1. YAZARLAR

  2. İLHAMİ YANGIN

  3. Bagradunî Krallığının kuruluşu
İLHAMİ YANGIN

İLHAMİ YANGIN

Yazarın Tüm Yazıları >

Bagradunî Krallığının kuruluşu

A+A-

Abbasî Halifesi Harun Reşid’in Aşot Misager'i bölgeye emir ataması, Bagradunî aşiretini bu topraklardaki başlıca güç hâline getirdi.

Aşot Misager, ayağına kadar gelen fırsatı mükemmel bir şekilde değerlendirdi ve Abbasî Hilafetinin Ermenistan Emiri olarak, ilk günden itibaren Halife’ye sadık davrandı.

Harun Reşid’e gönderdiği hediyelerin de ardı arkası kesilmedi.

Doğu Roma İmparatorluğu ve Hazar Kağanlığı, Bagradunî aşireti lideri Aşot Misager’in emir olarak atanmasını memnuniyetle karşılayıp, duruma rıza göstermek suretiyle yeni emirliği onayladılar.

Abbasî Hilafetinin Ermenistan Emiri Aşot Misager, bölgedeki hâkimiyetini onaylayan Doğu Roma İmparatorluğu ve Hazar Kağanlığı ile iyi ilişkiler kurdu. Aşot Misager, büyük devletlerle ilişkilerinde, diğer Ermeni ailelerine nazaran daha diplomatça davrandı. Bu yönüyle, diplomasi dehâsı olarak bilinen eski kraliyet hanedanı Mamikonianları bile gölgede bıraktı.

Uyguladığı politika ile Doğu Anadolu bölgesine yeni bir statü getiren Halife Harun Reşid, 24 Mart 809 tarihinde, vefat etti.

Ermenistan Emiri Aşot Misager, Halife Muhammed Emîn (809-813) ve Halife Abdullah Memun (813-833) dönemlerinde görevine devam etti. İki halifeye de sadık kalarak, Ermenistan bölgesinde kaos ve anarşi oluşmasına fırsat vermeden, başarılı bir idarecilik sergiledi.

Aşot Misager 826 yılında vefat edince, dönemin Abbasî Halifesi Abdullah Memun, Aşot Misager’in oğullarından Simbat Bagradunî’yi aynı yıl (826) Ermenistan Emiri ilân etti.

Vefat eden Aşot Misager’in sahip olduğu topraklar oğulları arasında paylaşıldı.

Bagarat: Muş civarındaki (Daron, Sasun ve Khoyt) bölgelerine,

Simbat, babasının başkenti Kilittaşı (Bagaran)’na sahip oldu.

Aras civarını ise Arşarunik ile Şirak adlı oğulları paylaştı.

*

Bu tarihlerde, Abbasî Hilafet yönetiminde ve bilhassa Abbasî ordusunda Türklerin etkinliği had safhaya ulaştı. Özellikle, Horasan bölgesinden gelen Türk askerler, savaşlarda ve isyanları bastırmakta gösterdikleri başarılar sayesinde ordunun zirvesine tırmandılar.

Abbasî halifeleri bu döneme kadar Medine’li ensar arasından seçilen 500 kişilik bir birlik tarafından korunmaktaydı.
Ensar muhafız birliği komutanları ve subaylarına başkent Bağdat’ta malikâneler ve araziler verilmekteydi.
Türk komutanların ordudaki etkinliği artınca, Halife’nin bütün muhafızları Türk asıllı askerlerden oluşturulmaya başlandı.

*

Halife Memun’un 9 Ağustos 833 tarihinde, vefat etmesi ile Abbasî Devleti bir kez daha iç savaşla burun buruna geldi.

Halifelik sırası gelen Mutasım, Halife Harun Reşid’in küçük oğluydu ve annesi Meride adında bir Türk’tü.

Arap kökenli askerler, annesi Türk olan Mutasım'a biat etmekten kaçındılar ve ölen Halife Memun'un oğlu Abbas'ın halife olmasını istediler.
Ancak, Türk komutanlar müdahale edince Mutasım, 9 Agustos 833 tarihinde, Halife oldu.

Mutasım (833 - 842) döneminde, devletin ve ordunun idaresinde Türk asıllı devlet adamları ve komutanlar ağırlıklarını daha fazla hissettirdi. Türklerin etkisi zaman içerisinde artarak devam etti. Abbasî halifeleri Türklerin himayesi sayesinde tahtta oturabiliyordu. Öyle ki, bu dönemde isyanları bastıran Abbasî ordusu tamamen Türklerden müteşekkildi ve bu nedenle orduya “Türk Birliği” adı verilmişti.

Bizans’ın 70 bin kişilik bir ordu ile Malatya’ya saldırması üzerine karşı hücuma geçen Türk Birliği, Bizans ordusunu mağlûp ettikten sonra Anadolu içlerinde ilerledi, Ankara’yı alarak, Doğu Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’daki en büyük yerleşim birimi olan Amorium üzerine yürüdü (838) ve 55 günlük kuşatmadan sonra şehir ele geçirildi (Amorium, bugünkü Afyonkarahisar ili sınırları içinde, Emirdağ ilçe merkezine 13 km. uzaklıkta bulunan antik kent).

Ancak, ülkedeki iç karışıklıklar nedeniyle, değil ileri gitmek fethedilen şehirleri elde tutmak bile mümkün olmadı. Doğu Roma İmparatorluğu’ndan savaş tazminatı olarak yüklü bir para alınarak gerisin geriye dönüldü.

Bir zamanlar Endülüs’e Çin’e İstanbul’a ardı ardına ordular gönderebilen İslâm Hilafeti, iç isyanlar nedeniyle kendisini bile koruyamayacak hâldeydi.
İslâm coğrafyası tamamen parçalanmıştı.
Araplar, Berberiler, Farslar, Türkler; Şiîler, Sünnîler, Haricîler ve çeşitli mezhepler hilafete kendi yandaşlarının geçmesi için mücadele ediyorlardı.
Hilafetin koruyucusu olan Türk idareciler ve komutanlar da kendi içlerinde kavgaya tutuşmuştu.

Çok geniş bir bölgeye yayılmış olan Abbasî Devleti’ndeki Müslümanların sayısı nüfusun henüz yüzde 10’unu oluşturuyordu.
Sayı bakımından zaten azınlık olan Müslümanlar kendi içlerinde homojen bir yapıda değillerdi.
Şiî, Sünnî, Haricî vs. çeşitli mezheplere ayrılmış, iktidarı ele geçirebilmek için birbirleriyle kıyasıya mücadele ediyorlardı.

Ülke sınırları içinde Müslümanlardan başka Hıristiyanlar, Yahudiler, Gök Tanrı dinine inananlar, ateşetapanlar (Zerdüşt), paganistler, putperesler, Budistler vs. yaşıyordu ki, bu dinlere inananların toplam sayıları nüfusun yüzde doksanına tekabül ediyordu.

Etnik köken itibarı ile Hıristiyanların büyük bölümünü Rumlar (Bizans vatandaşları), Berberiler, Araplar, Farslar ve Ermeniler oluşturuyordu.

Abbasî sınırları içerisinde Gök Tanrı dinine inanmaya devam eden çok sayıda Türk yaşıyordu.
Orta Asya ve çevresinde elde edilen topraklarda çok sayıda Budist vardı.
İran - Azerbaycan civarında ateşetaparlar, ayrıca ülkenin hemen her kesiminde putperestler ve paganizm inancını sürdürenler bulunuyordu.

Abbasî Devleti’nin Müslüman vatandaşları ağırlıklı olarak Araplar, Berberiler, Farslar ve Türklerden müteşekkildi. Bu etnik gruplar yönetimde söz sahibi olabilmek için birbirleri ile daimi rekabet hâlindeydi.

*

İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed döneminden beri, fethedilen bölgelere İslâmiyet dini tebliğ ediliyor, halkı Müslümanlaştırmak için yoğun gayret sarf ediliyordu.
Zaten bu toprakların kanlı savaşlar sonucunda fethedilmesinin yegâne sebebi İslâm dinini yaymak, ele geçiren bölgelerdeki halkı İslâmlaştırmaktı.

Abbasî yönetimi, bu kargaşa döneminde içteki isyanları bastırmak gayesi ile dışarıdaki İslâm fetihlerini tamamen durdurdu.
Yeni bölgeler fethetmekten vazgeçildiği gibi, Müslüman olmayan ülkelere her sene düzenlenen akınlar da sonlandırıldı.

“İ’la-yı Kelimetullah” (Allah’ın ismini dünyaya duyurmak) ülküsü mazîde kalmıştı.

Daha önceki dönemlerde elde edilen bölgelerdeki İslâmlaştırma çalışmaları da durduruldu.

*

Abbasî Halifesi Mustain (862-866), Ermenistan Emiri Aşot Bagradunî’nin statüsünü 862 yılında değiştirerek “İşkhanlar İşkhanı” (prenslerin prensi) ilân etti. Böylelikle, Ermenistan prenslik oldu ve biraz daha özerklik kazandı.

Daha sonraki Halifeler Mutaz (866 - 869), Muhtedi (869 - 870) ve Mutemid (870 - 892), Aşot’u Ermenistan prensi olarak tanımaya devam ettiler.

Aşot Bagradunî, Abbasî halifelerin kontrolü altında, 885 yılına kadar, Ermenistan Prensi olarak hüküm sürdü.

 

Aşot'un uzun süren saltanatı esnasında İslâm devleti ile ihtilâfa düşmemesi, vergiyi zamanında ödemesi ve dâhilde karışıklığa meydan vermemesi halifeler tarafından iyi karşılandı.

Abbasî Halifesi Mutemid, 884 yılı sonlarında, Aşot Bagradunî’ye bir krallık tacı gönderdi. Aşot, 884 yılı başında tacını takarak, "Şehinşah-ı Armen" sıfatıyla Ermenistan Kralı oldu.

Tarihî Ermenistan Krallığı, bizzat Abbasî Hilafeti eliyle, Doğu Anadolu bölgesindeki geniş bir coğrafî alanda yeniden canlanmıştı.

Ermenistan Kralı ilân edilen Aşot, 1. Aşot adını alarak tahta çıktı. Böylece, Bagradunî Krallık hanedanı başladı.

Abbasî Devletine bağımlı olan Kral 1. Aşot tahta çıktığı tarihten itibaren tam bağımsızlık için harekete geçti.

Güçlü bir ordu kurmak üzere hazırlıklara girişen Kral 1. Aşot, bağımsızlık ilân ettiğinde desteğini almak amacıyla Bizans’la yakınlaşmaya, siyasî ve askerî ilişkiler geliştirmeye başladı.

Ermenistan Krallığı’nı yanına çekme fırsatı doğduğunu gören Bizans İmparatoru 1. Basileos (867 - 886), Aşot Bagradunî’ye bir Krallık tacı ve değerli hediyeler göndererek, krallığını tanıdı.

1. Basileos’dan sonra tahta çıkan 6 Leon döneminde Bizans-Bagradunî ilişkileri daha da gelişti.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.