1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. Batı, battı batıyor!
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Batı, battı batıyor!

A+A-

Avrupa’da meseleyi Exodus’a bile benzetenler oldu. Tevrat’ın, aynı ismi taşıyan ikinci kitabında, Musa önderliğindeki İsrailoğulları’nın, Mısır Firavunları köleliğinden kaçışını anlatan, kutsal göç hikayesi… Hani, Yahudiler’in Ortadoğu’daki konumunu dünya haritasına binlerce yıl evvelinden işleyen ve cağımızda, bazı Müslüman devletlerin huzursuzluk kaynağı sayılan sorunun, başlangıç noktası Exodus. İşte aynı vaziyetin bugün çoğunluğu Ortadoğu, Asya ve Afrika’dan kaynaklanan göç seliyle, tam tersine dönüştüğünü öne sürenler, ‘emperyalist batinin, yepyeni bir Exodus versiyonunu tecrübe edişi yakıştırmasıyla, cezalandırıldığına’ inanmaktadır. Bu kapsamdaki insan akışının, çoğunluğu Cezayir, Comoros, Djibouti, Mısır, Irak, Libya, Mauritania, Fas, Filistin, Somali, Sudan, Suriye, Tunus, Yemen, Nigeria, Bangladesh, Guinea, Cote d’Ivoire, Gambia’dan yola çıkmış mürteci ve ilticacılardan meydana getirildiği hatırlanırsa, batının içerisine sürüklendiği panik kolaylıkla anlaşılabilir. Özellikle 2016’dan bu yana, 21.3 milyon ilticacı/mürteci/göçmenin, birinci dünya ülkelerine –nam-ı diğer Batı’ya- zaten giriş yapmış olduğu düşünülürse…

 

İkinci dünya savaşından bu yana tecrübe edilmiş, en büyük göç hareketi olarak nitelendirilen dönemimizdeki çalkalanma, Türkiye ve Yunanistan’ın sınır kontrollerini arttırması akabinde, coğrafi tercih rotasını da değiştirmiştir. Artık, AB ülkelerine girişi Akdeniz üzerinden yapılacak yolculuklarla seçen mağdurlar, yasadışı insan kaçakçısı çetelerinin de yardımıyla, hareketlerine Libya, Fas, Tunus, Yemen ve Mısır limanlarından başlamaktadır. Gelişmelerden en fazla etkilenen İtalya, soruna çözüm sağlayabilecek politik bocalamalara sürüklenirken, hükümet görevlileri ‘ülkenin bu yıl 85,183 mülteciyi kabul ettiğini’ açıklamıştır.

 

Fakat İtalya bir tarafa, iyiliksever Türkiye, Suriye savaşının da yarattığı etkiyle bugün, barındırdığı 4 Milyondan fazla yardıma muhtaç ile dünya sıralamasında halen, en fazla sayıda mülteci/ilticacı/göçmen ağırlayan ülke olarak kabul edilmektedir.

Türkiye’yi izleyen, toplam 508 Milyon vatandaş nüfuslu AB ülkeleri öte yandan, topraklarına ulaşmış fırsatçılara barınacak yer sağlamaya çalışmakla beraber, talep başedilmezliği dolayısıyla, soruna, yeni çözüm yolları da aramaya başlamıştır. Dahası, batıyı pençesi altında tutan, cihad terörizmi; ırkçılık; sağcılık ideolojilerinin yaygınlaşması; sosyal sınıf çatışmaları; ekonomik iniş-çıkışlar ve Brexit çalkantılarına bir de ‘batılı radikallerin bakış açısıyla: barbar istilası’ sorunu eklendiğinde, AB Komisyonu, mevzuyu daha da ihtiyatlı kararlarla değerlendirmeye başlamıştır. 

 

Örneğin, vaziyetin çözümü niyetiyle yepyeni bir ‘Avrupa Yerleşim Programı’ hazırlayan AB Komisyonu, Mart 2016’dan itibaren, amaç doğrultusunda kullanılmak üzere toplam 3 Milyar Euroluk bir bütçe ayırmıştır. Rakama ilaveten 445 Milyon Euro’luk bir yatırım ile AB, Suriye’de insani yardımların sağlanabileceği destek projeleri gerçekleştirmiştir. Dahası, aynı konuyu kapsayan 198 Milyon Euro Yunanistan’a aktarılırken; Türkiye, Urdun ve Lübnan’a, Suriyeli mülteci ve ilticacıların barındırılmasında katkı sağlayacak ve Irak’taki ihtiyaçların karşılanabileceği bir plan için, şimdilik, 609 Milyon Euro’luk ödeme yapılmıştır. AB Komisyonu diğer taraftan Afrika ülkelerine ise, toplam 4.95 Milyarlık yardım Euro’su aktarılmıştır. İlaveten, 2014-2020 döneminde kullanılacak 474 Milyon Euro sadece Yunanistan’a, sözü edilen sorunda kullanılması niyetiyle tahsis edilmiştir. Tabi ki zaten milyarlarca Euro’luk bir dış borca sahip bulunan ve %25 oranındaki işsizlik ile yolsuzluklar sorunuyla mücadele eden Yunanistan’ın, elde kalan yardım parasını nasıl kullanacağı sorusunu düşüncelerimize bile getirmemeliyiz. Özellikle, Yunanistan’ın AB ülkelerine olan 8.5 Milyar Euro’luk borcunun büyük ağırlığının Almanya’ya ait bulunduğu hatırlanırsa.

 

Lakin, tüm bu finans akışı ağlarının örülmesinde önemli yaptırım rolleri oynayan Almanya Başbakanı Angela Merkel idaresi, Avrupa’da körüklediği Exodus kargaşası gölgesini 24 Eylül’de gerçekleştirilecek Almanya genel seçimleriyle üzerinden atmayı amaçlamaktadır. Aynı doğrultuda Alman hükümeti, bir yandan kendi vatandaşlarına nihayet odaklanıp seçim sonuçlarının pozitif getirisini umarken, diğer yandan da ilticaci-mülteci ve göçmenlere yönelik yepyeni yardım yolları belirlemiş bulunmaktadır.

 

Bu vesileyle örneğin, yasadışı çeteler tarafından Libya’dan yola çıkarılarak, İtalya’nın Sicilya kıyılarına ulaştırılan -çoğu erkek, kuzey Afrikalı- ilticacılar, İtalya sahillerinde kendilerine ‘insaniyet desteği sağlama niyetiyle bekleyen’ Alman yardım dernekleri tarafından karşılanmaktadır. Avrupa’ya ulaşmak isteyenlerden, kişi başına yaklaşık 1500 Euro ila 3000 Dolar civarında ücretler talep eden, insan kaçakçıları ile Avrupa ülkelerine ait bazı yardım dernekleri arasında gerçekleştirilen insaniyet(!) dayanışması mesela, geçtiğimiz yıldan bu yana, alakalı taraflara, yaklaşık 300 Milyon Euro’luk bir kar sağlamıştır.  Hatta İtalyan hakim Carmelo Zuccaro ‘2017 başından bu yana, İtalya’nın Catania bölgesine ulaşan ilticacılara en fazla yardım sağlayan sivil toplum örgütü kuruluşlarının Almanya’ya ait olduğunu’ bile açıklamıştır. Zuccaro, ‘Almanya’nın 5 yardım derneği ve 6 sahil kurtarma botu ile Akdeniz’de halihazırda beklediğini ve İtalya sahillerine yaklaşan ilticacı botlarına yardım elini uzatan ilk ülke olduğunu hatırlatmaktadır. Hatta yetkililer, sözü geçen yardım örgütlerinin her ay AB bütçesinden çekilmiş 350,000 Sterling’lik masraf göstergesi sunduğunu dahi belirtmektedir. 

 

Ne yazık ki, aç gözlü politikacıların, koltuklarını koruyabilmek niyetiyle oynadığı malum ilticacı-mülteci-göçmen hareketi oyunları, uzun vadede Avrupa’nın karakteristik özelliğini kökeninden değiştirecektir. Çünkü batılılar, ekonomi dengesi, kanun ve nizam, politik uygulamalar, ortak dil ve iletişim, altyapı, eğitim seviyesi, işsizlik, kişi başına düşen gelir dağılımı, yerleşim yeri ve barınak imkanları, ulaşım, gıda, sosyo-kültürel aktiviteler, eğlence anlayışı, gelenek ve görenekler, folklor, dini inançlar ve tüm bunların koordinasyon içerisinde yürütülme mücadelesi yanında; simdi yepyeni kültürlere ve bunların beraberinde getireceği sosyal bocalamalara-çatışmalara hatta potansiyel terör zeminine açmıştır kapılarını.

 

Tıpkı Sigmund Freud’un açıkladığı gibi: ‘Şahsın, tecrübe ettiği bireysel çaresizlikler, ise yaramazlık duygusu ile bütünleştiği anda, şahısta, kendisi için alternatif yollar bulabilme mücadelesi baslar. Ve çözüm yolunda ilerleme niyetiyle harekete gecen şahıs, kendisiyle benzer hisleri paylaşan diğer kişilerle bir araya gelerek, yeni dayanışma grupları kurar. Artık etkileşim içerisinde hareket eden grup üyelerinin, aralarında giderek güçlenen manevi destek bağıysa, sosyal bir şartname gibi, yıkılamaz bir güç birliği oluşturur.’ İşte medeniyet yolundaki, irticacı, mülteci ve göçmenlerin sergilediği durdurulmazlık, böyle bir dayanışmadan kaynaklanmaktadır. Ve iste eğer, Merkel gibi, fazladan birkaç oy sağlayabilmek, ya da AB ülkeleri liderliğini garantileyebilmek niyetiyle yola çıkan bazı politikacıların sağduyusu tamamen elden giderse, Avrupa ırkının karakteristik yapısı kaçınılmaksızın değiştirecektir. Almanya’nın 24 Eylül’de yapılacak genel seçimi öncesinde, bu gerçeği, hayırsever demokratlar kendilerine tekrar hatırlatmalıdır.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.