1. YAZARLAR

  2. ZİHNİ ÇAKIR

  3. 24 Haziran öncesi AK Parti ve Erdoğan'dan küçük dokunuş bekleyen kitlesel risk grupları
ZİHNİ ÇAKIR

ZİHNİ ÇAKIR

Yazarın Tüm Yazıları >

24 Haziran öncesi AK Parti ve Erdoğan'dan küçük dokunuş bekleyen kitlesel risk grupları

A+A-

24 Haziran seçimlerinin Türkiye için taşıdığı tarihi önemin farkındayım. Türkiye’nin değişim ve dönüşüm ihtiyacının, mevcut adaylar içerisinde sadece Recep Tayyip Erdoğan’da karşılığı olduğunu da inkar etmiyorum. Erdoğan dışındaki adayların ve dahi partilerinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine karşı olduğunu ve seçimi kazanmaları durumunda eski sistemle devam yönünde bir irade sergileyecekleri de malum.

Küresel operasyonlara ve dış müdahalelere açık mevcut sistemin aynı zamanda vesayet bloklarının da teminatı olduğundan yola çıkacak olursak; 24 Haziran’ı sıradan bir seçim, erkene alınmış bir demokratik süreç olarak değerlendirmemiz mümkün olmaz. Hele yeni sisteme geçildiğinde, eski sistemin zaaf ve açıklarını kullanarak çoklu iktidar yapısı içerisinde kendine egemenlik alanı bulan gayri milli unsurların kökten tasfiyesi söz konusuyken, 24 Haziran için tam bağımsızlık mücadelesinin mihenk taşı tanımlamasını yapmakta hiçbir beis görmüyorum.

Bu bağlamda, 24 Haziran’ın önemine dair önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı yazacağım. Bu yazımda, sadece Türkiye için değil AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan için de tarihi bir viraj olan 24 Haziran öncesi hem Erdoğan’ı hem de partisini tehdit eden kimi somut olgulara dikkat çekmek istiyorum.

FETÖ İLE MÜCADELEDE AK PARTİ VE ERDOĞAN ARASINDA AÇILAN MAKASIN YARATTIĞI KIRILMA

Görülen o ki; AK Parti yönetimi ve Erdoğan, 24 Haziran öncesi kendi tabanındaki hoşnutsuzluğun sandığa da yansıması riskinin farkında. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra FETÖ ile mücadele konusunda Erdoğan ve partisi arasındaki makasın açılması, Erdoğan’ın FETÖ ile mücadele kararlılığına karşın, partisinin İl ve İlçe kongrelerinde tabana inat tercihleri hiç kuşkusuz bu hoşnutsuzluğun temel sebebi.

15 Temmuz’dan bu yana AK Parti ile Erdoğan’ın FETÖ ile mücadele iradesinin ters istikamette seyrettiğine, aradaki makasın her geçen gün açıldığına dikkat çektik.

Erdoğan toplumun her bir ferdini bu mücadeleye destek vermeye davet ederken, insanlar onun bu çağrısına örgütle ilişkili olan evlatlarını bile ihbar ederek karşılık verirken, partisinin yetkili kurullarında görev alanlar, Erdoğan’ın çağrısıyla mücadeleye katkı vermek adına çaba gösterenleri “fitnecilikle, iftiracılıkla, partiyi dizayn etmeye çalışmakla” daha öte gidip, “partinin çavuşluğuna soyunmakla” bile suçladılar.

FETÖ Çatı Davası sanıklarına Genel Merkez’de görev verip, hakkında FETÖ soruşturması süreni parti yönetimine yazdılar. İl ve İlçe kongrelerinde listeleri oluştururken, FETÖ ile ilişki ve irtibatı herkesçe malum olanları, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan ya da tutuksuz yargılanan FETÖ şüphelilerinin Avukatlığını yapanları tabana rağmen listelere dayattılar. ByLock’tan gözaltına alınıp tutuksuz yargılananların üst kurul delegesi yazılmasına karşı bile sadece izleyici oldular.

Erdoğan’ın FETÖ ile mücadele kararlılığına yönelik söylemiyle partisinin uygulamaları arasında açılan bu makas, AK Parti’nin kendi tabanında önemli kırılmaları da beraberinde getirdi. Bizzat Erdoğan’ın kendisinin de dahil olduğu “Cumhurbaşkanlığı’nda oyum Erdoğan’a milletvekilliğinde AK Parti’ye oy yok” tartışmaları da bu kırılmanın bir yansımasıydı aslında. Üstelik bu söylemi kullananların vicdanen kendilerini rahatlatacakları en önemli şey de seçime ittifakla girilen MHP oldu. Tabandaki kırılmanın odağında yer alanların, Erdoğan ile AK Parti’nin FETÖ ile mücadele konusundaki gözle görülen ayrışmasından rahatsızlık duyanların hemen hepsi, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan milletvekilliği seçimindeyse MHP” söylemini öne çıkarıyordu. Bu kesim için YSK’ya teslim edilecek Milletvekili Aday listelerinin son karar aşaması olacağını şimdiden söylemekte yarar var.

