp bir hedef belirlenip doğru b ir stratejiyle o hedefe gidilmelidir.

2- Teknolojik yeniliklerden yeterince faydalanamıyoruz. Teknoloji hayatın her evresinde gereklidir tarım içinde gereklidir. Rekabet ettiğimiz diğer ülkelerin çok gerisinde bir teknoloji ile üretim yapmaktayız.

3- Arazi dağılımı, kırsal kesimde nüfusun yaşlanması, üreticinin tahsil durumu, Öncelikle şu algıyı değiştirmek gerekiyor. Çiftçilik yada tarımda çalışan insanlar sanki 3.sınıf vatandaşlarmış gibi gösterilip köyden kente göç hızlandırılmıştır. Tekrar köyleri aktif edip geriye göçü hızlandırıp işsiz nüfusu tarımda değerlendirerek istihdam sağlanmalıdır. Bilinçli üreticiler yetiştirilmeli ziraat mühendislerini doğru bir planlama ile sektöre kazandırılmalıdır.

4- Kooperatifleşmede geçmişte yaşanan olumsuzluklar. Kooperatifleri rant merkezine dönüştüren yapı değiştirilmeli profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmelidir.

5- Endüstriyel işletmeciliği bir tarafa bırakıp, hala aile işletmeciliği ile yola devam ediliyor..

Hazırlanan 2019 raporunda üretim planlaması hiç değinilmemiştir. Desteklerle ilgili olarak geçmiş yıllardaki aksaklıklar ve yaşanan sorunların analizi, ayrıca etki analizleri gibi, tarımımızı ileri taşıyacak konulara yer verilmemiştir.

Türkiye uygun ekolojik ve yüksek tarımsal potansiyeline rağmen dünya tarımsal ürün ticaretinden tam manası ile yararlanıyor diyemeyiz. Oysaki sahip olduğu iklim, toprak, nüfus ve biyolojik çeşitliliği ile ülkemiz rakipsiz bir tarımsal ürün ihracatçısı konumunda olabilirdi. Tarım ihracat potansiyeli çok yüksek olan bir sektördür. Ancak, bu potansiyelin harekete geçirilmesi için "Yeni Stratejilere" de gereksinim vardır. Ulusal düzeyde tarımsal geleceğimizin stratejisini belirlememiz aşamasında, öncelikle AB ve küresel rekabete adaptasyon bakımından konuya yaklaşmak gerekmektedir. Bu da; politikacıların, sivil toplum örgütlerinin, bürokrat ve düşünürlerimizin tarımın gerçekleri ile bilgilendirmesiyle olasıdır.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum