1. YAZARLAR

  2. NUR SÜMEYRA

  3. Artık psikopata bağlayan aydınlarımız(!)
NUR SÜMEYRA

NUR SÜMEYRA

Yazarın Tüm Yazıları >

Artık psikopata bağlayan aydınlarımız(!)

A+A-

Yukarıdaki aydınlarımız kelimesinin hemen yanındaki ünlem işareti kendi söylediğime kendimin de inanmamasıdır Sevgili Okur, ilkin onu belirteyim. Buradan hareketle, “ama hangi aydın?” diye devam edilip yüzlerce cümle yazılabilir. Ayrıca o ünlem “aydınlarIMIZ derken, kimin aydını bunlar?” anlamına da gelmektedir ve bu noktadan hareketle de “onlar bu ülkenin, milletin aydını olmaya hiçbir zaman yanaşmadılar” diye devam edilebilir. Fakat bunları zaten biliyorsunuz.

Beyaz’ın yıllar yıllar önce bir tiplemesi vardı biliyorsunuz. “Psikopat”. Bu tiplemeyi öyle güzel hicvetmişti ki Beyaz, aramızda dolaşan tanı konmamış psikopatlara dair önemli oranda ışık tutmuştu. Beyaz’ın diğer tiplemesi ise tiki bir genci canlandırıyordu. Adı Başar. Bunun bir de arkadaşları vardı. Ikınsu, Dingiltaş, Geğircan vs. İşte bu tiplemeleri bazen karşı karşıya getirirdi. Psikopat tiplemesi bu diğer tiplemelere kan kustururdu. “Ben senin devlet dairesinde çalışmanı istiyorum ama saat 5’te paydos etmeni istemiyorum. Sabah 5’te paydos etmeni istiyorum ve üç saat sonra aynı gün tekrar mesaiye başlamanı istiyorum. Bakmanı istemiyorum ama görmeni istiyorum. Dokunmanı istemiyorum ama hissetmeni istiyorum. Çok yemeni istiyorum ama kilo almanı istemiyorum.” Gibi psikopatça yaklaşımlarla bu diğer tiplemeleri delirtirdi. Sürekli cep telefonuyla konuşan Başar ise “döncem ben sana” repliği ile tanınmıştı. Bunlar aslında toplumda bize hiç de yabancı olmayan figürlerdi.

İşte bu aydınlarımız tam da Türkiye’nin kritik günlerinde bildiri yayınlayıp bir takım isteklerde bulununca benim ne hikmetse bu “Psikopat” tiplemesi geliyor aklıma.

Şöyle.

Bundan önce akademisyenlerin bildirisi vardı gündemde biliyorsunuz. Bu akademisyenler bir kez bile terör örgütlerine “yahu durun, ne yapıyorsunuz?” demediği gibi Devlet’in Güneydoğu Bölgemizde teröre ve terörün yıkımlarına karşı inisiyatifi ele alarak, ağırlığını koyması üzerine panik olarak Türkçe ve Kürtçe başlıkla bir bildiri yayınlamış, “bu suça ortak olmayacağız” diye afili bir cümleyle aydınlıklarını(!) ortaya koymuşlardı. Şimdi Devlet tüm gücüyle bataklıkları kurutmak adına, her gün onlarca masumun öldüğü haberinin geldiği Ortadoğu’ya, özelde Afrin’e bir operasyon düzenliyor. Yine şaşırtmadı bu kesim ve hemen bir bildiri daha yayınladılar. (Buna imza koyan Zülfü Livaneli bu bildiri değil mektup filan dese de bunu kamuoyuna böyle yansıtan bizzat imzacılar. Demek ki ikisi aynı amaca hizmet ediyor.) Özetle diyorlar ki “Türkiye Afrin’e saldırısını durdurmalı.” Evet, aynen bu kelimeyi kullanmışlar, Cumhuriyet’te okudum. “Saldırı.” Müdahale bile değil yani. Bildiğin saldırı. Niyet daha bu ilk kelimeden açığa çıkıyor zaten. Devamında ise çocukların, masumların ölmemesi için diyerek aydınlıklarını(!) ispatlıyorlar. Demek ki bu anlayışa göre Türk Ordusu orada çocukları masumları öldürmek için bulunuyor. Deniyor ki bir de, zaten emperyaller bölgede huzuru bozdu, bir de Türkiye aynı emperyaller gibi hareket etmemeli. Zurnanın zırt dediği yerde işte tam burası. Yani benim aklıma psikopat kelimesini getiren yer. Çocuklar masumlar konusu ise zaten kasıtlı bir söylem. Tüm Dünya biliyor ki Türk Ordusu hiçbir zaman tarihinde de bugünde de masumları hedef almaz, bilakis masumlara yardım etmek amacıyla bir yere gider. Anadolu’nun fethinde Bizansın zulmünden Türklere sığınan Ermeniler, İstanbul’un fethinde Fatih’i sevinç gösterileri ile karşılayan Hıristiyanlar buna sadece birkaç örnektir. Bu iddiaya herkes bir tarafıyla güler. Bu kadar sığ ve komik aydın da ancak bizde bulunur. Neyse.

Şimdi bu aydınlarımıza sormak lazım, bölgede zaten emperyaller huzuru bozdu ise o çok dillendirdiğiniz “barış” nasıl gelecek bölgeye? Aynı Beyaz’ın tiplemesi gibi hareket etmiyor musunuz sizde? “Barış gelsin ama Türk Ordusu müdahale etmesin, şehit haberlerine tepki verelim ama teröristlere yönelik bir harekat olduğu zaman bildiri yayınlayalım, diplomasi olsun ama Türkiye taviz vermesin, emperyallere dur diyelim ama sabahtan akşama kadar etrafta devlet bırakmadınız diye höykürelim, ABD’ye karşı barlarda purolarımızı tüttürüp, içkilerimizi yudumlarken komünistçilik oynayalım ama ABD’nin yaptırdığı darbelere tiyatro diyelim”, vesaire vesaire… İnanın aşağı yukarı bu saçmalıkta bu yaklaşımlarınız. Artık içkiyi mi fazla kaçırıyorsunuz ya da yedikleriniz mi ters etki yapıyor bilemiyorum ama kafalarınız bir milyon. Nöron sayınız çok düşük çıkabilir. Allah aşkına bir gidip baktırın.

Sırayla gidelim. Bu ülkenin en baba aydınları –başta Uğur Mumcu- demediler mi bu terör belası kaynağında kurutulmazsa Türkiye şehit haberleri almaya devam eder diye? O kaynağın ne olduğunu o ve diğer aydınlar açıklamadılar mı? ABD’yi ve diğer küreselleri işaret etmediler mi? Öyleyse biz bir bakıma sizin puro tüttürüp içki yudumlarken komünistçilik oynadığınız ABD’ye ve diğer emperyallere karşı da mücadele ediyoruz. Maşalarıyla mücadele de aynı kapıya çıkmaz mı? Zaten emperyaller bölgenin huzurunu bozmuş, bir de biz bozmamalıymışız. Yahu siz nasıl sekülersiniz? Bu bozulan huzur oturduğun yerden iyi temenni ile düzeliyor mu? En çok bununla eleştirmediniz mi muhafazakar kesimi? Bunlar akıllarıyla değil, her şeyi Allah’tan bekleyerek hareket ederler gerçekçi ve rasyonel davranmazlar. Böyle demediniz mi? Aslına bakılırsa bu noktadan baktığınızda eleştirdiğiniz muhafazakarlar sizden daha seküler, hiç olmazsa önce Allah’tan bekliyorlar, peki siz kimden bekliyorsunuz yeniden barış ve huzur tesisini? (Ki o muhafazakarlar şimdi, gayet rasyonel soğukkanlı ve reel adımlar atıyorlar.) ABD’den mi? Çin’den mi? Rusya’dan mı? Eğer öyleyse niye Türkiye’den değil? Yahu siz yine puro tüttürüp içki yudumlayarak komünistçilik oynarken ABD’nin Irak’a nasıl barış ve huzur getirdiğine şahit olmadınız mı? O sırada da mı içki fazla kaçmıştı da hatırlamıyorsunuz yoksa? Yahu barış ve huzur adı altında bölgeyi cehenneme çevirmediler mi? Öyleyse size sizin bakışınızla yani seküler bakışla soruyorum, bana somutlaştırmak zorundasınız, bölgeye huzur ve barış nasıl gelecek? Diplomasi demeyin sakın. Diplomasi için kendini paraladı Türkiye bu bir, ikincisi 15 Temmuz darbesi ile senin bölgende ve dünyada güçlenmeni istemeyen diplomasi yapacağınız adamlar evinize kadar girdi bu iki! Öyleyse nasıl gelecek bu barış ve huzur? Diplomasi! Ama adamlar senin gözünün içine baka baka darbe yaptırıp, üzerinde her türlü oyunu oynamışken diplomasi demek, buyur senin isteklerine boyun eğiyorum demek olmaz mı? Etrafta dost devlet bırakmadınız diyorsunuz. Ülkeni yıllarca emperyaller ve maşaları eleğe çevirmiş, her türlüsü cirit atmış, şimdi bunlara ve kaynaklarına yani onların da efendilerine “go home Yanki” demek dost bırakır mı? Üstelik bu söylemi Türk literatürüne kazandıran sizin ideolojisini sürdürdüğünüzü iddia ettiğiniz kişiler. Nasıl olacak bu? Hem dostluklar baki olsun hem de emperyallere bayrak açalım. Yok öyle bir dünya! Dediğim gibi acilen nöronlarınızı kontrol ettirin.

Ayrıca şunu da belirteyim siz bu bakış açısıyla ne sekülersiniz ne rasyonel ne reel. Tamamen arabesk bir bakış açısıyla tipik Ortadoğulusunuz. Birileri bizim yerimize gökten barış ve huzur indirsin. Oldu canım. Döncem ben sana!

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.