1. YAZARLAR

  2. NURAY BAŞARAN

  3. Bölgenin Hamiliği Ve Türkiye
NURAY BAŞARAN

NURAY BAŞARAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Bölgenin Hamiliği Ve Türkiye

A+A-

Bir devletin içinde yer aldığı bölgenin hamisi, hâkimi ya da egemen gücü olması, o bölgedeki siyasi ve ekonomik gelişmeleri kontrol etmesi anlamına gelir. Bir ülkenin bölgesinin ‘hami’si olabilmesi için öncelikle bölgenin geçmişini bilmesi, geleceğini belirlemesi ve bunlardan daha da önemlisi bölge gerçeklerinden (bölgesinde neler olduğunun teşhisi) haberdar olması gerekir.

700 yıllık tarihiyle Türkiye, bölge gerçeklerini bilen ve bölgedeki dengeleri hesap edebilecek bir konumdadır. Bölgemizde yaşanan kaos ve karmaşa ortamında 'savaş boruları ‘çalan gruplara karşı, stratejik barış hamlelerinin gerekliliğini iki gündür yazıyorum. Küreselleşme sürecinde evrim geçiren milliyetçilik dalgasının yeniden yaygınlaşmasının nedenlerini ya da arka planını iyi bilmek gerekir. Yoksa analizlerimizde, çoğu tv yorumcusu gibi kumda oynamaktan öteye geçemeyiz. Bu düşünceyle, bölgemizin haritasını yeniden çizmeyi hedefleyen planları bilmek ve derinlerde ne olduğuna bakmakta fayda var.

Irak’ın Kuzeyindeki referandum sonrasında ABD’nin yaptığı ilk açıklamayı analiz etmekle işe başlayalım. Beyaz Saray, Irak’ın yeni durumuna  ‘Birleşik Irak' adını koydu. Bununla da kalmadı, Irak’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapan Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders, ’DAEŞ’i ortadan kaldırmak ve İran’ı püskürtmek için birleşik bir Irak'ın' gereğine inandıklarının altını çizdi. Bundan anladığımız, Irak’ın kendi içinde toprak bütünlüğünü koruyacak olmasıdır ki bunun formülü, yakın zamanda merkezi hükümet ile Barzani'nin masada bölgenin geleceğini "Birleşik Irak Milletler Topluluğu" olarak belirleyecekleridir.

Referandum, Barzani cephesi için, sadece merkezi hükümete karşı haklarını savunup alabileceği bir argümandan öteye gidemeyecek gibi görünüyor.  Barzani, aslına indiğinizde Yahudi kökenli ve Rothschild ailesi ile akrabalığı bulunan güçlü bir isimdir. Rothschild ailesi, 18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa'nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Alman kökenli Yahudi bir ailedir. Bunun anlamı şudur: Referandumdan en çok yarar sağlayacak birincil ülkeler, elbette İsrail ve dolayısıyla ABD'dir. Bunlara eklenebilecek başka bir ülke de kuşkusuz İngiltere'dir. Nitekim Barzani'nin egemen olduğu bölgedeki enerji kaynaklarının büyük çoğunluğu, İngiliz şirketlerine aittir.

Olayın diğer boyutuna şimdi geçebiliriz. Yakın bir zamanda Barzani, Irak yönetiminin koltuğu altında Türkiye’nin karşısına çıkacaktır. Türkiye ise referandum sürecinde ilişkilerini durduğu nokta itibarıyla güçlendirdiği Irak Merkezi hükümeti ile Kuzeydeki anlaşmaların benzerlerini yapmaya çalışacaktır.. Yani enerji ‘vana’ları kapanmayacak ama kontratı yeni sahipleri ile yenilemek gerekecektir. 

Öte yandan, PYD ve YPG’ye verilen silahlar ile onlara açılmak istenen alan, ABD’nin çıkarları doğrultusunda İsrail için yeni bir devletçik demektir. Bu da vaad edilmiş topraklar için bir adım daha ilerlemek anlamına gelir. Türkiye’nin yeni risk alanı, PYD ve YPG’ye verilecek olan taviz gibi görünse de,  ortada İŞİD’e karşı yapılacak olan ortak savaş vardır ki;  bu da Türkiye’nin bu konuda adım atamamasına neden olacaktır. Türkiye’nin üzerine yapıştırılmaya çalışılan İŞİD'e destek sopası, Türkiye’nin bağımsız yeni stratejiler geliştirmesini zorlaştıracaktır.

Tam da bu noktada, Türkiye’nin (dün de söylediğimiz) Bakü’de toplayacağı Ortadoğu Barış Zirvesi, reel ve geçerli bir adım olabilir.  Böylece Türkiye, Ortadoğu’daki tüm Türk, Müslüman ve Arap ülkelerini yanına alabilir ve bölgenin yeni hamisi olarak ortaya çıkabilir. Bunun ilerideki adımı,  AB’nin alternatifinin doğuşuna öncülük yapmak ve bölgede  "Ortadoğu Devletler Topluluğu" ya da "Asya Birliği" gibi yeni bölgesel güçlerin doğuşuna önderlik etmektir.

Ortadoğu ülkelerini işbirliğine götürecek yeni süreç, Suriye'de  ‘Esat’lı mı, Esat’sız mı geçiş olacak’ tartışmalarını bitirecek ve bölgedeki devlet ve devletciklerin bir arada ve barış içinde yaşaması sağlanabilecektir.  Bu geçişin artık Esat’lı ya da Esat’sız olmasının önemi yoktur.  Bu nedenle,  ‘Değerli dostumuz Donald’ ile stratejik ayrışmaları biraz daha gidermiş olur,  ‘dikleşmedem dik durarak’ ve ülkenin geleceği için önemli bir adım atarak yeni dönemde daha rahat olabiliriz.

Yarın, Ortadoğu’daki karmaşada ‘ertelediğimiz’, hatta ‘unuttuğumuz ve unutturulan’  Kıbrıs’ı yazacağım. Neden, biliyor musunuz? Çünkü Barış Harekâtıyla kan dökerek kazandığımız Kıbrıs’ı, sessizce ve hızlı biçimde masa başında kaybediyoruz. Bu gerçeği yüksek sesle dile getirmenin gereğine inanıyorum.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.