Türkiye’nin dört bir yanından temas kuranlar, Milletvekili aday listelerine FETÖ ile anılan isimlerin yazılması durumunda, Erdoğan’ın bütün ikazlarına rağmen kararlarını değiştireceğini söylemek zor. 24 Haziran öncesi hem AK Parti’yi hem de Erdoğan’ın güçlü parlamento söylemini tehdit eden en önemli tehdit bu. Bu tehdidi yine Erdoğan’ın kendisi, son şeklini vereceği listeler ile bertaraf edebilir mi? Kesinlikle edebilir. O da bunun farkında olmalı ki; bu gün verdiği mesajda, “Açık ve net söylüyorum. AK Partiye vekil seçerken o bölgelerin vatandaşının nabzı benim için çok önemli. Çok titizlikle seçimler yapılacak” sözleri öne çıktı.

15 TEMMUZ BAŞARILI OLSA FETÖ ANCAK BUNLARIN HAYATINI KARARTIRDI

Bir diğer tehditlere gelince…

15 Temmuz sonrası FETÖ ile mücadele bağlamında çıkarılan KHK listelerine örgütle hiçbir ilişki ve irtibatı olmamasına rağmen doldurulanlar, Valilik emirleriyle açığa alınanlar, 26 Nisan 2017’de FETÖ’cü Gizli Tanık GARSON’un servis ettiği FİŞLEME listesinde olduğu gibi kitlesel idari tedbire tabi tutulanlar ve üniversitelerde Rektörlerin intikam saikiyle FETÖ çuvalına doldurduğu akademisyenler…

Örgütün bir tuzağa dönüştürdüğü kripto haberleşme ağı olan ByLock mağdurları…

Yargı mekanizması içerisinden çıkarılan, kimi tutuklu kimi firar kimi de meslekten el çektirilmiş FETÖ yargısının 4 bini aşkın mensubu tarafından verilmiş kararlarla cezaevlerine tıkılmış on binlerce kader mahkumu da cabası…

Özetle; FETÖ ile mücadele adı altında örgütle uzaktan yakından ilgisi olmamasına karşın, FETÖ yaftasıyla MAĞDUR edilenler ve bunların aile ve sosyal çevreleri…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Bizim ihmalimiz yüzünden tek bir gencimiz bölücü ve paralel örgütün çarkları arasında heder olursa bu vebalin altından kalkamayız” sözleriyle işaret ettiği bu saydığım MAĞDUR kitlelerin kahir ekseriyeti, sanki özel olarak çalışılmışçasına, AK Parti ve MHP tabanından oluşuyor. Bir çoğunun hikayesine baktığınızda, FETÖ ile mücadelesi 17/25 Aralık’tan çok öncelere dayanıyor. Yani örgüte sempatiyle bile bakmamış, kamu hizmetleri boyunca örgütle hep çatışma halinde olmuşlar.

Bunlar ve daha ayrıntılı veriler, “FETÖ, kendine yönelik mücadeleyi, geçmişte kendisi ile amansız mücadele veren, kendisine ram etmeyen, 15 Temmuz gecesi darbe ve işgal girişimine karşı canı pahasına mücadele edenlerden intikam fırsatına çevirmiş” dedirtecek türden…

Bilhassa 22 Kasım 2016 tarihli KHK başta olmak üzere sonrasındaki KHK listeleriyle ihraç edilip FETÖ yaftasıyla toplumun önüne atılanlar içerisinde öyleleri var ki; emin olun “FETÖ 15 Temmuz’da başarılı olsa ancak bunların hayatını karartırdı” dersiniz. Mesela; Süleyman Soylu’nun FETÖ’ye övgüler dizdiği ve elebaşı Gülen’i kastederek, “Bütün dünyanın üzerinde ittifak ettiği, dünyanın her noktasında okullarıyla eğitime yaptığı seferberliği hem diyaloğa hem dinler arası bir şekilde uzlaşmayı sağlayacak nefreti ortadan kaldırmaya çalışacak mümtaz bir şahsiyete saldırı vardır” ifadelerini kullandığı dönemde FETÖ’cülerle savaşan bir polis memurunun FETÖ’den KHK ile ihraç edilmesi, Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok’un “annesini hasta yatağında bırakıp Türkçe Olimpiyatlarına katıldığı” günlerden yıllar önce FETÖ’cülerle ilgili adli ve idari soruşturmalarda tanıklık yapıp emniyette F tipi örgüt olduğunu söyleyen hem de 15 Temmuz Gazisi olan bir polisin Selami Altınok ve Süleyman Soylu imzasıyla FETÖ’den açığa alınması…

