1. YAZARLAR

  2. ORHAN SARIKAYA

  3. Bir mıh bir nalı kurtarır, bir nal bir at kurtarır...
ORHAN SARIKAYA

ORHAN SARIKAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir mıh bir nalı kurtarır, bir nal bir at kurtarır...

A+A-

Kusura bakmayın, Size bugün ne Sıla ile Ahmet Kural'dan ne de enflasyondan yada Ak Partiden, Reisten şundan bundan bahsetmeyeceğim. Biraz yaşanmışlıklarımı anlatacağım ki kimisine ders olsun, kimisine hikaye...

Bir atasözümüz vardır,

"Bir mıh bir nalı kurtarır, bir nal bir at kurtarır."

diyeceksiniz ki ne alaka?

Yaklaşık 3-3,5 ay önceydi. Bir sabah kahvaltı yapıyoruz babam dişim ağrıyor dedi. Bizde doğal olarak Baba git bir görün dedik. Tabii o zamanlar sağlıklı kendi işini görebiliyor. Kendi başına poliklinik’e gitti ve dişini çektirdi geldi. Babamın damak protezi vardı. Ağrıyan diş protezi tutan dişmiş. Protez ağzımda durmuyor, yemek yiyemiyorum deyince birlikte yeniden polikinliğin yolunu tuttuk. Orada ki dişçi hanımefendi diğer dişlerinde oldukça kötü durumda olduğunu bunların tamamının çekilmesi gerektiğini aksi takdirde bu dişlerin Aft yani Mantar yapabileceğini söyleyince şaşırdık. Kaldı ki babam diş temizliği konusunda hassastı her yemek sonrası dişlerini temizlerdi. Sonuç itibariyle tüm alt üst dişler çekilecek ve alt, üst protez yapılacaktı. Peki demek zorunda kaldık.

Dişler 2-3 gün arayla tek tek çekiliyor ve yaz ayının ortasına doğru gidiyorduk…

Yaz ayının ortasına doğru diyorum çünkü ne kadar beslenmesi konusunda dikkat etsekte pek bir şey yiyemiyordu. Çorba ve sıvı gıdalar ile aç kalmasın diye çabalıyorduk. Ama yine de babamda ciddi anlamda bir güç eksikliğini hisseder olduk. Bizler biran evvel sağlığına kavuşması ve yemek yiyebilmesi için acele ediyoruz ama çekilen dişlerin yaralarının iyileşme sürecini de beklemek zorunda kalıyorduk. Çünkü yara iyileşmeden protez işi başlayamıyordu.

Bu arada Annem Babama Kışlıklarını kaldır ve yazlıklarına dolapta yer aç demiş. O da peki demiş… 

Ve bir Gece...

İlerleyen saatlerde evin içerisinde bir takım seslere uyandım. Sesler salonda geliyordu. Koştum ve bir de baktım babam orada dolaşıyor!

Baba hayırdır dediğimde Tuvaleti arıyorum dedi. İşte o gece bittiğim andı. Çünkü Banyo odasının tam karşısındaydı ama o tuvalet için salondaydı. Sabahı sabah ettik....

Ve O Sabah...

Önce hızlı bir kahvaltı ve Apar topar hastanenin yolundayız ama Babam babamlıktan çıkmış, Söz dinlemeyen bir çocuk gibi...

Kah sıkıldım diyerek pantolonunu çıkarmaya çalışan, kah arabanın kapısını açmaya çalışan yaramaz bir çocuk...

Korkum ve endişem had safhada ayrıca ne oldu sorusunu çözemiyorum....

Acil Servis, Tahliller ve Sonuç!

Kan değerleri oldukça düştüğü için Akli melekeler ile ilgili sorun yaşanıyor...

2 Ünite serum ve hastane dönüşü şükür babamıza kavuştuk. Yolu tanıyor bizimle eskisi gibi konuşmaya başlıyor...

Bu arada bu sürece kadar ki kısımda Babam 2003 yılında By-Pass ameliyatı geçirmiş 2 yıldır da Prostat kanseri tedavisi görüyordu. Kanseri yenmiştik ama Diş çekimlerinden dolayı ilaçlarını bir müddet kullanmamıştı soruyordum kendisine bir sıkıntın var mı diye yok iyiyim diyordu...

