1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: 28 Şubat'çılarla FETÖ'cüleri aynı hedefe yönelten CIA'dır
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: 28 Şubat'çılarla FETÖ'cüleri aynı hedefe yönelten CIA'dır

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: 28 Şubat'çılarla FETÖ'cüleri aynı hedefe yönelten CIA'dır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın asker kökenli Başdanışmanı SADAT Kurucu Başkanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin büyük ses getiren röportajının bugünkü kısmında, 28 Şubat'çılarla FETÖ'cüleri aynı hedefe yönelten CIA'dır dedi.

A+A-

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, FETÖ’nün TSK yapılanması, 15 Temmuz kanlı darbe ve işgal girişiminin bilinmeyen ayrıntıları ile son dönem yeniden alevlenen Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili yine ezber bozacak ifadeler kullandı.

Ergenekon ve Balyoz davalarının baştan sona FETÖ Kumpası olmadığını söyleyen Tanrıverdi gerçek olayların yargı önüne getirildiğini belirtti. Erdoğan’ın en yakınındaki yaverlerinin de FETÖ’cü çıkması kamuoyunda büyük şoka sebep olurken, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, bu isimlerin FETÖ bağlantısının darbeden önce bilindiğini belirtti.

İşte Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Emekli Tuğgeneral Tanrıverdi’nin AVAZTÜRK Genel Yayın Yönetmeni Zihni Çakır ve Haber Koordinatörümüz Necdet Pekmezciye verdiği ve 15 Temmuz’un ilginç arka planıyla, 2010’da Erdoğan’ın FETÖ’cülerin TSK planını nasıl çökerttiğine dair yine gündemi belirleyecek ayrıntıların olduğu röportajın üçüncü kısmı…

 

• NECDET PEKMEZCİ: 28 Şubat’ta FETÖ emir verdikten sonra eşinin başını açan şahıslardan 15 Temmuz’dan sonra lider kadroda atılan Yurtta Sulh Konsey içerisinde olan var mı?

ADNAN TANRIVERDİ: Biliyorsunuz biri başyaver olmak üzere beş tane Cumhurbaşkanı yaveri vardı. Bunlardan dört tanesi FETÖ mensubu idi. Meselâ Ali Yazıcı’nın Baş Yaver olarak atanmasının hemen akabinde kendisinin FETÖ mensubu olduğunu ivedilikle bildirildiğinin yakın şahitlerindenim. Daha sonra öğreniyoruz ki münferiden birçok farklı kaynaktan bu ve buna benzer bildirimler yapılmış. Gençler biliyorlar, ben tabi bilemiyorum. Ama tabi 86, 87, 88 o tarihlerden sonra da Askeri Liselerden gelenler kim FETÖ’cü kim FETÖ’cü değil biliyorlar. Ve biz bunları o arkadaşlar vasıtasıyla devletin ilgili birimlerine intikal ettirdik. Var tabi, darbecilerden atılanların çoğu 1994 Harp Okulu mezunudur.

• NECDET PEKMEZCİ: Flaş isimler var mı peki? Mesela Şaban Dişli’nin kardeşi Mehmet Dişli, Mehmet Partigöç… Kimin aklına gelir.

ADNAN TANRIVERDİ: Onların hepsi FETÖ’cü, ASDER camiası tanıyor. Yani beraber okumuşlar, bazı birliklerde görev yapmışlar, kim FETÖ’cü kim FETÖ’cü değil onlar biliyorlar.

 

• NECDET PEKMEZCİ: Peki 15 Temmuz’dan önce bir liste verdiniz mi siz Sayın Cumhurbaşkanına?

ADNAN TANRIVERDİ: İstişare yaptık tabi.

• ZİHNİ ÇAKIR: Kaç kişi vardı mesela o istişare ettiğiniz şeyde, Düşünün ki yaveri bile şey çıkıyor. Hepimiz, herkes allak bullak oldu.

ADNAN TANRIVERDİ: Tabi mesela subaylardan hani o kadar önemli değil ama generallerden veya general olacak subaylardan aşağı yukarı yüzde 80 isabetle tespitimiz oldu.

• NECDET PEKMEZCİ: Peki ilgili kurumlar derken Emniyet MİT mi?

ADNAN TANRIVERDİ: Hayır. MİT ve Emniyetle bizim istişaremiz olmadı…Biz bir darbenin siyasi istikrarın olduğu bir dönemde başarılı olamayacağını değerlendiriyorduk. Ama özellikle TSK’deki tespit edilen FETÖ mensupları 2016 şurasında tasfiye edilecekti. Bunların üst aklı bu tasfiyeden önce TSK’ye ve Ülkeye azami zararın verdirilmesi için başarısız olacak bir darbe emrini verdi.

• ZİHNİ ÇAKIR: Sizin için sürpriz oldu mu Cumhurbaşkanının 4 yaverinin FETÖ elemanı çıkması mesela, bunları siz ya da sayın Cumhurbaşkanı biliyor muydu?

ADNAN TANRIVERDİ: Evet biz biliyorduk zaten. Cumhurbaşkanımız da biliyordu

• NECDET PEKMEZCİ: Kontrol altına aldınız mı peki? Ne kadar önceden biliyordunuz?

ADNAN TANRIVERDİ: Onu bilemiyorum. Ben bu göreve 15 Temmuz’dan sonra geldim.

• ZİHNİ ÇAKIR: Ondan önce yine istişareler yapılıyordu öyleyse, doğru mu anlıyoruz?

ADNAN TANRIVERDİ: Tabi, yapılıyordu.

sadat_tanriverdi_necdet-001.jpg

• NECDET PEKMEZCİ: Peki komutanım, sayın Cumhurbaşkanı ile yapmış olduğunuz istişarelerde, bunların emniyette falan güçlü olduğu zaten biliniyor, Silahlı Kuvvetlerde bir darbe yapacağı falan aklınızın ucundan geçti mi? Ya olabilir mi dediniz mi?

ADNAN TANRIVERDİ: Şahsen ben ihtimal vermedim. Yani darbenin 3 ayağı var diye devamlı savunduk. Birincisi siyasi istikrarsızlık. İkincisi ideolojik kadrolaşma. Üçüncüsü darbeye müsaade eden mevzuat…

Siyasi istikrarın olduğu zamanlarda darbe olmamış, 15 Temmuz’da da siyasi istikrar vardı. Siyasi istikrarın olduğu zamanda darbe girişimi olsa da teşebbüs başarısız olur. O bakımdan darbe beklemiyorduk ama Silahlı Kuvvetlerin bütün kadrolarını yavaş yavaş en üst rütbeye kadar doldurmaya başladıkları için ikaz ettik. Yani darbeye ihtiyaçları yoktu. Eğer hıyanet etmeselerdi, 2013’te hıyanet olmasaydı, efendim bunlar işte mütedeyyin insanlar, cemaat, diğer cemaatler gibi falan bakılıyordu. Ama Amerika’da merkezinin bulunması, arkadan direk siyasi iradeye karşı bir tavır almaları, gerçek yüzlerini ortaya çıkardı. Ondan sonra tasfiye safhasına girildi. Eğer o gerçek yüzlerini ortaya çıkarmasalardı tasfiye edilmeyeceklerdi. Ve iki üç sene sonra Genelkurmay Başkanı dâhil tüm kuvvet komutanları en kritik birimler onların elinde olacaktı. Ne dedilerse o olacaktı. Dolayısıyla bu ortam olmadı. Yani biz tabi 28 Şubatçıları da biliyoruz FETÖ’cüleri de biliyoruz. Tabanda birbirine zıtlar ama tepede müşterek hareket ettiriliyorlar. Neden? Çünkü amaç aynı, Türkiye’nin aleyhine siyasi istikrarı bozmak ve dış güdümlü, Amerika güdümlü bir konuma sokmak.

• NECDET PEKMEZCİ: Peki bunların içinde Gülenle doğrudan irtibatı olan şu diyebileceğiniz kimse var mı?

ADNAN TANRIVERDİ: Bunlar tabi hücre sistemine göre yapılanmışlar. Ben tabi aynı zamanda gayrinizami harp konusunda da eğitim görmüş bir insanım. Dolayısıyla gayrinizami harpte hücre sistemi vardır. Hücrenin liderleri ayrı bir hücre oluşturur. Bunlar arasında irtibat noktaları vardır. İşte ByLock gibi falan irtibat ağları var.

• NECDET PEKMEZCİ: Benim kastım 28 Şubatçılarla Gülen bağıydı aslında.

ADNAN TANRIVERDİ: 28 Şubatçılarla FETÖ’cüleri aynı hedefe yönelten CIA’dir.

• NECDET PEKMEZCİ: CIA ve Batı Çalışma Grubu diyebilir miyiz?

28 ŞUBAT CUNTASI 1984’DE ŞEKİLLENDİRİLMEYE BAŞLANDI

ADNAN TANRIVERDİ: CIA diyebiliriz ama Türkiye ayağı Batı Çalışma Grubu değil. BÇG o zamanki MGK’nın asker üyelerinin kontrolünde. Yani zamanın Genelkurmay Başkanı Kuvvet Komutanları, onlar kararları veriyorlar, Batı Çalışma Grubu üyeleri planlamasını yapıyorlar. Emirleri yayınlıyorlar. Gayet tabi ki Batı Çalıma Grubu da darbe suçlusudur. Darbe planlaması yapıyorsunuz bunun neresinde olursanız olun suçlusunuz. Ama emri verenin suçunun derecesi başka emri icra edenin suçunun derecesi farklı. Yani biz kanunsuz emri yapmayız. Ben yapmadım. Onlar da yapmasalardı. Kanunsuz emri uygulamak suçtur. Dolayısıyla bu böyle anlaşıldığı zaman onlar da suçludur ama darbe cuntası ve birinci dereceden sorumlusu BÇG değil, daha üst seviye yanı Milli Güvenlik Kurulunun asker üyeleridir. Dolayısıyla CIA ile irtibatı MGK Üyelerinden birisi sağlıyor olması gerekir. Tabi bu bir örgüt. Bir darbe cuntasıdır. Her darbeden sonrayı düşünürsek darbeciler sivillere yönetimi teslim etmeden önce müteakip darbenin cuntasını oluşturuyorlar. O cuntanın kiminle irtibatlı olduğu sonra anlaşılıyor. Yani nerden şey yapılıyor. Mutlaka o cuntayı kurduranlar da belki tasfiye edenler de onlar.

sadat_tanriverdi_2-002.jpg

Mesela şöyle söyleyeyim; 1984 yılında ben Özel Harp Dairesine tayin oldum. Tayin olduk aradan iki ay geçmedi, 14 Ağustos 1984 tarihinde PKK tarafından Eruh-Şemdinli eylemleri başlatıldı. Tabi orada düzenli birlikler var, terörle mücadele ile hiç uğraşmamışlar, Özel Harp Dairesinde Özel Kuvvetler var… Bu kuvvetler oraya bölgeye gönderiliyor brifingler veriliyor. Yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Ben de Harekât Şube Müdürüyüm. Kara Kuvvetleri Komutanlığının Personel Başkanlığında görevli bir devre arkadaşım ziyarete geldi beni. Yarbayız o zaman. 1984’ün Ağustosu veya Eylül’ü. Özal hükümeti de 83’ün sonunda Kasım’ında kuruldu. İşte kurulduktan 6-7 ay sonra… Dedi ki; Abi bir darbe cuntası kuruyorlar, seni de içine istiyorlar. 12 Eylül yeni bitti. Biz bir sürü işlerle uğraşıyoruz, bu ne iştir falan şeklinde serzenişte bulundum. Böyle bir davranışı yadırgadığımı açıkça belirttim. Gelen arkadaşın amiri, Kara Kuvvetleri Personel Başkanı İsmail Hakkı Karadayı idi.. Sonra Karadayı Genelkurmay Başkanı olduğu zaman 28 Şubat oldu. Bana o haberi getiren Albaylıktan emekli oldu. Bu olay dikkat alındığında 28 Şubat’ın cuntası da 1984 yılında kuruldu demektir. Bunun o zamanki lideri tabi… Bir daha geriye gidersek tabi 1960 Darbesinden sonra Darbeyi tasvip etmeyen darbeye iştirak etmeyen 235 generalle 4177 üst rütbeli subay emekliye sevk edildi 2-3 ay içerisinde. Bu ne anlama gelir; Darbe karşıtları tasfiye edildi, darbeciler kaldı Silahlı Kuvvetlerde. Ondan sonra da 12 Mart muhtırası ve yaşadığımız darbeler…

• ZİHNİ ÇAKIR: Bu Cuntanın kurumsallaşması anlamına gelir.

ADNAN TANRIVERDİ: Evet, kurumsallaşması anlamına gelir, TSK’ye tamamen hâkim olması anlamına gelir.

• NECDET PEKMEZCİ: Peki komutanım hepimizin merak ettiği şu: Hem FETÖ ile bir yakınlık vardı. Hizmet Hareketi olarak gördü. Fakat sayın Cumhurbaşkanı birden bire çıktı, bunların kötü olduğunu dış güçler tarafından yönetildiğini falan açıkladı. Bu kırılma nedir? Hangi olaydır? Mesela 2010’da sayın Cumhurbaşkanı o zaman Başbakan, Bakanlar Kurulu’nda bir konuşma yapıyor bakın bu FETÖ ya da Fetullah Gülen çok tekin işler yapmıyor ben bunlardan şüphe ediyorum diyor. Ve o kabinenin dörtte üçü ayaklanıyor ve sayın Erdoğan geri adım atıyor ilk defa belki de orada. Nasıl oldu yani hangi olay kırılma?

ADNAN TANRIVERDİ: 2010’da Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve 3 Kuvvet Komutanı ile birlikte istifa ettiler. İstifa ettiği zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanımıza hemen yeni Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları kim olsun diye cemaat liste getirmiş.

sadat_tanriverdi_zihni_cakir-002.jpg

• ZİHNİ ÇAKIR: Kim getiriyor o isimleri peki?

ADNAN TANRIVERDİ: Ben kim olduğunu bilmiyorum ama demek ki irtibatı olan biri getirmiş. Getirince zaten ondan sonra 6 saat içinde Cumhurbaşkanımız ve Necdet Özel Paşayı Genelkurmay Başkanı yaptı. Necdet Paşa’ya, cemaatin teklif ettiği generalleri kastederek, şunların dosyalarını getirin diyor. Dosyaların içindeki Hiçbir belgeye dokunmadan, dosyalar getirilince bakıyorlar ki her biri farklı ideolojik yapıya sahip, farklı fraksiyondan insanlar. Yani misal kimi solcu görünüyor, kimi komünist kimi, ulusalcı görünüyor falan, yani cemaatin getirdiği adamlar. Ondan sonra Cumhurbaşkanımızın, Cemaatin gerçek yüzleri hakkındaki kanaati pekişiyor. Bu adamlar Silahlı Kuvvetleri nasıl ele geçirdiler diye. Onun arkasından da cemaatle okullar vesaireleri kontrol için, okullara el atmaya başlayınca cemaat gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor.

• NECDET PEKMEZCİ: Sizinle mesela bu konu ile ilgili istişare yaptı mı sayın Erdoğan.

ADNAN TANRIVERDİ: Hayır. Ama bu olay olduktan sonra atamaları yaptıktan sonra Cezayir’e gitti. Ben hatırlıyorum şimdi, aklımdan çıkmadı çünkü. Dedim ki lider böyle olur herhalde…

Yani ben askerim, emekli olduktan sonra terfi eden insanları resmi gazeteden takip ediyorum, General ve amiralleri rütbeleri ve terfi tarihleri ile takip ediyorum. Gnkur Bşk. ve Kuvvet Komutanlıklarına kimleri getirmek lazım gelir diye ben bile daha bir kanaate sahip olmadan Cumhurbaşkanımız kararı verdi. Uyguladı ve gönül rahatlığı ile yurt dışına gitti. Dedim gerçekten dirayetli ve feraset sahibi bir Başbakanımız var.

Dolayısıyla ondan sonra iş başladı. Kurt düştü ve bunlar kontrol altına, kaynakları ve faaliyetleri kontrol altına alınmaya başladıkça gerçek yüzleri ortaya çıktı ve ilk bunu gören Cumhurbaşkanımız oldu.

Bize de, 28 Şubatın inançlı insanlar üzerindeki azgın baskısı altında, bazı insanların takiye yapmasını normal karşılattı. Mütedeyyin insanlarda, din karşıtı bir organizasyon olan 28 Şubat Zihniyetine hedef olmamaları için, art niyet aramadan farklı cemaatlerle dirsek temasında olalım vesaire diye, herkese karşı bir iyi niyetli yaklaşım vardı.

Ama ne zaman Cumhurbaşkanımız bunlarla mücadeleye girdi, düşmanın yapmayacağı tarzda karalama kampanyası başlattılar. Yani kendi cemaatinin adamları birden, yani mütedeyyin olması lazım, camiye beraber gidiyorsunuz ama o güne kadar iktidarı falan savunan insan ters döndü ve Cumhurbaşkanımıza o zamanki Başbakanımız aleyhinde söylemlere başladılar. O zaman anlaşıldı gerçek niyetleri.

• NECDET PEKMEZCİ: Peki komutanım muhalefet 15 Temmuz için danışıklı dövüş var gibi ifadeler kullanıyor. Yani bu süreçte SADAT özellikle daha sonra 15 Temmuz sonrası ortaya çıkmaya başladı, SADAT’ın paramiliter örgütlendiği falan. Ki SADAT’ın o gece kendi paramiliter elemanlarını sahaya saldığı, silahla falan gibi bir şey var. Hatta yurt dışı medya bile bunu araştırıyor. Siz SADAT olarak darbe gecesi ne yaptınız, SADAT’ın böyle bir gücü var mı?

ADNAN TANRIVERDİ: Hayır… SADAT’ın o zaman zaten şirket merkezindeki 5-6 kişilik elemanından başka elemanı yok.

• ZİHNİ ÇAKIR: Siz neredeydiniz peki o gece?

ADNAN TANRIVERDİ: Ben Marmara Ereğlisi’nde kiralık bir yazlığımız var. Oradaydık. Karşımızda mescidimiz var. Namaza girdiğim zaman hanım daha sünneti kıldık hanım bağırdı. Canhıraş bağırınca ben koştum geldim. Dedi ki bir şey oluyor, darbe oluyor. Televizyonlar bir şey veriyor falan diye. Orada fark ettik.

sadat_tanriverdi_necdet1-001.jpg

• NECDET PEKMEZCİ: Ne yaptınız peki komutanım durumu anlayınca?

ADNAN TANRIVERDİ: Arkadaşlarla orada takip ettik tabi bir süre. Şimdi yollarda barikatlar kurduklarını düşünüyoruz. Benim kendimin de hedefte olduğumu düşünüyorum. O gece arkadaşlardan telefon edenler oldu, işte Cumhurbaşkanımız çağrı yaptı diye. Cumhurbaşkanımızın çağrısından önce AK Parti’de kendi ilçe merkezlerinde toplanalım diye bir duyuru yayınlamışlar. Arkadaşlar bu duyuruya uyup uymama konusunu sordular. Duyuruya Uymaları söyledim. Darbe karşıtı olarak sadece, bakın silahları var kimse silahlarını almadı, ASDER mensupları yani 28 Şubat sürecinde inançları nedeniyle silahlı kuvvetlerden çıkartılmış insanlar, dernek dışında bir organizasyonu yok bunların, yani SADAT ile herhangi bir ilgisi yok. Belki bir kısmı şirket hissedarı olabilir ama SADAT’ın militanı paramiliter yapısı, elemanı vesaire kesin olarak yok. O bakımdan bunların hepsi ASDER mensupları sahaya indi.

SADAT’A SALDIRILAR İSRAİL KAYNAKLI

Şimdi isim vermeyim. Bir Millet Vekili ve bir Parti Başkanı onar kendilerini bilirler, SADAT’ın eğitim kampları var dedi. SADAT’ı diline dolayan Millet Vekilinin çevresinden bir araştırın dedim, bu iddiayı besleyen haberleri nereden almış diye… Söyledikleri MOSSAD’dan aldık diyor. İsrail’den ve Amerika’dan geldi bu bilgi diyor. Amerika herhangi bir şekilde bir propaganda veya siyasi bir icraat yapacağı zaman onunla ilgili kendi mahalli basınına bilgi verir, yayınlatır sonra onu alarak kullanır demişler. Ben bunu bilmiyorum, oradan yani bize iftira edenin çevresinden aldığım bilgi bu ve SADAT ile ilgili de ABD’nin mahalli basınında haber yapılmış, sonra da SADAT, işte Cumhurbaşkanına asker yetiştiriyor, eğitim kampları var falan diye bilgileri oradan aldık diyor. Biz mahkemeye verdik tabi suç duyurusunda bulunduk. Sonuç itibarıyla İsrail ve Amerika’dan almış bilgiyi. SADAT Amerikanın 80 tane Savunma Danışmanlık firmasının rakibi olarak İslam Dünyasındaki ülkelere girdi. SADAT, muhatap ülkelere, kendi ayaklarının üzerinde durmaları için ihtiyaç duydukları desteği vereceğini, siyasi bağımsızlıklarına herhangi bir şekilde zarar vermeyeceğini vadederek, Uluslararası Savunma Danışmanlık alanına çıkmış bir şirket. Şimdi bir akademisyen olan Yrd. Doç. Sn. Cemil Tekeli geçtiğimiz ay Kudüs’e ziyarete gittiği zaman, hava alanından çıkış yaparken İsrail Güvenlik kuvvetleri tarafından orada tutuklandı. Bu arkadaşın Arapçası çok iyi, SADAT Pakistan’da ve Birleşik Arap Emirliklerinde Savunma Sanayi fuarlarına katıldı ve stant açtı. Bu arkadaşı da tercüman olarak yanımızda götürmüştük. Beraber o stantlarda çekilmiş fotoğraflarımız var. Sonra dış heyetler geldiği zaman bu arkadaştan tercüman olarak da istifade ettik. Orada gezi sırasında heyetten ayrılmış ve Filistinli hukukçularla görüşmüş. Muhtemelen bu görüşme sırasında bunu tespit ettiler. Ve mercek altına aldılar. Mercek altına alınca sosyal medya vesaire yoluyla bizimle olan resimlerin ulaşmışlar ve önüne koymuşlar, 29 gün SADAT ve Adnan Tanrıverdi hakkında sorular sormuşlar. Bu olaydan sonra İsrail basını bir kısım iftiralarla bir haber yaptı. Hemen bu haber Sözcü Gazetesinde de haber olarak aynı şekilde yayınlandı. Yani SADAT’a karşı atılan iftiralar küresel güçlerden ve bizim muhalif basının oradan aldığı haberlerden kaynaklanıyor. Gerçekle hiçbir şekilde alakası yok.

• NECDET PEKMEZCİ: Siz Özel Harp dairesinde hem normal harp hem psikolojik harp eğitimi almış hem diğer teknikleri de bilen öğreten bir isimsiniz. Peki Fetullah Gülen’in Özel Harp Dairesi içerisinde o beyaz kuvvetler denilen yapıyla bir bağlantısı olabileceğini düşündünüz mü, var mıdır?

ADNAN TANRIVERDİ: Şimdi kaldırılmış olan Seferberlik Tetkik Kurullarının görevi aslında normal olarak ülkemizin herhangi bir bölgesi düşman tarafından işgal edildiği zaman düşman gerisinde kalan sivil halkımız tarafından oluşturulan mukavemet harekatının teşkilatını oluşturmaktır. Muvazzaf askerliğini yapıp terhis olanlardan bir kısmına düzenli askeri birliklerde görev yapmak üzere sefer görev emri verilirken bir kısmına da mukavemet harekatına katılması için sefer görevi verilmektedir. O teşkilatta görev verilenler de ihtiyat askerlerdir. Nitelikleri Kriterlere uyanlara Seferberlik Tetkik Kurullarında görev verilir. Sonuç itibarıyla Fetullah Gülen’in o Seferberlik Tetkik Kurulu ile ilgisi olduğuna dair bir bilgim yok. Kriterlere de uygun değildir.

• NECDET PEKMEZCİ: Araştırdınız mı yoksa tahmin mi ediyorsunuz?

ADNAN TANRIVERDİ: Yok araştırmadım ama ben olduğunu bilmiyorum.

• NECDET PEKMEZCİ: Ama kendisi muhabereci olarak askerliğini yapmış. İskenderun’da. O zaman askerlik yaptığı yer Amerikalılar tarafından yönetiliyor. Albay seviyesinde bildiğim kadarıyla. Orası Amerikalıların dinleme üssü. Kendisi er olarak yapıyor gerçi ama…

ADNAN TANRIVERDİ: Yani ben o taraflarını çok incelemedim. Fakat incelediğim kadarıyla tabii ki CIA ile belirli bir dönem içerisinde ittifak ederek onların kontrolüne girdiğini biliyorum.

• ZİHNİ ÇAKIR: CIA ile irtibatı ne zaman başlıyor peki?

ADNAN TANRIVERDİ: Aşağı yukarı 73-74’te falan. 70’li yıllarda, Edirne’de CIA’nın buna kancayı taktığı konuşuluyor…

• ZİHNİ ÇAKIR: FETÖ bu mücadele konusuna gelmek istiyorum. Örgüt mevcut mücadele anlayışıyla tam olarak tasfiye edilebilir mi?

ADNAN TANRIVERDİ: 15 Temmuz’da darbeye fiilen iştirak ederek ortaya çıkanlar zaten ele geçirilmiş ve yargılanmaktadırlar. Örgütle mücadele hem idari kanallardan ve daha etkili bir şekilde de emniyet ve istihbarat birimleri ve yargı vasıtasıyla etkili bir şekilde yürütülmektedir. Mahkemelerde kararlar açıklanmaya ve hükümler kesinleşmeye başladıkça örgütün tasfiyesi ve etkisiz hale getirilmesi de daha fazla hız kazanacaktır.

Ayrıca siyasi istikrarın devamını sağlayacak Başkanlık sisteminin başlaması ile askeri darbelerin başarılı olma ihtimali ortadan tamamen kalkacaktır. Darbe teşebbüsü olabilir. Maceracılar her zaman olabilir. Ama başarılı olma ihtimali Türkiye’de hiç yoktur. TSK’nın vazifeye odaklanması gerekiyor. Sınır dışı harekât Başarılı şekilde sürüyor. TSK’nın inanç hürriyetini içine sindirmesi lazım.

İspanya’nın eski başbakanlarından biri yazdığı itabında diyor ki([1]), ileri demokrasi 7 safhadır. Beşinci safhada, ‘Silahlı kuvvetlerin komuta kademesi silahlı Kuvvetlerin tamamında kontrolü sağlaması gerekir’ diyor.

Altıncı safhada, ‘silahlı kuvvetlerin üst komuta kademesinin sivil iradenin emrine girmeyi içine sindirmiş olması lazım’ diyor.

Yedinci safhada da ‘silahlı kuvvetlerin en üst rütbelisinden en gencine kadar tamamının siyasi iradenin emrine girmeyi içine sindirmiş olması lazım’ diyor.

Ben de bu tespiti doğru buluyorum

Biz şimdi henüz yedinci safhaya gelemedik. TSK’nın şunu söylemesi lazım, ‘Milletin yetki verdiği bir siyasi irade var, bütün devletin siyasi kurumları ile birlikte TSK’da siyasi iradenin emrinde ve kontrolünde olmalıdır. TSK’nın görevi de sınır dışından gelecek her tehdidi tespit ve yerinde bertaraf etmektir. Siyasi iradenin buna göre verdiği emirleri yerine getirmektir. TSK buna göre siyasi irade tarafından verilen bir emri bütün birimleri ile içine sindirdiği zaman biz hem bölgenin hem de dünyanın gerçekten süper güçleri içine gireriz.

tanriverdi_zihni-001.jpg

ERGENEKON VE BALYOZ KUPMAS DEĞİL;

• ZİHNİ ÇAKIR: Sayın Erdoğan ile nasıl tanıştığınıza geleceğim ama önce başka bir konu var, önemli bir konu. Biliyorsunuz FETÖ’nün egemen olduğu dönemde Ergenekon Soruşturmaları var. Balyoz daha farklı olsa da, Poyrazköy gibi türevleriyle devam eden. Sonra 17/25 Aralık yaşanınca herkes ağız birliği içinde Ergenekon diye bir yapılanma yokmuş, bu sadece FETÖ’nün kumpasıymış sözlerini öne çıkardı. Sonra tekrar geldik ve 17/25 Aralık’ın üzerinden neredeyse 5 sene geçti ve Nisan ayında yeniden yaşanacak bir süreç var. Ergenekon konusunda. İlk başta toplumun kahir ekseriyetinin destek verdiği o soruşturmalar ordu içerisinde işte sözünü ettiğimiz o 27 Mayıs’tan tutun da 12 Eylül ve 28 Şubat’a gelinceye kadar darbeci damarın tasfiyesine yönelik bir soruşturma olarak topluma aktarıldı. Siyasi irade de o darbe dönemlerinden en çok çeken bir geleneğin sahibi olduğu için destek verdi. Siz eski bir Silahlı Kuvvetler mensubu olarak o soruşturmaları, Ergenekon ve Balyoz’u ki Balyoz çok daha farklı, başlı başına FETÖ’nün oluşturduğu bir kumpas projesi olarak mı değerlendiriyorsunuz?

ADNAN TANRIVERDİ: Yok. Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Batı Çalışma Grubu davaları kumpas değildir. Gerçek olaylar yargı önüne getirildi. İddianamelerde olan çoğu belgeler bizim görevde bulunduğumuz zamanda resmi kanallardan yayınlanmış olan belgelerdi. Cemaat 28 Şubat zihniyetine karşı TSK ve Bürokraside kadrolaşmak, hatta devleti tamamen ele geçirmek için bu davaları kullandı. Cemaat, herhangi bir yere girdiği zaman kapıcısından oradaki müdürüne kadar kendisinden olmasını isteyen bir yapıdır. Dolayısıyla tabanda bir mücadele var, belki de örgütü idare eden merkezin isteği de böyle idi. Silahlı Kuvvetler içindeki bu mücadelenin, yani 28 Şubat zihniyetiyle FETÖ zihniyetinin karşılıklı gizlenemeyenler mücadelesinin sonucu olarak düşünmek gerekir. Yani FETÖ’nün silahlı kuvvetlerin tamamına hakim olabilmek için 28 Şubat zihniyetini, ulusalcı zihniyeti hatta mütedeyyin kişileri tasfiye etmesi gerekiyordu. Belgeler de elinde. Kurumlardaki Eğitim Kurumları, Komutanlıklar, personel ve istihbarat birimleri gibi kritik yerleri de ele geçirmişler. Yani personel Başkanlıkları, Askeri liseler, Askeri Okullar vesaire… Kritik yerler ellerine geçtiği için o belgeler de hemen ellerinin altındaydı ve yargıya intikal ettirdiler.

Kumpas ya da uydurma belgeler değil, ama var olan belgelerin savcılara akmasını sağlayan bir işlev yapmış olabilirler.

Bu Ergenekon için de, Balyoz için de, Poyrazköy davası için de aynı, bunların hepsi olmayan olaylar değil olan olaylar ama darbe, 15 Temmuz darbesi bu meseleleri sulandırmanın fırsatı oldu.

([1]) Narcis Serra-Çev. Şahika Tokel- Demokratikleşme Sürecinde Ordu-Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Reformu Üzerine Düşünceler, S-63

 

YARIN:

• Adnan Tanrıverdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile nasıl tanıştı?

• Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekatında hedeflenen sonuç alınacak mı?

• Türkiye’nin Ortadoğu politikası…

 

 

 

YASAL UYARI: Yayınlanan haberin tüm hakları AVAZ MEDYA Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
İlgili Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.