1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: 15 Temmuz’dan sonra savunma konseptimiz değişti
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: 15 Temmuz’dan sonra savunma konseptimiz değişti

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: 15 Temmuz’dan sonra savunma konseptimiz değişti

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve SADAT Kurucu Başkanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin AVAZTÜRK Genel Yayın Yönetmeni Zihni Çakır ve Haber Koordinatörümüz Necdet Pekmezci’ye verdiği röportajın son kısmını yayınlıyoruz.

A+A-

Özellikle 15 Temmuz sonrası Kurucu Başkanı olduğu SADAT üzerinden “paramiliter örgüt” ve “Erdoğan’a özel ordu kurma” tartışmalarının hedefine oturan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, röportajın son kısmında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile nasıl tanıştıklarını, Afrin’e yönelik başarıyla sonuçlanan Zeytin Dalı Harekatı ve Türkiye’nin Ortadoğu’da izlediği politikayı değerlendirdi. Türkiye’nin savunma konseptinin değiştiğine dikkat çeken Tanrıverdi, Erdoğan’ı Pınarhisar Cezaevinde ziyaret ettiği sırada yaşanan ilginç diyaloğu da ilk kez AVAZTÜRK’e açıkladı.

İşte yılın röportajının bir solukta okuyacağınız son kısmı…

• ZİHNİ ÇAKIR: En çok merak edilen şeylerden biri zannedersem sayın Cumhurbaşkanı ile nasıl tanıştığınız konusu… Sahi nasıl tanıştınız, ne zaman, nerede?

ADNAN TANRIVERDİ: Ben 1992-1995 arasında 2. Zırhlı Tugay Komutanıydım. Cumhurbaşkanımızın 27 Mart 1994 mahalli seçimlerinde Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı olduğu dönemde. Kışlamızın yaklaşık 12 kilometre çapında geniş bir alanı var, Kartal Maltepe’de, bir tarafında Samandıra Beldesi bir tarafında Maltepe İlçesi var. Samandıra beldeydi. Maltepe İlçesine bağlıydı. Samandıra Belde Belediye Başkanı da bugün Erzurum Belediye Başkanı olan Sn. Mehmet Sekmen idi. Maltepe’ye Kaymakamlığına gelip geçerken kışlanın bir nizamiyesinden girip öbüründen geçer, gelip bir de çayımızı kahvemizi içerdi. O zaman ben Cumhurbaşkanımızı tanımıyordum. Mehmet Bey, bizim İstanbul Belediye Başkan Adayımız sizi ziyaret etmek istiyor dedi. Ben de buyursunlar dedim. Öyle bir zamandaydı ki; yani Refah Partisi veyahut ta o düşüncedeki insanları bir Garnizon Komutanı veya Kışla Komutanının kabul etmesinin riskli olduğu bir dönemdi. Kendilerini davet ettik ve geldiklerinde, Refah Parti İstanbul İl Başkanı ve Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak bir saat civarında istişarelerde bulunduk. Sonra aramızda bir gönül bağı oluştu. Bizim kendilerine, kendilerinin de muhtemelen bize karşı bir sempati hâsıl oldu. Cumhurbaşkanımız Belediye Başkanı seçildikten bir yıl sonra 1995 yılında, yukarıda belirttiğim 28 Şubat’ı hazırlayan olaylar mahiyetindeki gelişmeden sonra Ankara’ya Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığına tayin oldum. Bir sene daha Tugay Komutanı olarak kalmam mümkün iken,  aktif görevden alındım. Cumhurbaşkanımızı, Başkan seçildikten sonra ve Ankara’ya hareketimden önce Belediyede ziyaret ettim. 1996 yılında kadrosuzluktan emekli edildim. Emekli olduktan sonra da Belediyedeki makamlarında ziyaret ettim. Sonra Pınarhisar Cezaevinde ziyaret ettim. Hatta “Paşam ben buradan çıkınca bir parti kuracağım. Beraber olur muyuz” dedi. Ben de “devletime 32 yıl hizmet verdim, yoruldum, bir köşeye çekilip dinimle diyanetimle uğraşacağım” dedim. Kendileri de “Ooohh! Dağ başında dervişlik kolay” dediler. Ve böylece irtibatlarımız devam etti. Bu günlere geldik.

• ZİHNİ ÇAKIR: 20 yıl önce yorgunum dediniz, 20 yıl sonra en aktif çalışma temposuna girdiniz yani?

• NECDET PEKMEZCİ: Muvazzaf oldunuz tekrar yani?

ADNAN TANRIVERDİ: Evet… İbrahim Töre diye bir arkadaşım var, bana bir gün dedi ki bir gün komutanım dedi, koşucular dedi, finişe yaklaşırken depara kalkarlarmış dedi. Biz de depara kalktık işte.

• NECDET PEKMEZCİ: Peki komutanım üst akıl siz misiniz?

ADNAN TANRIVERDİ: Yok estağfurullah… Öyle bir şey yok, yani o tamamen yanlış bir zan. Cumhurbaşkanımız bir siyasi Deha’dır. Cesareti, feraseti, kararlılığı ve birikimi ile dünya lideridir…

• ZİHNİ ÇAKIR: Necdet beyin kastettiği askeri stratejiler anlamında...

ADNAN TANRIVERDİ: Şöyle söyleyeyim, aşağı yukarı 20 yıldır doğru bildiklerimi hep yazdım. Kendi sitem ve değişik yayın organlarında paylaşılmış 300’e yakın makalemiz var. Anayasa teklifimiz var, Silahlı Kuvvetlerin nasıl olması gerektiği hususunda tekliflerimiz var. Bunlar bana göre, mantıklı, doğru olan şeyler, yapılması gereken şeyler. Belki ondan etkilenilmiş olunabilir ama sonuç itibarıyla tabii ki yönetici kadroların Cumhurbaşkanımızın çok bilgi kanalları var. Dolayısıyla yönetici ile danışman arasındaki ilişki, danışman her zaman doğru bildiğini söyler, yönetici ise ayan beyan belli olan doğruları doğru zamanlarda uygular. Bizim ilişkimiz bunun ötesinde değil. Yani Cumhurbaşkanımıza biz kendi ihtisas alanımızda birikimlerimizi, donanımlarımızı, güncel veya ileriye dönük olaylarla ilgili görüşlerimizi yazarak, not haline getirerek, görüşme imkânı olursa yüz yüze, görüşme imkânı olmazsa bilgi notu olarak kendilerine ulaştırırız. Cumhurbaşkanımız kendisi, normal bürokratik kadroların, sorumlu yöneticilerin, heyetlerin toplantılarında, Milli Güvenlik ve Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında veya Bakanlar Kurulu toplantılarında sorumlu ve yetkili makam sahipleri ile istişarelerde bulunarak kararlarını verir…
tanriverdi_zihni-001.jpg

 

AFRİN HAREKATI VE TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI

ZİHNİ ÇAKIR: Afrin ve Suriye’de Türkiye uyguladığı politikaların sonucunu alabilecek mi? Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerinizde Afrin- Zeytin dalı Harekâtı’ndaki gelişmeleri de değerlendiriyor musunuz?

ADNAN TANRIVERDİ: Gayet tabii. Bu tür toplantılara katılıyorum.

Değerlendirmelerimi toplantılarla kayıtlı olmadan da kendilerine ulaştırıyorum.

Burada Ülkemizin güvenlik politikaları ile ilgili bir değerlendirme yapmak gerekirse şunun altını çizebiliriz. 15 Temmuz’dan önce savunma konseptimiz; ‘düşman sınırdan geçsin, sonra savunmaya başlayalım’ eklindeydi. Yani genel savunma planlarımız bu konsepte göre hazırlanmaktaydı. 15 Temmuz’dan sonra savunma konseptimiz ise; tehdidi sınırlarımızın ötesinde tespit etmek ve tespit edildiği yerde bertaraf etmek şekline dönüşmüştür.

Böyle olunca, mesela, PKK, Türkiye için iç tehdit olarak değerlendiriliyordu. PKK aslında Türkiye için dış tehdittir. Çünkü PKK sınırlarımızın dışında bazı karargâhlar tarafından toplanıyor motive ediliyor, eğitilip-donatılıyor, teşkilatlandırılıyor, silahlandırılıyor ve sınırlarımızdan sızdırılarak ülkemize sokuluyor. Yani askeri tabiri ile PKK, küresel güçlerin komşu topraklarında konuşlandırdığı dış tehdit unsuru asimetrik bir güçtür. Düzenli ordularıyla Ülkemize taarruz da böyle gerçekleştirilir. Bu nedenle sınırlarımızın içinde faaliyet gösterse de PKK, PYD, DEAŞ benzeri örgütler esas itibarı ile birer dış tehdittir ve görüldüğü yerde bertaraf edilmelidir. Mesela Irak’ta PKK’nın Haftanin, Metina, Zap, Gare, Avaşin, Hakurk ve Kandil olmak üzere 18 civarında kampları var.  Irak Düzenli ordusunu nasıl yetiştirip sınırdan sokuyorsa,  bu kamplardaki silahlı terör unsurları da Irak’ın iradesi dışında küresel güçler tarafından, Irak topraklarında eğitiliyor-donatılıyor ve gönderiliyor. O halde bu dış tehdittir. Bu tehdit de sınırlarımızın içine girmeden dışarıda bertaraf edilmelidir. 

• NECDET PEKMEZCİ: 15 Temmuz, TSK’nın tehdit konseptini mi değiştirdi?

ADNAN TANRIVERDİ: Evet. Biz tehdidi dışarda tespit edeceğiz ve yerinde bertaraf edeceğiz. Sonuç itibariyle 7 Haziran 2015 seçimlerini düşünürsek, siyasi istikrarın bozulmasına sebep olan bir sonuç çıktı. Ondan önceye gittiğiniz zaman ABD başta olmak üzere küresel güçler, başta ABD, ülkemizde mevcut siyasi istikrarın bozulması için, muhalefeti, PKK terör örgütü, terör örgütünün siyasi kanadı, FETÖ vb. hepsini destekledi. Ve bir noktada 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarına göre istikrar bozularak bir noktada Ülkemize karşı başarı sağladı. Ama siyasi irade 5 aylık süre içinde milletimizin sağduyusunu harekete geçirerek, bu süreci tersine çevirdi. Yani tekrar tek parti iktidara gelecek bir sonuç ortaya çıktı. Bunu şöyle düşünürsek, eğer DEAŞ’ı FETÖ’yü PKK’yı bütün terör örgütlerini Türkiye üzerine salmış bir iradenin, bu gayrı nizami asimetrik kuvvetleri değil de düzenli askeri birliklerini salmış bir iradenin yaptığını düşünürsek, 01 Kasım 2015 seçimlerinde bu irade yani ABD mağlup oldu demektir. Bu sonucun Türkiye’ye karşı ABD’nin uğradığı birinci mağlubiyeti diyebiliriz. Bunun arkasından yine ABD’nin desteğindeki PKK’nın altı ilçemizde başlattığı çukur-hendek eylemlerini bertaraf etme mücadelesi başladı. Sözde öz yönetim safsatası ortaya atıldı. Bunları da, yine ABD kontrolünde-desteğinde olduğu için, ABD’nin düzenli bir kuvveti gibi düşünürsek,  5 ay içerisinde Türkiye bunları da bertaraf etti. Bu ABD’nin ikinci mağlubiyettir. Bunun arkasından ABD’nin desteklediği FETÖ’nün darbe girişimi oldu. 20 saatte bertaraf edildi. Bu ABD’nin üçüncü mağlubiyettir. Bunun arkasından ABD kontrolündeki DEAŞ Cerablus’u, yine ABD kontrolündeki PYD’ye teslim edecekti. Teslim etmeden TSK Cerablus’a girdi ve El Bab’a kadar olanı bölgeyi DEAŞ’tan temizledi. Bu ABD’nin dördüncü mağlubiyetidir.

 

sadat_tanriverdi_2-002.jpg

 

Onun arkasından Haşdi Şabi ve DEAŞ vasıtasıyla Türkiye’yi Irak’taki askeri üssünden çıkarma girişimi oldu. Türkiye tam tersine üssünü kuvvetle takviye etti. Onda da Irak merkezi hükümeti kuvvetlerinin Musul’u kurtaracak şekilde aktif olmasını sağladı. Bu da ABD’nin beşinci mağlubiyettir.

Kuzey Irak Kürt Yönetiminin bağımsızlık ilanının Türkiyenin kararlı tutumu karşısında geri tepmesi altıncı mağlubiyettir

Zeytin Dalı Harekâtını başlatarak ABD’nin desteklediği PYD’yi Afrin Bölgesinden tasfiye ederek ABD’ye yedinci mağlubiyeti yaşatmıştır.

Bunların hepsini düşündüğünüz zaman Türkiye bu bölgede iradesini, gücünü bilerek uygulayacak bir pozisyondadır. Dolayısıyla Afrin harekâtı Türkiye’nin planladığı şekilde sonuçlanmıştır.

Bunun dışında terörü Türkiye iç değil dış tehdit olarak kabul ettiği için Münbiç olsun, Fırat’ın doğusu olsun,  Irak’ın kuzeyi olsun, buralarda terör örgütü kampları bulunduğu ve Türkiye’ye zarar verdiği sürece, Türkiye uluslararası hukuktan aldığı yetki ile bu unsurları bulunduğu yerlerde bertaraf edecektir. Bunu yapmaya muktedir ve de kararlıdır. Sonuç itibarıyla şimdi dönüyorum terör örgütüne. Terör örgütünün yöneticileri, onu destekleyenler ABD değil nereden desteklenirlerse desteklensinler, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı durmaları mümkün değildir. Dolayısıyla kendilerini zarara sokmasınlar. Okyanus ötesi güçlere alet olmasınlar.

ABD’ye dönüyorum, bu silahlı terör örgütlerinin hangilerini desteklerse desteklesin,  Türkiye bunların üstesinden gelecek ve ABD’nin bölgeledi mağlubiyetleri devam edecektir. Ya yanlıştan vazgeçerek, bölge meselelerini Türkiye ile bölgedeki devletleri muhatap alarak çözme yoluna girersin ve süper güç olarak kalırsın  veya örgütlerle bölge politikalarını uygulamaya devam ederek mağlubiyetlerinin sonu da alamazsın. Dolayısıyla burada şapkasına önüne koyup düşünmesi gereken ABD’dir.

Bakınız, FETÖ mağlubiyetinden sonra ABD’nin Başkanı değişti. FETÖ ve ondan önceki mağlubiyetler ABD’nin bu bölgede uyguladığı politikaların yanlışlığından dolayı Hilary Cilinton’un yerine Turamp geldi. Turamp seçimler öncesinde söylediğinin tersine terör örgütleri vasıtasıyla vekalet savaşlarına devam ettiği için mağlubiyetlerinin sonu gelmedi ve şimdi Dışişleri Bakanını değiştirmek zorunda kaldı. Yani Dışişleri Bakanı’nın değişmesi de Türkiye’nin buradaki başarılarının ABD’deki yansımasıdır. Bunu böyle kabul etmek lazımdır. O bakımdan da Türkiye kendine tehdit nereden geliyorsa, geldiği yerde bertaraf etme gücüne sahiptir.

Yedinci safhada da ‘silahlı kuvvetlerin en üst rütbelisinden en gencine kadar tamamının siyasi iradenin emrine girmeyi içine sindirmiş olması lazım’ diyor.

a1.jpg

 

Ben de bu tespiti doğru buluyorum. Biz şimdi henüz yedinci safhaya gelemedik. TSK’nın şunu söylemesi lazım, ‘Milletin yetki verdiği bir siyasi irade var, bütün devletin siyasi kurumları ile birlikte TSK’da siyasi iradenin emrinde ve kontrolünde olmalıdır. TSK’nın görevi de sınır dışından gelecek her tehdidi tespit ve yerinde bertaraf etmektir. Siyasi iradenin buna göre verdiği emirleri yerine getirmektir. TSK buna göre siyasi irade tarafından verilen bir emri bütün birimleri ile içine sindirdiği zaman biz hem bölgenin hem de dünyanın gerçekten süper güçleri içine gireriz.

ZİHNİ ÇAKIR: FETÖ bu mücadele konusuna gelmek istiyorum. Örgüt mevcut mücadele anlayışıyla tam olarak tasfiye edilebilir mi?

ADNAN TANRIVERDİ: 15 Temmuz’da darbeye fiilen iştirak ederek ortaya çıkanlar zaten ele geçirilmiş ve yargılanmaktadırlar. Örgütle mücadele hem idari kanallardan ve daha etkili bir şekilde de emniyet ve istihbarat birimleri ve yargı vasıtasıyla etkili bir şekilde yürütülmektedir. Mahkemelerde kararlar açıklanmaya ve hükümler kesinleşmeye başladıkça örgütün tasfiyesi ve etkisiz hale getirilmesi de daha fazla hız kazanacaktır.

Ayrıca siyasi istikrarın devamını sağlayacak Başkanlık sisteminin başlaması ile askeri darbelerin başarılı olma ihtimali ortadan tamamen kalkacaktır. Darbe teşebbüsü olabilir. Maceracılar her zaman olabilir. Ama başarılı olma ihtimali Türkiye’de hiç yoktur. TSK’nın vazifeye odaklanması gerekiyor. Sınır dışı harekât Başarılı şekilde sürüyor. TSK’nın inanç hürriyetini içine sindirmesi lazım.

İspanya’nın eski başbakanlarından biri yazdığı itabında diyor ki( ), ileri demokrasi 7 safhadır. Beşinci safhada, ‘Silahlı kuvvetlerin komuta kademesi silahlı Kuvvetlerin tamamında kontrolü sağlaması gerekir’ diyor.

Altıncı safhada, ‘silahlı kuvvetlerin üst komuta kademesinin sivil iradenin emrine girmeyi içine sindirmiş olması lazım’ diyor.

Yedinci safhada da ‘silahlı kuvvetlerin en üst rütbelisinden en gencine kadar tamamının siyasi iradenin emrine girmeyi içine sindirmiş olması lazım’ diyor.

Ben de bu tespiti doğru buluyorum

Biz şimdi henüz yedinci safhaya gelemedik. TSK’nın şunu söylemesi lazım, ‘Milletin yetki verdiği bir siyasi irade var, bütün devletin siyasi kurumları ile birlikte TSK’da siyasi iradenin emrinde ve kontrolünde olmalıdır. TSK’nın görevi de sınır dışından gelecek her tehdidi tespit ve yerinde bertaraf etmektir. Siyasi iradenin buna göre verdiği emirleri yerine getirmektir. TSK buna göre siyasi irade tarafından verilen bir emri bütün birimleri ile içine sindirdiği zaman biz hem bölgenin hem de dünyanın gerçekten süper güçleri içine gireriz.

BİTTİ.

YASAL UYARI: Yayınlanan haberin tüm hakları AVAZ MEDYA Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
İlgili Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.