1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. Cihad, 'Je ne regrette rien!'
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Cihad, 'Je ne regrette rien!'

A+A-

Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinin kader akışını önemli katkılarıyla şekillendirecek Fransa, ülke güncelindeki Cumhurbaskanlığı seçimlerinin ardından daha da kararlı bir politik çizgiyle karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Birinci aşamasi 23 Nisan’da tamamlanan ve sağcı lider Marine Le Pen ile bağımsızlardan  Emmanuel Macron'un çoğunluk oylarını garantilemesiyle sonuçlanan secimin, final aşaması 7 Mayıs’ta gerçekleştirilecek. Seçimden alınacak sonuç, AB topraklarına köktenci kararlar mührünü vuracak yepyeni bir Fransa idare sistemini de karşımıza çıkaracaktır.

Fransa seçimlerinin iki kademesi arasına rastlayan döneminde Paris’e yaptığım ziyarette, ülke kamuoyunun genel görüşlerini özetleyen önemli bir seçim propagandası dikkatimi çekti: Özellikle IS terör saldırılarının da etkisiyle, sağcı, solcu hatta çekimser ilkeleri fark etmeksizin birlik ruhuna girmiş halk, ateşli bir milliyetçilik kavramı içerisinde yoğunlaşmış ve tüm bunların üzerine de kendinden emin bir AB vatandaşlığı ruhu eklemiş. Bilindiği gibi, AB'nin  temel kurucu üyelerinden Fransa, ekonomik açıdan bakıldığında göze çarpan sağlamlığıyla da IMF'in 2016 raporuna göre dunya sıralamasında baştan altıncı gelen bir ülkedir. Bu gerçekten gurur duyan Fransiızlar'ın 7 Mayıs’ta uyandıracağı seçim sonucu yankılarını beraberce  değerlendireceğiz. Lakin bugün ülke kamuoyunun değişmez tartışmaları arasında yer alan ve AB ülkelerinin de politik güncelerini şekillendiren, önemli bir endişeye  dikkat çekmek istiyorum: İslam-Cihad ve Türk yaylımcılığı…

Özellikle, yukarıda vurgulanan ideolojik üçgene karşı taviz vermez bir ruhbirliğinin bayrağını, Fransız Cumhurbaskanlığı adaylarından, sağ görüşlü lider Marine Le Pen gururla taşımaya devam ederken; sözü geçen lider, ‘eğer Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanırsa, ülkedeki bütün radikal camileri kapatacağına dair de söz verdi.’ İdeolojisi, sadece Fransa’da değil, birçok Avrupa ülkesinde de yaygınlaşmaya başlayan ve amacı Müslüman aktivitelerini kontrol altına almak olan niyet, AB topraklarında huzur ve güvenceyi garantilemek üzere adım adım pekiştirilmektedir.

Aslına bakılırsa, böyle bir ihtiyat planı sadece Fransa'da değil, birçok AB üyesi ülkelerde de vatandaşların bilinç altına yerleştirilmeye devam etmektedir. Örneğin, Slovakya Başbakanı Robert Fico, ‘Müslümanların Avrupa’da yaşama ve yaygınlaşması ozgürlügünün sınırlandırılması’ çağrısında bulundu. Hatta, konuyla ilgili hızını alamayan Fico, geçtiğimiz yıl ‘İslam dininin Slovakya’da resmi bir din olarak kaydedilmesini yasaklayan' bir yasanın dahi kabul edilişine öncülük etti. Fico’nun çağrısına göre ‘Bütün AB üyesi ülkeler, İslam’ın resmi statüsünü kaldıracak bir kanun çıkarmalıdır!'.

Slovakya’dan farklı sayılmayacak bir tutum içerisindeki Macaristan Başbakanı Victor Orban ise, İslamiyet’e karşı duyduğu endişeleri açık yüreklilikle ifade ederken, ‘Müslümanların, Avrupa’da cihadi bir hakimiyet kurma niyetinde olduğunu’ vurguladı.

Sözü geçen bu ülkelerin fazla uzağında bulunmayan Hollanda’da dahi, ‘Müslümanlara karşı savunmaya geçilmesi gerektiğini’ ilan eden sağ görüşlü politikacı Geert Wilders, bu yıl ülkede gerçekleştirilmiş 15 Mart  seçimleri sırasında halka çağrılar yaparken ‘Hollanda’yı İslamdan arındıracağını’ belirtiyordu. Dahası, Wilders, ‘ülke sınırlarını mülteci ve irticacılara karşı kapatmayı; ülkedeki camileri kapatmayı; Kur’an-ı yasaklamayı; başörtüsü yasağı getirmeyi; İslam dini öğreten okulları kapatmayı’ bile ilke olarak dile getirmişti. Nihayet, Hollanda seçim sonuçlarını hatırlayacak olursak, böyle bir uygulamanın yaratacağı kargaşa, Hollanda’da özgürlük ve Demokrasi Partisi Lideri Mark Rutte’nin seçimleri kazanmasıyla engellenmişti.

Yukarıda dikkatlere sunduğum ülke politikacılarının -ve Avrupa kamuoyunun sadece belirli bir kısmının görüşünü- yansıtan bakış açısını ele alırsak, 'çoğunluğu Müslüman bir nüfusa sahip Türkiye’nin AB üyeliğine giriş sürecinin hangi aşamada takıldığını' kolaylıkla anlayabiliriz. Fakat, ne yazık ki, topraklarında süregelen terör saldırılarının da etkisiyle, bazı Avrupa’lıların göz ardı ettiği bir gerçek var: ‘Çoğunluğu Müslüman nüfuslu Türkiye de tıpkı AB üyesi ülkeleri gibi ayni problemlere karşı mücadele vermektedir’.

Bunlara ilaveten, hepimizi zarara uğratan bölücü terör saldıdılarının 'Müslümanlığın yapıcı ve barışçıl özüyle hiçbir alakası yoktur'. Hatta, dünyada ortalama 1.6 milyar Müslümanın yaşadığı dikkatlere getirilirse, böyle bir çoğunluğun, küresel bir cihada çıkmış olabileceği yanılgısına düşülmesi de AB tarafından uğratılan büyük bir haksızlık sayılacaktır.

Kısacası, sadece İslam dininden değil, fakat tüm inançlar içerisinden süzülüp gelen ve bazı yıkıcı grupların yol açtığı huzursuzluk cihadını durdurmak gereklidir. AB ülkeleri, ABD, Türkiye ve dünyanın tüm diğer ülkeleri için, bölücülüğe karşı sağlam bir dayanışma mantığıyla savaşmak gereklidir, ayrımcılıkla değil. Böyle bir kontrol, sadece AB sınırları içerisindeki camilere yönelik olmamalı; ya da Türkiye’nin çoğunluğu Müslüman nüfusuna doğru odaklaştırılmış bir dışlama yüzeyselliği gibi de kalmamalıdır.

(*JE NE REGRETTE RIEN: Hicbirseyden pisman degilim)

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.