1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. Başımıza gökten Türkler yağıyor
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Başımıza gökten Türkler yağıyor

A+A-

‘Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik’ sözünün meşhur anlamını Sayın İbrahim Tatlıses’e borçluyuz.

Tatlıses’i neredeyse yarım asır evvel, eğitim düzeyi konusunda yargılayanlar, sanatçı tarafından zekice ifade edilmiş bu malum cevabi layığıyla hakketmiştir.

Tabi ki o devirlerde, basta politik çalkantılar ve sosyo - ekonomik krizlerle mücadele etmekte olan Türkiye halkı için (günümüzdeki duruma tezat gösterilecek) eğitim kalitesi yüksekliği ve yaşam standardı refahı daha kısıtlı vaziyetteydi. Örneğin 80’li yılları kapsayan malum süreç içerisinde Türkiye, ekonomik çıkmazlar ve politik kısırdöngüler içerisindeki mücadelesini sürdürürken; iş ve beyin gücü alanında kayda değer pek çok ülke vatandaşını da memleket dışına -özellikle AB ülkelerine yönelik- göçler aracılığıyla kaybetmiştir. Anlaşılacağı üzere gelir düzeyi fark etmeksizin, bazı hemşerilerimiz, kendilerine sunulacak farklı hayat şartlarını ve imkanlarını değerlendirebilmek niyetiyle; bazılarımız, ülkemizi  temsil edecek resmi memurlar olarak; bazılarımız da ‘Urfa’da Oxford’ bulunmadığı için anavatandan ayrılmak durumunda kalmıştır.

Simdi, ‘ABD ile Kuzey Kore arasında bir savaş çıkarsa Kuzey Kore’nin ABD’yi yenebilme ihtimali yüksekliğinden; Somali’deki Al- Qaeda, bağlantılı Shabaab terörist grubunun en son yol açtığı intihar bombası saldırısıyla kıydığı 300 civarındaki masum candan ve bu hareketlenmenin asıl sebebinden; Kuzey Irak’taki Kürtlerin bağımsız bir devlet kurma hayallerinden; Pakistan’ın nükleer silah alanındaki başarılı çalışmalarından; hele hele, artık bir Avrupa şakasına dönüşmeye başlayan BREXIT spekülasyonlarından…’ niçin bahsetmediğimi sorabileceklere, şöyle cevaplayabilirim: Son zamanlarda Türkiye’den tası tarağı toplayıp, Avrupa’ya göç etmeye başlamış  ‘bazı’ vatandaşlarımız, globalleşme sürecine adapte oldukları bu yeni geçiş dönemlerinde, mağrur kelimelerle donatılmış küçük bir ‘hoş geldiniz’ hatırlatmasını hakketmektedir.

Şöyle ki, Avrupa medyasında yayınlanan haberler uyarınca, ‘Türkiye’de memnuniyet duymadıkları bir sosyo-politik yasam tarzından kaçan Türklerin, bati ülkelerine yönelik gerçekleştirdiği göç yoğunluğu’ belirli aralıklarla tekrarlanmaktadır. Aynı içerikle alakalandırılmış, basta Almanya, Avusturya, Hollanda, Belçika, Fransa ve Birleşik Krallık olmak üzere, bu yıl birçok memleketlimiz Avrupa Birliği vatandaşlığına girecek ilk adımlarını atmıştır.

Günümüz istatistikleri uyarınca, Avrupa Kıtası ülkelerinde (Türkiye hariç) sayısı 10 milyonu aşmış Türk ve Türk kökenli azınlık yaşamaktadır. Bu sayının en yüksek yoğunluğu 4,5 milyon Türk ve Türk kökenli vatandaşlar nüfusuyla  Almanya başta çekerken; bahsi edilen çoğunluk  rakamını 1 Milyon civarı Türk nüfusuyla Fransa; 700 Bin civarındaki Türk nüfusuyla Hollanda; 500 Bin civarındaki Türk nüfusuyla Avusturya ve yine ayni sayı ortalamasıyla Birleşik Krallık oluşturmaktadır. ABD ve Kanada’da hemen hemen 650 Bin civarında Türk ikamet ederken; Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı'nın 2013 verileri uyarınca dünya ülkelerine yayılmış ortalama sayıdaki Türk nüfusunun 180,6 Milyon olduğu belirtilmiştir; dahası, bu rakamın dönemimizde ikiyi katlayıp -hatta aştığı- tahmin edilmektedir.

Öte yandan, Temmuz 2017 CIA verileri uyarınca Türkiye toplam nüfusunun 80,845,215 milyona ulaştığı öne sürülmektedir.