Böylesine bir mücadelede bu tür mağduriyetler olabilir, kurunun yanında yaş da yanabilir diyenler olacaktır. Amenna; lakin, ihraç edilmiş ya da açığa alınmış, haklarında yürüyen Soruşturmalarda takipsizlik yargılamada ise Berat almış bir çok insanın mağduriyetinin sonlandırılması “içerden” bir takım eller tarafından engelleniyor, dosyaları sümenaltı ediliyorsa, ben buna “kurunun yanında yaşın yanması” değil, “yaşı yakmak için kurunun çıra görevi görmesi” derim. Zira şunu da biliyoruz ki; 15 Temmuz’dan sonra Emniyet başta olmak üzere FETÖ ile mücadele maksatlı komisyonlarda görev alıp bir çok insanın ihracında dahli olmakla birlikte, örgütle ilişkisi tespit edilip görevden uzaklaştırılan hatta tutuklanan kamu personeli sayısı hiç de yabana atılacak gibi değil…

Sonraki yazılarda daha detaylı aktaracak, yukarıdaki tezlerimi doğrular nitelikte kimi ibretlik hikayeleri bu sütundan paylaşacağım elbette.

Böyle bir süreçte, at izinin it izine karıştığı bir dönemeçte tek bir mağdur bile kalmaması adına mesleğimden öte insanlığımın gereği olan bu mücadele ve çabamın, FETÖ’nün KILIÇ ARTIKLARI eliyle ürettiği mağduriyetlerden nemalananlar tarafından itibarsızlaştırılmaya çalışılacağından, o KILIÇ ARTIKLARININ türlü kumpas girişimlerinin hedefi olabileceğimden kuşkum da yok. Ama “insan bir kere ölür, ölürken şerefiyle ölmeli” desturundan hareketle her türlü tehdidi ve riski göze aldığımın altını çizmek istiyorum.

İşte AK Parti ve Erdoğan’ı tehdit eden ikinci olgu, hemen her fırsatta dikkat çekmeye çalıştığım bu MAĞDUR kitleler ve onların aile ve sosyal çevrelerinden oluşan yüzbinler.

KADER MAHKUMLARI AİLELERİ VE SOSYAL ÇEVRELERİ

Son olarak da; Adalet mekanizmasından ihraçla ya da görevden el çektirmeyle uzaklaştırılan kimi tutuklu kimi firar etmiş 4 bini aşkın FETÖ’cü yargı mensubunun, orantısız ya da haksız hüküm verdiği on binlerce kader mahkumu ve aileleriyle sosyal çevresinin de gözden kaçırılmaması gereken bir realite olduğunun altını çizmek istiyorum.

İnsanlar, 17/25 Aralık ve sonrasında FETÖ yargısının hışmına uğrayan başta Bakan ve Belediye Başkanı seviyesinde olmak tüm AK Partililerin tereyağından kıl çeker gibi kurtarıldığını neredeyse canlı canlı izledi tanık oldu.

Örgütün himmet alamadığı, malına mülküne çökemediği binlerce insanın hayatını yargı eliyle kararttığı, davalarda kararlarını parayı bastıran lehine verdiği, temyiz aşamasındaki dosyaların örgüte yardım çarkına para indirenler lehine sonuçlandığı bilinirken, suç ve ceza ilişkisinde orantısız kararlara imza attıkları aşikarken, bugüne kadar bu yönde etkili bir adım atılmaması sessiz bir tepki dalgasını tetikledi. Aileleri ve sosyal çevreleriyle yüzbinleri bulan bu kitlenin de kamu vicdanında rahatsızlığa sebebiyet vermeyecek bir yasal düzenleme gönlünün alınması kaçınılmaz.

Sonuç olarak; 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi öncesi AK Parti ve Erdoğan için muhalif ittifak ve muhalefetin Cumhurbaşkanı adayları hiçbir şekilde bir tehdit ya da risk değil. Hatta şu ana kadar izledikleri strateji, kullandıkları söylem ve çıkardıkları aday açısından Erdoğan’ın elini rahatlatan bir durum bile söz konusu diyebiliriz. Ne var ki yukarıda saydığım 3 başlık altındaki kitleler, kitlesel mağduriyetler ile Erdoğan’ın makam emanet ettiği isimlerin parti tabanına dayattığı yanlış tercihler en büyük risk ve tehdit.

Eğer bu işaret ettiğimiz noktalara küçük dokunuşlardan imtina edilmez, FETÖ’cülerin cirit attığı bir dönemde FETÖ ile ilişkisi olmayanların FETÖ yaftasıyla mağduriyetine dur denilirse, FETÖ yargısının karattığı hayatlara bir ışık tutulursa, AK Parti’nin İl ve İlçe kongreleri başta olmak üzere 15 Temmuz’dan sonraki tercihleri Milletvekili Listelerinin belirlenmesinde sergilenmez, FETÖ ile en ufak ilişkisi olanlarla tabana AK Parti davasına hiçbir karşılık beklemeksizin gönül verenlere tepeden bakan kibir abidesi tipler liste dışı bırakılırsa, 24 Haziran’a yönelik bütün kaygılar ortadan kalkar, bütün riskler bertaraf edilmiş olur.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum