1. YAZARLAR

  2. NURAY BAŞARAN

  3. Diyanet ve Görmez Operasyonu
NURAY BAŞARAN

NURAY BAŞARAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Diyanet ve Görmez Operasyonu

A+A-

Son günlerde dünyada ve bölgemizdeki olaylar baş döndürücü bir hızda geliştiğinden, dış politika yazılarına ağırlık vermiştim. Bu arada, ülkemizde de gözle görülmeyen, ancak kapalı kapılar ardında gelişen çok önemli gelişmeler oluyor. Bunlardan bazıları gün yüzüne çıkmaya başladı. İç politikadaki ilginç iki gelişme, dikkatle izlenmesi gereken olaylardır. Bunlardan ilki, yeni Bakanlar Kurulu’nun oluşumu; diğeri ise Diyanet İşleri Başkanı’nın görevi bırakması ya da “bıraktırılıyor” olmasıdır.

 

Bakanlar Kurulu değişimini ayrı bir yazıda değerlendirmek istiyorum. Bu konuda çok ilginç kulis bilgilerine ulaştım. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik gelişmeyi öncelikli olarak yazmak gerekir diye düşündüm. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki görev değişimi kararı, göründüğünden çok daha önemli ve derindir.

 

Son zamanlarda devletin önemli kademelerinde yüksek sesle ve yüksek perdeden Türkiye üzerindeki yeni operasyonun “din içinde dinsizleştirme” olduğu ya da olacağı yönünde bilgiler alıyorum. Bununla ilgili ilerideki günlerde çokça tartışmalar gündemi işgal edecek ve birçok sürpriz operasyonu birlikte izleyeceğiz.

 

Ülkenin geleceğini şekillendirecek bir planın varlığı anlaşılınca, Diyanet’teki görev değişikliğinin ne kadar büyük ve derin olduğu daha iyi anlaşılabilir.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı denilince ilk akla; il ve ilçe müftülükleri, din görevlileri ve imamlar geliyor. Bunun yanına, dini cemaatler ile ilişkileri de eklemeden olmaz. İşte bu noktada, operasyonların Diyanet’ten başlayarak cemaatlere sıçrayacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

 

Ak Parti iktidarıyla birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı yönetimine atamalar, bu kurumun içinden değil de,  hep akademik çevrelerden yapıldı. Yani atamaların “geleneksel” İslam alimleri  arasından yapılmadığını küçük bir araştırma ile açığa çıkarabilirsiniz.  Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Prof. Dr. Sait Yazıcıoğlu gibi tepe isimler bile Diyanet’in akademik başkanlarıydı.

 

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ise Diyanet’in içinden çıkan bürokratlardan birisiydi. Görmez; hem akademisyen, hem de Diyanet bürokratıydı. Bu nedenle de daha ‘etkili’ bir başkan oldu denilebilir. 

 

MEHMET GÖRMEZ KİMDİR?

 

1959 yılında Gaziantep'te doğan Mehmet Görmez; ilköğrenimini Nizip'te, orta öğrenimini Gaziantep İmam-Hatip Lisesinde tamamladı. 1983'te Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yükseköğrenime başlayan Görmez;  bir yandan yüksek öğrenimini sürdürürken, diğer yandan önce Kırıkkale'de Kur'an kursu öğreticiliği, ardından da Ankara'nın değişik semtlerinde imam-hatiplik ve vaizlik görevlerinde bulundu. 1987'de yükseköğrenimini tamamlayıp Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalında yüksek lisans yapmaya başlayan Mehmet Görmez; 1988'de bir yıl süreyle Kahire Üniversitesinde inceleme ve araştırmalar yaptı ve 1990'da "Musa Carullah Bigiyef: Hayatı, Fikirleri ve Eserleri" adlı tezi ile yüksek lisansını tamamladı ve doktora çalışmasına başladı. 1994'te "Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu" adlı teziyle doktorasını bitiren Görmez; 1995'te Türkiye Diyanet Vakfı “İslam Araştırmaları Birincilik Ödülü” almıştır. Görüldüğü gibi, Diyanet’in son Başkanı, Diyanet camiasına çok yakın bir isimdir.

 

Devam edersek, Başkan Görmez; 1995-1997 yıllarında Ahmet Yesevi Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde dersler verdi ve Anadolu Üniversitesi İlahiyat ön lisans programının hazırlanmasında görev aldı. 1997-1998 yılları arasında inceleme ve araştırmalar yapmak üzere İngiltere'de bulunan Görmez; 1998'de Yardımcı Doçent, 1999'da Doçent, 2006 yılında Profesör oldu. Bu arada, 2001-2003 yıllarında Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesinde dersler verdi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi iken 13.08.2003'ten itibaren Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Prof. Dr. Mehmet Görmez, 11 Kasım 2010 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı olarak atandı.

 

Diyanet dâhilinde en çok siyasi erkle içli-dışlı olan ve kulislerde en çok tartışılan bir isim oldu Mehmet Görmez. Öyle ki, Ak Parti’deki hizip tartışmaları içinde de adı çokça anıldı.

 

Özellikle eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve ekibiyle ilişkileri, 15 Temmuz darbe gecesi MİT’te yemekte olması ve orada akşam namazı kıldırması, kendi görev alanında olmasına rağmen, darbe sürecine kadar “FETÖ Terör Örgütü’ne” uyarıcı anlamda ciddi bir çalışma yaptırmaması gibi konular, soru işareti olarak kafalarda yer aldı. 15 Temmuz darbe girişimi gecesinde okutulan salalar, o korkunç gecenin kaderinin demokrasiden yana değişimine büyük katkı sağladı.

 

Bu arada önemli bir başka konu daha var. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı elinde tutmayı hedef haline getiren ‘İstanbul DİN LOCASI’ biçiminde isimlendirilen bir yapı olduğu belirtiliyor. Diyanet kulisleri, bugünlerde bu derin yapıyı tartışıyor. Kulislerde, ‘Diyanetin Vatikan’ı‘ olarak isimlendirilen bu grubun son yıllarda yönetimi elinde tuttuğu sıkça dile getiriliyor.

 

40 civarında ilahiyatçı akademisyenin bulunduğu “Diyanet’in Vatikan’ı” diye isimlendirilen bu grubun, kurumu yöneten ve yönlendiren bir pozisyonda olduğu belirtiliyor. Kulislerde adlandırılan söz konusu grupla ilgili olarak İnternetten baktığınızda da karşınıza şöyle bir bilgi notu çıkıyor:

 

“İstanbul Kuran Araştırmaları Grubu; Kuran’ın, Allah’ın insanlığa gönderdiği mesaj olduğunun ispatlanmasını, en iyi şekilde anlaşılmasını, anlatılmasını ve yaşanmasına katkıda bulunmayı hedeflemiş bir gruptur. Bunu yaparken, Kuran ile ilgili ortaya atılmaya çalışılan şüphelere cevap vermeyi ve İslam dinine sokulmuş Kuran’a aykırı uydurmaları tespit etmeyi de vazifeleri kabul etmektedirler. Bu grup, ilahiyat, sosyoloji, felsefe ve mühendislik gibi farklı alanlarda çalışan akademisyenler ve entelektüellerden oluşmaktadır. Hiçbir cemaat ve dini grupla bir bağlantıları bulunmamakta; mezhep ve grup ayrımı yapmadan tüm Müslümanlar arasında barışın, hoşgörünün ve birliğin olmasını arzu etmektedirler.  Kitap ve makale çalışmaları, internet siteleri ve sosyal medya aracılığıyla görüşlerini yaymaya çalışmaktadırlar.”

.

Yukarıdaki gibi kendilerini ifade eden grubun, Anadolu Müslümanlığını reddedip,  bazı değerlerden İslam’ı ayrıştırmak üzerine çalışmalar yürüttükleri ileri sürülüyor. Diyanet koridorlarında, bu grubun ya da ekibin tasavvufu reddederken, hadis ve sünnet konusunda farklı düşünce ve görüşlere sahip oldukları ve bundan duyulan rahatsızlık konuşuluyor. Daha ileri giden bazı ilahiyatçılar, “Bu çalışmalar öyle boyutta ki, bu felsefenin benimsenmesi, Vahabilik hatta Selefilik ve İŞİD/DAEŞ gibi organların oluşmasına adeta kapı açar niteliktedir” iddiasını ileri sürmektedir. Bunlar, korkunç ve bir o kadar da tehlikeli iddialar.

 

Bu ekibin varlığı ve içinde kimler olduğu net olarak bilinmiyor. Ancak, eğer böyle bir gruplaşma varsa, ekibin içinde samimi birkaç kişinin olmasının ihtimal dâhilinde olduğu söyleniyor. Siyasi kulislerde ve Diyanet kulislerinde, bu grubun ve ekibin diyanet bürokrasisi üzerindeki etkisinin çok büyük olduğu, Diyanet’i ve yöneticilerini halktan ve örgütten uzaklaştırdığı iddiaları da seslendiriliyor. Bu iddiaların bilinmesi ve açığa çıkarılması, devletin ve devleti yönetenlerin araştırması gereken önemde bir konudur.

 

Mehmet Görmez’in yerine gelecek olan isim de bu nedenle çok önemli görülüyor. Çünkü yeni Başkan’ın kim olacağı, (din baronları ismi verilen) İstanbul Dükalığı’nın Diyanet üzerindeki etkisinin devam edip etmeyeceğinin en önemli göstergesi olacak biçiminde tespitler yapılıyor. Bunların gerçekliğini, zaman içinde anlayacağız.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir yol ayrımında olduğu görülüyor. Bu yol ayrımı, şu şekilde ifade edilmektedir : “Ya geleneksel Anadolu İslam’ı anlayışıyla yoluna devam edecekler, ya da yeni bir din algısı mı oluşturulacak?" Yeni Başkan’ın kimliği, bu durumun en önemli belirleyicisi olacak.

 

Özetlersek, Diyanet koridorları, şimdi Başkanlığa, geleneksel Anadolu İslam’ını temsil edecek bir Başkan beklentisi içine girmiş durumda. Diğer yandan Diyanet camiası; en büyük korkuları olan ve adına ‘ılımlı’, ‘light’, ‘protestanımsı ’ sıfatlarının yerleştirileceği bir din anlayışı istemiyor. Diğer bir deyişle, İskoçya’lı tarihçi W. Montgomery Watt’ın “İslam ve Hz. Muhammet anlayışına” uygun bir Başkan istemiyor. “Montgomery Watt nerden çıktı?” diye soranlara, verilecek yanıt şudur: Bu yazarın kitabını Türkçeye çeviren ve yayınlayan ekip, bazılarının “din baronları” ya da “Diyanet’in İstanbul Dükalığı” ismini verdiği ekip ile aynı olması.

 

Diyanet kulislerinde etkili bir isim şu soruyu soruyor : “İslam tarihinde yüzyıllardır inandığımız ve Peygamberimize Hira Dağı’nda indirilmeye başlanan, adına İslamiyet denen son tek Tanrılı kutsal dini (günümüze kadar onun hadisleri ve sünnetleriyle getirdiğimiz geleneksel)i  mi kabul edeceğiz, yoksa sonradan restore edilen ve dinler arası diyalogla belirlenen modernize edilen İslam’ı mı benimseyeceğiz?” Bu soru, çok ama çok önemli bir sorudur. Ben de bir  soru sormak istiyorum: Bunun cevabını verecek bir Diyanet İşleri Başkanı ya da devlet görevlisi var mıdır?

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.