Kan yapıcı ilaçlar vs.ler ile babamı takviye etmeye çalışıyoruz bir yandan da protezler için poliklinik’e haftada bir uğramaya devam ediyoruz...

Ve bir Pazar Sabahı...

Kahvaltı yapıyoruz. Babam ben gece yataktan düştüm dedi. Ben nasıl düştün baba? Derken şaşkındım çünkü babam çift kişilik yatakta yatıyordu. Hemen sofradan kalktım ve bacaklarını vs. Her yerini kontrol ettim. Bacağım ağrıyor dedi ama görünürde ne bir çizik ne bir morarma nede bir kanama vardı. Bende baba etin içerden ezilmiştir galiba dedim. Herhangi bir şey görünmüyor dedim. Kırık olsaydı 2 defa kolu kırılan birisi olarak kırık acısını bilirim yerinde duramazdı. Kemik kırığı gibi bir emare de yoktu...

Aradan birkaç gün geçti ve bir gece...

Babamı yine gece yarısı sokak kapısına asılmış vaziyette tuvalet arar buldum...

O gece de sabahlar olmadı...

Ertesi sabah biz yine apar topar hastane yolunda bulduk kendimizi...

Bu defa durum daha vahim, Zapt edemediğim söz dinlemeyen çocuk yine ortaya çıkmıştı...

Acı gerçeği orada öğrendik...

Pazar günü yataktan düştüğünde Kalça kemiğini kırmıştı ve Kalça kemiği kırığı Deliryum denilen bir hastalığa da neden oluyordu. Yani Akli melekeleri etkiliyordu...

Hemen hastaneye yatış ve 13 gün süren zorlu bir süreç...

Bir yandan babamı bedenen ameliyata hazırlıyoruz diğer yandan da akli melekelerde ki sıkıntılar ile boğuşuyoruz...

Ameliyat sonrası ise ufak ufak yürümeler akli melekelerde gözle görülür düzelmeler yüzümüze yansıyor. Hepimiz tamam bitti kurtulduk sevincindeyiz...

Artık evdeyiz...

Yürürken (Walker) yürüteçte atılmış ve ufak tefek yine de bazen duvarlara dokunarak yürüyüşler devam. Bu arada Diş Protez işleri tekrar başladı ve ölçüler vs.ler alınıyor...

Yaklaşık 1 hafta sonra...

Babam: ”Takatim yok!”

Önce Baston’a daha sonra ise (Walker) yürüteç’e geri dönüş...

Aklımı yemek üzereyim...

Ne oldu?!

Apar topar tekrar Acil’in kapısındayız. Tekrar film çekimleri vs.ler her şey normal...

Eve geri dönüş... 4-020.jpg

Yaklaşık bir hafta sonra gece yarısı...

Babamın odasından bir patırtı kütürtü ve koşarak odaya gitme!

Babam yerde!

Yataktan düşme!!!

Aynı gece 2 defa daha düşünce düşme ihtimali olan yere yer yatak süngeri serdim.

Babam: ”Onu kaldır oradan göz zevkimi bozuyor!”

Güler misin? Ağlar mısın? Beklemediğim bir söz...

“Sen yine düşersin ve bir yerini kırma diye o orada baba....”

Ve aynı gece yaklaşık 15 dakika sonra...

Yine bir ses...

Yine odasına koştum ama bu defa babam asla aklıma gelmeyen hatta bana göre mümkün olmayan yatağın ayak ucundan yere düşmüş vaziyette...

Tekrar kaldır ve bu defa yer yatağına yatır ki bir daha düşmesin!

Sabaha kadar yani toplasanız belki 3-4 saat kadar yer yatağında yatış...

Ve ameliyatlı olan bacak yeniden şişmeye başladı ve yürüyüşü kaybettiğimiz gibi güç kaybını da hissedilir derece de gözlemliyorum...

Artık evde yeniden tekerlekli sandalye ile sorunlar çözülmeye başladı...

Allahtan 25 Ekim’e 4 gün kaldı!

25 Ekim’de hem doktoru izinden dönecek hem de kontrol randevumuz var...

Günlerden 24 Ekim...