Bahsi edilen nüfus yayılımları çerçevesinde ise, hemşerilerimize, global alanda gerçekleştirmeyi umdukları yolculuklarında kolaylıklar getirilebilmesi amacıyla, TC ile diğer ülkeler arasında çeşitli anlaşmalar gerçekleştirilmiştir. Son zamanların göç odağı haline gelmiş ülkelerden Birleşik Krallık ile Türkiye arasındaki ‘Ankara Antlaşması’ mesela, Avrupa’ya açılacak vatandaşlarımıza yönelik çeşitli fırsatlar sağlanılmaktadır.

Mevzuyu biraz daha açacak olursak, Ankara Antlaşması 1963 yılında dönemin ortak pazarına mensup Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Birleşik Krallık ile Türkiye arasında imzalanmış hatta ilgili ülkelere ilaveten, ilerleyen yıllarda antlaşmaya katılmış diğer ülke vatandaşları için de şartlarının geçerli olmasını öngörülmüş bir karar birliğidir. Dolayısıyla antlaşma kapsamında şekillenen ECAA ya da Ankara Anlaşması Vizesi, Avrupa Birliği ile işbirliği anlaşması bulunan ülke vatandaşlarına -örneğin- Birleşik Krallıkta kendi işini kurma ve burada yerleşik yaşama hakkı sağlayan vize tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda, Birleşik Krallıkta iş kurmak ya da kendi işini yapmak isteyen 18 yaşını aşmış ve yapacağı işe yetecek kadar sermayesi bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes başvurabilmektedir. Dahası, bahsi edilen vizesi aracılığıyla Birleşik Krallık (United Kingdom-UK)’a yerleşmiş şahıslar askerlik hizmetlerini 37 yaşına kadar erteleyebilmekte ve bedelli askerlik hakkından faydalanabilmektedir. Üstüne üstlük, yine ayni kapsamda UK’a yerleşen şahıslar bakmakla yükümlü oldukları diğer fertleri de beraberlerinde götürebilmektedir. Bitmedi… ‘Ankara Antlaşması vizesi ile UK’ a giriş yapmış, bireyler başlangıçta 1 yıl, devamında ise 3 yıl olmak üzere toplam 4 yıl çalıştıktan sonra, ülkede süresiz oturum için başvuru yapabilmektedir’. Nihayet, Ankara Antlaşması vizesi sahibi vatandaşlar UK’a yerleştikten hemen 5 yıl sonra, ülke vatandaşlığı, başvurusunda bulunarak, Great Britain pasaportu alma hakkı kazanmaktadır.

Anlaşılacağı üzere, memleketimiz, bütün vatandaşlarımıza yurt içi ya da dışında bulunsun bulunmasınlar, kendilerine, saadet beklentileri uyarınca kullanılabilecek tüm seçenekleri sunmaktadır.

Lakin, vaziyet sadece Türkiye ya da dünyanın diğer bir ülkesinde yasamaktan ibaret sayılmamalıdır. Çünkü ikamet ettiğimiz yer neresi olursa olsun, anavatanımıza layık bulunduğu sevgi ve saygıyı göstermeli ve ülkemizi mağruriyet içerisinde temsil etmeliyiz.

Hele, TC sınırları dışarısına yani taşınmış ya da dışarıda zaten ikamet etmekte olan hemşerilerimiz  bunu özellikle akıllarından çıkarmamalıdır. Her ülke kendine has bir karakteristik yapıya sahiptir ve o vatani vatan yapan bu köklü özelliğe herkes saygı göstermek zorundadır. Çünkü, iç-dış etkenler ve tarihin de getirisiyle, basta kendine has kanunları, dil, inançlar, kültür, sanat, folklor, gelenek ve görenekler, altyapı-üstyapı sistemi, idari-sosyal ve politik yapı, coğrafi etkenler….  ve bunlara ilave edilebilecek pek çok ögelerle bütündür o ülke. Tıpkı Suudi  Arabistan’ın bir ABD olarak değişemeyeceği gibi veya Rusya’nın Çin ya da Meksika olmayacağı gibi… Ve elbette herkes, istediği memlekete dilediği kadar taşınmaya ve içlerinde bulundukları yeni yasam tarzlarını gönüllerince değerlendirmekte özgürdür. Fakat , hiç kimsenin, terkettiği   yuvasını kötülemeye, irdelemeye, küçük düşürmeye haddi olmamalıdır. Çünkü vatanını, milletini, devletini saygıyla temsil edemeyenler, aslında en büyük hakareti kendi öz şahıslarına yapmış sayılacaktır.

Uzun lafın kısası, Urfa’da halen bir Oxford bulunamayabilir; lakin, Oxford’un mevcut olduğu yerde memleketi gücendirmeye de hiç kimsenin hakkı yoktur.

 

 

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.