Protezler nihayet bitti ve takıldı. Ama babamda bir sevinç emaresi yok! Kullanmaya başladı çok şükür...

Ve 25 Ekim...

Doktor Muayenesi ve Film çekimleri ile birlikte acı sonuç!

3-4 gün önce gece yarısı yataktan düşmeler sonucu kalça kaval kemiğinde daha büyük yeni bir kırık.

Ve yıkıldığım an!

Çünkü doktor bu ameliyatın çok daha riskli olduğunu ayrıca o büyük ameliyattan daha 1 ay gibi bir sürecin geçtiğini söylüyor. Ameliyatı yaptırmama gibi bir şansınız da yok. Çünkü Ameliyat olmazsa bu kırıktan dolayı zaten ölecek...

Vücudunun kaldırmama ihtimali var ama biz toz konduramıyoruz...

Babamdır kaldırır bu ameliyatı da....

8 günlük tek kişilik oda da üst seviye bakım ve Perşembe günü Ameliyat kesinleşti gibi!

Ameliyat 2 Kasım Cuma gününe alındı!

Perşembe sabahı ise takviye amaçlı ameliyat öncesi 1 gün Yoğun Bakım!

Yoğun Bakımda Annemin ve küçük kız kardeşimin ziyareti esnasında gelen öğle yemeği ve

Babam: ”Gülay hanım, Bu çorba ve yoğurt insanı çok iyi doyuruyor...”

Annemin anlatışıyla Babam sanki kıtlıktan çıkmış gibiymiş, İlk defa ben onu öyle yemek yerken görmüş... Neşeliymiş de...

Ve son gün! Günlerden Cuma! 2 Kasım Ameliyat Günü....

Saat 10.00 Ameliyat başladı...

Saat 15.00 Ameliyat bitişi ve Yoğun Bakım Doktorunun bilgilendirmesi...

Doktor: ”Ameliyatta kalbi durdu anlık olarak ama çalıştırdık. Ameliyatı başarılı ancak şuan riskli.”

Ben: ”Görebilir miyiz?” 

Doktor: ”Şuan uyuyor ve Makineye bağlı. Haliyle görmeniz bir şey ifade etmeyecek. Yarın Saat 13.00-14.00 arası görüş var o zaman görürsünüz...” 

Ben: ”Yapacak bir şey var mı? Ne yapalım?” 

Doktor: ”Evinize gidin dinlenin şimdi, yarın zaten görürsünüz...”

Tedirgin olmakla beraber eve geri dönüş, Saat :15.30

Saat 16:28 Ve Telefon!

Yoğun Bakım doktoru benimle görüşmek ister... 

Saat 17:00

Doktor ve Ben...

-Gitti mi? 

- Sizi aradığımız da hala hayata döndürmeye çalışıyorduk. Yaklaşık 10 dakika önce kaybettik, Başınız sağ olsun... 

-ALLAH RAHMET EYLESİN, Amin. 

Bu arada bir not ekleyeyim sizlere;

Yaz başında Annemin Yazlıklarına yer aç, Kışlıklarını kaldır dediğinde Babam tüm kışlıklarının hepsinin dışarıya bırakıyor ve tüm fakir fukara nasipleniyor. O gün evimizde olan bir misafirimiz ise elbiselerin dışarıda ihtiyaç sahipleri tarafından alındığını görüyor ama babamın o elbiseleri bıraktığından haberi yok ve Anneme söylüyor. Annemde dışarıya dahi bakmadan birileri atmıştır birilerinin de ihtiyacı varmış alıyordur diyor, Umursamıyor...

Bilmiyor ki hayır sahibi Demans (Bunama) hastası olan Babam...

Babam İhtiyacı olmayacağını hissetti galiba bu Kış...

Anladınız mı şimdi bir tane ağrıyan diş ile başlayan süreci ve "Bir mıh bir nalı kurtarır, bir nal bir at kurtarır." derken ne demek istediğimi?

Ama hep zihnimde babam ile her zamanki birbirimize seslenişimiz yankılanıyor...

Ben: ”Babam!”

Babam: ”Babaaammmm...”

 

1-157.jpg

("Merhum babam Burhan Cahit Sarıkaya'nın cebinden çıkan not")

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum