1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. FETÖ çocuk tecavüzcüsü sapık Öğretmeni nasıl korudu, hangi ülkeye kaçırdı?
FETÖ çocuk tecavüzcüsü sapık Öğretmeni nasıl korudu, hangi ülkeye kaçırdı?

FETÖ çocuk tecavüzcüsü sapık Öğretmeni nasıl korudu, hangi ülkeye kaçırdı?

Fetullahçı Terör Örgütü firari elebaşı Fetullah Gülen’in yakın akrabalarının karıştığı cinsel istismar ve tecavüz soruşturmasının nasıl kapatıldığının tartışıldığı bir dönemde, örgütün 2001 yılında, kendi mensubu bir öğretmenin karıştığı ve içerisinde özü

A+A-

AVAZTÜRK, Bursa’da yürütülen ve Gaziantep’te devam eden utanç davasının soruşturma sürecinde bulunan Komiser Taner Topsakal’a ulaştı. Soruşturmayı örgüte haber vermediği, açığa çıktıktan sonra da örgütün soruşturmayı kapatma telkinlerine direnç gösterdiği için kumpas bir örgüt soruşturmasıyla mesleğinden atılan Tamer Topsakal, tüyler ürperten süreci AVAZTÜRK Genel Yayın Yönetmeni Zihni Çakır’a anlattı.

İşte kan donduran ilişki ağını dehşetle okuyacağınız o röportaj…

ZİHNİ ÇAKIR: Öncelikle bize Örgütle münasebetinizin nasıl başladığını anlatır mısınız?

TAMER TOPSAKAL: Polis Koleji birinci sınıfından itibaren, Kolejdeki cemaatçi diğer devre arkadaşlarımın yönlendirmesi ve baskısıyla cemaatle tanıştım. Şimdi cemaat diye bahsediyorum çünkü o dönem bizim tanık olduğumuz ya da öyle değerlendirebileceğimiz örgütsel bir faaliyetleri yoktu.

Bu yapı ile bağım, Polis Koleji ve Polis Akademisinde öğrenim gördüğüm dönemlerde, cemaat faaliyetlerinde hafta sonu izinlerde sivil abiler tarafından organize edilen ders programlarına katılmak şeklinde devam etti.

Yine yaz tatilleri ve diğer sömestr tatili veya bayram tatili gibi uzun süreli tatillerde, şehir dışında cemaatin sivil abilerinin yapmış olduğu organizasyonlarla kamp programlarına katılırdık.

Yapılan toplantılarda bu ders programlarında dini dersler, Fetullah Gülen’in kasetlerinin izlenmesi gibi faaliyetler yapılırdı. Bunun haricinde toplantıların en önemli konuları, üçe ayrılan gruplarla ilgili planlama yapılmasıydı. Bu gruplar, cemaatten olmayanlar, müspet olanlar ve menfi olanlar. Menfi kişiler cemaatin artık düşman olarak belirlediği, aleviler, sol görüşlü kişiler, cemaate zarar vereceği düşünülen kişiler olarak gösteriliyordu. Daha doğrusu cemaati bilip zarar verecek kişiler deniliyordu.

Bir de müspet olan kişiler vardı. Bunlar Anadolu’da mazbut bir ailede yetişmiş, standart kişilerdi. Yani dini bütünlüğü olanlardı. Bunlar cemaat tarafından hedef olarak tespit edilir, cemaate katılması yönünde çalışmalar yapılması için programlar projeler hazırlanırdı.

İşin özü örgüte adam kazandırma planıydı ve adına da cihat deniyordu.

Kolej ve akademide çalışmalar böyle sürdü.

MEZUNİYET GÜNÜ SİVİL ABİLER MASA KURMUŞ!

ZİHNİ ÇAKIR: Peki Akademiden mezun olduktan sonra nasıl bir yol izlediler?

TAMER TOPSAKAL: Akademiden mezun olduktan sonra kura çekiminde kimin nereye gideceği belli olurken, bunun organizasyonunda mezuniyet törenimize gelen cemaatin sivil abileri yapardı. Bizim devrede Genel Müdürlük kuraya dahil değildi. Hep illere dağıtım yapıldı. Bunun yanında Akademi ve Polis Okulları vardı.

Cemaat, Akademi ve Polis Okulları’nda bizim mezunlardan yapılanmak için becaeş karşılığı para bile ödedi. İllere yapılan dağıtımda da beş kişilik hücreler oluşturdular. O beş kişiyi birim olarak oluşturdular. Ve her ile en az beş kişilik Işık Evi dedikleri hücrelerden elemanlar gönderdiler.

Ben bu planlama içinde Mersin’e gittim. Mersin’de üç ev kurulmuştu. Biz bir-bir buçuk sene kadar Mersin’de çalıştıktan sonra EGM Asayiş Daire Başkanlığına tayin oldum. Ailem Ankara’da yaşadığı için ışık evinde kalma durumum olmadı.

Bu arada cemaat üyesi Genel Müdürlük personelinin haftada iki gün cemaatle ilgili toplantıları vardı. Pazartesi ve Perşembe günleri bu toplantılar yapılıyordu. Pazartesi toplantılarına kaynak toplantısı deniliyordu. Kaynak toplantısı aynı Polis Koleji’nden mezun olmuş öğrencilerin bir araya geldiği toplantıydı. Perşembe günleri ise birim toplantısı yapılıyordu. O da Emniyet Genel Müdürlüğündeki birimlerde çalışanların yine beşer kişilik hücrelere bölünmüş yapılarının toplantısıydı. O beş kişiden biri grup imamı olarak belirlenmişti ve o grup imamının başkanlığında toplantılar gerçekleşiyordu. Kaynak toplantıları daha çok dini sohbet risale dersi veya Fetullah Gülen’in kasetlerinin dinlenmesi kitaplarının okunması şeklinde geçiyordu. Birim toplantılarında ise; çalışılan birim ve o çalışılan birimde diğer çalışan personelle ilgili bilgiler toplanıyordu. Yapılan çalışmalarla ilgili gelişmeler cemaate aktarılıyordu. Mesela bir genelge, mesela bir yönetmelik veya kanun çalışması yapılacaksa, bunlar o toplantılarda ele alınıyordu. Veya kendi çalıştığımız birimde menfi olarak tespit edilen biri varsa, bununla ilgili değerlendirmeler yapılıyordu.

ÖRGÜTÜN EMNİYETTEKİ KOZMİK TOPLANTILARI

ZİHNİ ÇAKIR: Peki kritik birimler, mesela İstihbarat falan da oluyor muydu, onlar da gizli bilgi paylaşıyor muydu?

TAMER TOPSAKAL: Kritik birimler ayrıydı. Mesela İstihbarat ve KOM’da çalışanlar bizden ayrılmıştı. Onların hem birim hem kaynak toplantıları gizli yapılıyordu. Buralarda gizli bilgiler de örgüte aktarılıyordu.

Mesela Emrullah Uslu’nun başka biriyle birlikte buradaki görevi, kendi birimlerinden gelen istihbari bilgileri toplamaktı.

Mali şubelerin mali imamları vardı mesela. Bekar olan bir kişi maaşının yüzde 20’sini himmet olarak bağışlıyordu. Bunun dışında Zaman gazetesine 3 olmak kaydıyla cemaatin yayınlarına abone olma zorunluluğu vardı. Bu aldığımız yayınların hiçbiri de bize gelmiyordu. Bunlarla bir araya topladığımızda, maaşımızın neredeyse yarısını veriyorduk.

ZİHNİ ÇAKIR: Bir kayıt karşılığı mı toplanıyordu peki paralar?

TAMER TOPSAKAL: Yok hayır. Bu paralar banka aracılığıyla da gitmediği ve elden grup imamları tarafından toplandığı için kaydı da olmuyordu.

Bizim devrenin mali imamı bizim birim grubundaydı mesela. Her ay başı toplantılara içi para dolu bir James bond çantayla gelir ve onu da oradaki sivil abilere verirdi.

ÖRGÜTLE İLK TERS DÜŞÜŞ

ZİHNİ ÇAKIR: Peki örgütle nasıl ters düştünüz?

TAMER TOPSAKAL: Benim yapı ile ilk çatışmamız, çalıştığımız birimdeki cemaatten olmayan ve menfi olarak tespit edilen kişilerin bir şekilde ayaklarının kaydırılması için fırsat oluşturulmasını istemeleriyledir. O dönem Asayiş Şube müdürümüz Mutlu Çelikti. Mutlu Çelik de cemaate karşı mesafesiyle bilinen bir kişiydi. Bize Mutlu Çelik’in bütün hareketlerini takip etmemizi, bir açığını yakalamamızı söylediler. Bununla ilgili isimsiz ihbarlar yapılıp bir şekilde sıkıntıya sokulması sağlanacaktı. Ben Mutlu Çelik’le birlikte çalıştığım süre içinde, kendisini vatanını milletini seven, görevini vatan millet sevgisiyle yapan ve meslekte çok şey öğrendiğim başarılı bir polis olarak biliyordum. Hiçbir zaman bize tanıtıldığı gibi, ateist ve din düşmanı olmadığını, bilakis kendi ölçüleri içinde imanlı biri olarak müşahade ettim.

Yapılan grup toplantılarında bunu ısrarla ifade ettim. Mutlu Çelik’in vatanını milletini seven dürüst bir insan olduğunu, benim kendisine kurulacak bir komploda tezgahta falan kesinlikle bulunmayacağımı, böyle bir şey yapılmaya çalışılırsa da engel olacağımı söyledim.

Tabi bu artık tartışmalara döndü. Yine Asayiş Daire Başkanlığı biriminde çalışıp da cemaatin istediği komplolarda görevli olanlarla birlikte çalışırken, her türlü hareketlerine engel oluyordum. Bu arada sık sık il dışı operasyonel görevlere çıkmaya başladık.

Bazen bu görevler aylar sürebiliyordu. Ve uzun süren görevler sebebiyle ve sık sık il dışında olmam sebebiyle artık birim ve kaynak toplantılarına katılmamaya başladım.

Cemaatin artık bu bir takım bürokrasi düzenine yapılan çalışmalara yani görevle ilgili çalışmalara müdahalesinden çok rahatsızlık duyduğum için Ankara bulunduğum dönemlerde de toplantılara katılmamaya başladım. Cemaatten uzaklaştım. Bu durum cemaatin içinde olanları çok rahatsız etti. İlk başta uyarılarla sonra tehditlerle cemaatten uzaklaşmamın bana zarar vereceği cemaat üyeleri tarafından defalarca söylendi. Ben kendilerine yapmakta olduğum görevin daha büyük bir hizmet olduğunu söyledim.

ZİHNİ ÇAKIR: Asıl kopuşunuz, örgütün hedefi oluş süreciniz nasıl oldu peki?

TAMER TOPSAKAL: Bu hala etkisini üzerimden atamadığım korkunç bir süreç.

O dönem, zannedersem birimimden de uzaklaştırılmak için uluslararası görev kapsamında şiddet ve cinsel istismar suçlarının soruşturulmasına yönelik yabancı polis teşkilatları ile ortak kurulan bir çalışma grubuna dahil oldum. Çeşitli ülkelerde bu yönde yapılan toplantılara katıldım. Katıldığımız toplantılardan birinde, İngiliz polis teşkilatı Scotland Yards’da çalışan bir polis, yapmış oldukları uluslararası operasyonla ilgili bir sunum yaptı. Sunumun konusu İngiltere merkezli bir internet sitesinde, çocuk pornografisi içerikli resim ve videoların paylaşıldığı, bu siteye üye olmayanların giriş yapamadığı, bu siteye üye olma şartının da kişilerin sadece kendi çektiği pornografik çocuk görüntülerini yüklemek olduğu anlatıldı.

Bu internet sitesine 27 farklı ülkeden kendi çektikleri çocuk pornografisi görüntülerini göndererek üye olanlar vardı. Bu arada bu görüntülerin kendi çektiğinin ispatı sonrasında üyeliğin kabul edildiği tespit edilmişti. Bu 27 ülkenin 25’inde uluslararası bir operasyon yapılmış ve bu siteye üye olanlar gözaltına alınmıştı. Operasyon yapılamayan iki ülkeden biri ise Türkiye idi.

Neden bizim de Türkiye olarak operasyona dahil edilmediğimizi, bizim de bu operasyona dahil olmak istediğimizi söylediğimizde, Türkiye’nin teknolojik alt yapısının böyle bir operasyonu yapmaya yeterli olmayacağını, ayrıca çocuk pornografisinin o dönem Türkiye’de ciddi bir suç sayılmadığını, kabahat neviinde para cezası gerektiren bir suç sayıldığını söylediler. Bu durum tabi bizim ağırımıza gitti orada ezildik. Ve bizim de bilgiler verilmek suretiyle bu operasyonu yapmak istediğimizi, bu siteye bizim ülkemizden üye olan kişinin de yakalanması gerektiğini, böyle bir olayın da Türkiye’deki hukuki boşluğu doldurmak için belki ateşleyici olabileceğini ifade ettik.

TÜRKİYE’DE DE OPERASYON YAPALIM DEDİK!

Biz İngiliz polisinden konuya dair teknik detayları aldık.

Bu detayların içinde, Türkiye’den üye olan kişinin gönderdiği pornografik içerikli görüntüler, resimler vardı. O dönem ICQ denilen bir chat programı vardı. Bu kullanıcının ICQ numarasını verdiler bize. O dönem Türkiye’deki internet alt yapısında değişken IP kullanılıyordu. Statik IP olmadığı için o kişinin IP’sinin anında tespit edilmesi gerekirken bunu yapacak alt yapı yoktu. Biz bu dönem dışardan bilgisayar uzamanı olan bir arkadaşımızdan yardım istedik. Bu arkadaşımız bilgisayarlarımıza tuzak bir yazılım yükledi. İngiliz polisinden almış olduğumuz ICQ numarasına mesaj gönderdik. Eğer bu ICQ hesabından cevap verirse yerini, anlık saat ve adres olarak hangi IP den bağlandığını tespit edecektik. Biz mesajı gönderdikten yaklaşık 20 gün sonra şahıs cevap verdi. Biz selam dedik; o da selam dedi. Biz de bilgisayarımızdaki tuzak program sayesinde hangi servis sağlayıcıdan girdiğini IP numarası ve saatiyle birlikte tespit ettik.

Daha sonra internet servis sağlayıcıya mahkeme kararıyla giderek bu IP’den bağlanan telefon numarasını tespit ettik. Telefon numarası Bursa’dan Özgen İmamoğlu isimli bir şahsın üzerine kayıtlıydı. Sonra bu konuyla ilgili bir operasyon ekibi ayarlandı. Gizli bir yazı ile Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Ahlak Büro Amirliği ile ortak bir çalışma yapılacağı bildirildi. Operasyonun başında Mutlu Çelik Müdür vardı. Mutlu Çelik Müdür, ısrarla bize yapılacak operasyonel çalışmanın çok gizli tutulmasını, kendi yakınlarımıza bile yapılan çalışmalardan bahsedilmemesini telkin etti.

Özgen İmamoğlu denilen şahıs cemaate bağlı bir okulda Psikolojik Rehber Öğretmenliği yapıyordu. Bursa’da müstakil bir evde tek başına yaşıyordu.

ZİHNİ ÇAKIR: Peki şahsa nasıl yaklaştınız?

TAMER TOPSAKAL: Şahsın evinin karşısında inşaat halinde olan bir bina vardı. Binanın müteahhidine Karayolları Genel Müdürlüğü’nden geldiğimizi, yan taraftan geçen yolun araç yoğunluğunu analiz etmek için çekim yapmak istediğimizi, bunun için inşaatın bir odasını kullanmak istediğimizi söyleyerek, şahsın evini takip altına aldık. Şahıs sabah 6 gibi evinden arabasıyla çıkıp okuluna gidiyor, saat 15-16 arası da okulundan çıkıp tekrar evine dönüyordu. Bu saatten sonra oturduğu mahalledeki 10-11-12 yaşlarındaki erkek çocuklar evini ziyaret ediyor, ancak Özgen İmamoğlu, hiçbir zaman iki çocuğu aynı anda evine kabul etmiyordu. Evinde bir çocuk varken ikinci bir çocuk kapıyı çalarsa evde yokmuş gibi davranıp kapıyı açmıyor, çocuk çok ısrar eder sürekli zile basarsa da evin penceresinden, çocukla konuşup daha sonra gelmesini söylüyordu. Bu çok şüpheli ve sıkıntılı geldi bize. O çocuklara bir şey yapabileceği tehlikesiyle karşı karşıyaydık. Ancak bizim bu çocuklarla bir çalışma mülakat veya ifade alma gibi bir duruma girmemiz durumunda çocuklara zarar verebileceğimizden endişe ettik. Ve bu konuda, Bursa ilinde faaliyet gösteren bir çocuk psikoloğundan yardım istedik. Bu kişi daha önce Ankara’da çocuk esirgeme kurumunda sayın Melih Gökçek’in müdürlüğü döneminde de görev yapmış tecrübeli bir bayandı. Sonra biz eve girip çıkan çocukların kimliklerini tespit etmeye başladık. Bu çocukların hangi okula gittiğini tespit ediyorduk. Genelde Özgen İmamoğlu’nun evine yakın bir Ortaokul’da öğrenim gören çocuklardı. 9 çocuk tespit etmiştik evine girip çıkan. Daha sonra biz bu okula giderek, okul müdürüne, Milli Eğitim Bakanlığının görevlendirmesiyle geldiğimizi, ve öğrencilere psikolojik bir test uygulanacağını söyleyerek, bütün öğrencilerle görüşme yapılmasını sağladık. Bu hedef olarak seçilen 9 öğrenciyi özel olarak seçmedik, o öğrencilerden biriyle mülakat yapabilmek için bütün sınıfıyla mülakat yapmak zorunda kaldık anlaşılmasın diye. Ancak bu hedef çocuklarla mülakatın içeriği tamamen Özgen İmamoğlu ile ilişkilerini çözme üzerine yapılıyordu. Ve mülakata sadece uzman çocuk psikoloğu giriyordu.

Yapılan bu çalışma sonunda uzman psikolog bize çocukların cinsel istismar konusunda beyinlerinin yıkanmaya çalışıldığını tespit ettiğini söyledi. “Özgen İmamoğlu’nun, çocukları ders çalıştırıyor bahanesiyle evine alıp bilgisayarında oyun oynattığı, oyun esnasında bilgisayarın ekranına aniden çocuk pornografisi içerikli görüntüler açarak seyrettirdiğini, sonra bunu komik ve masum bir olay gibi çocuğun beynine işlediğini, bu yaptığı eylemlerle çocuğa ilerde yapacağı cinsel istismarın hazırlığını yaptığını ve çocuğun beynini yıkadığını, bunun sonucunda da çocuk bu istismara kurban olduğunda bunu normal bir şeymiş gibi algılayacağını” içeren bir rapor verdi. Bu raporla, tehlikenin ne kadar ciddi olduğunu daha iyi anlamış olduk.

Yaklaşık bir aylık takibin sonucunda, takibi Ankara’dan aldığımız mahkeme kararıyla yürütmemize karşın, olay yeri Bursa olduğu için Bursa Adliyesinde savcıya gidip bir sunum yaptık. Bursa Savcısı ne hikmetse konu ile ilgili Basın Savcısını görevlendirdi. Basın Savcılığından aldığımız gözaltı ve arama kararı ile birlikte geniş bir ekiple Özgen İmamoğlu’nu evinin kapısında gözaltına aldık.

Burada asıl maksat, kapıyı çaldığımızda şahsın içerde delilleri yok etmesi ihtimaliydi. Kapıda gözaltı işleminden sonra şüpheli ile birlikte eve girip arama yapmaya başladık. Arama yapılırken şüpheli de orada. Olay yeri inceleme ekipleri sürekli olarak kayıt yapıyor. Kitaplık tamamen Fetullah Gülen’in kitapları ve kasetleriyle doluydu. Çekyatların altından bir takım çantalar poşetler tespit ettik. Bu çanta ve poşetleri açtığımızda print edilmiş bir çok çocuk pornografisi içerikli özellikle de erkek çocuklarıyla ilgili resimler vardı. Daha sonra bilgisayarını açıp onun içeriğine baktık. Bilgisayarda da binlerce benzer içerikte fotoğraflar ve video görüntüleri vardı. Başka bir çek yatın altında bir el kamerası ve bu kameraya ait 11 tane video kaseti vardı. Bununla birlikte askerden getirdiğini söylediği uçaksavar mermileri vardı. Bu uçaksavar mermilerinin ne için kullandığını daha sonra söyledi. Şahıs bu mermileri cinsel obje olarak kendine kullanıyormuş. Buna dair görüntüler de vardı ve şahıs aynı zamanda homoseksüel eğilimliydi.

Şüpheliyi sorgu odasına aldık. Bu arada savcılıktan da 3 günlük gözaltı süresi almıştık. Deliller çoktu ve incelememiz gerekiyordu.

CEMAAT SAPIĞI SAVUNMAK İÇİN AVUKAT ORDUSU GÖNDERMİŞ

Daha henüz ifade ve mülakat aşamasına girmeden önce avukatlar gelmeye başladı. 5 avukat geldi. Bize müvekkillerinin neden gözaltına alındığını, bunun cemaate bir saldırı olduğunu, yargısız infaz yaptığımızı söylediler. Biz ifade işlemine başlamadığımız için bir cevap da veremiyorduk. O arada biz bu 11 adet kaseti izlemeye başladık. İzlediğimiz ilk 7 kaset, Özgen İmamoğlu’nun daha önce çalıştığı Gaziantep’teki zihinsel engellilerle ilgili Devlet okulunda yaptığı çekimlerdi. Bu çekimlerde, elinde kamerayla çocuk parklarını geziyor, eğlenen çocukların müstehcen bölgelerini zumlama yapıyor, yine okuldaki çocukların duş aldığı yerlere girip çocukların duş anındaki görüntülerini çekiyor ve bunu şakaymış gibi gösteriyordu. Sekizinci kasete geldiğimizde, bu kasette, yaşları 10-11 civarında olan çocuklarla zorla fiili livatada bulunduğu, çocukların ağlamasına bağırmasına acıdığını söyleyip isyan etmelerine rağmen Özgen İmamoğlu’nun defalarca bu çocuklara tecavüz ettiğine dair görüntüler vardı. Bu arada görüntüdeki çocuklardan bir tanesi, çok küçüktü. 2-3 yaşlarındaydı. Ve bu çocuk, ev ortamında uyurken Özgen İmamoğlu gece moduyla çekim yapmıştı. Çocuğu çırılçıplak soyup çocuğun cinsel bölgelerini taciz ettiğini görüyorduk. Görüntülerin vahameti psikolojik açıdan bizi de çok etkilemişti. Ekipteki herkes sorgu odasına girip Özgen İmamoğlu’nu parçalamak istiyordu. Ancak Mutlu Müdür, kesinlikle kimsenin kötü bir laf bile etmemesini, işimizi profesyonelce ve hukuka uygun yapmamız gerektiğini söyleyerek bizi her defasında durduruyordu. Yaptığımız çalışma sonunda, 2,5 yaşındaki çocuğun gözaltına alınınca onu savunmak için gelen avukatlardan biri olan abisinin çocuğu olduğunu tespit ettik. İfade alınmadan önce yine avukatlar geldiler. Biz avukatlara savundukları kişinin neyle suçlandığını gösterebilmek için delil olarak tespit edilen görüntüleri kendilerine izlettik. Biri dışında diğerlerinin hepsi bizden özür dileyerek avukatlıktan çekildiklerini söylediler. Avukatlardan birisiyle yaptığımız konuşmada, bize, kendilerinin cemaat tarafından görevlendirildiğini, kendisine verilen bilgide cemaate düşman olan polislerin, cemaati karalamak için bir iftirada bulunduğunu, bu iftiranın cemaate atıldığını bu sebeple mutlaka bu savunmayı yapmaları gerektiği konusunda telkinde bulunulduğunu ve bu nedenle geldiklerini; ancak savunulacak bir tarafının olmadığını gördüklerini söyleyerek gitti. Özgen İmamoğlu’nun abisiyle özel olarak görüştük. Bu görüşmede kendisine Özgen İmamoğlu’nun avukatlığını yapamayacağını söyledik. Sebebini sorduğunda, kendi çocuğunun da Özgen İmamoğlu tarağından cinsel tacize uğradığı için mağdurlardan olduğunu, bir kişinin hem mağdur hem avukatlık yapamayacağını belirttik. Eşiyle beraber oradaydı zaten. O anda eşi de kendisi de baygınlık geçirdiler.

ZİHNİ ÇAKIR: İtiraf etti mi peki suçunu?

TAMER TOPSAKAL: Sorguya Mutlu Çelik müdürümle birlikte ben girdim. Bahse konu delillerden sonra vereceği ifadenin de pek önemi yoktu aslında. Fakat biz usulen kendisiyle mülakat yaptık. İlk başta biz delilleri ortaya koymadan önce genel durumla ilgili bir mülakat yaptık. Evine girip çıkan çocuklarla ne sebeple görüştüğünü neden onlara bir ilgi duyduğunu sorduk. Kendisinde bir hastalık olduğunu söyledi. Geriye dönüş hastalığıymış bu anlatımına göre. İlgilendiği görüştüğü çocuklarla kendisini yaşıt htiğini, o çocukları da arkadaşı olarak gördüğünü, sanki onların yaşındaymış gibi bir kişi olarak arkadaşlığa giriştiğini, o çocukları sadece arkadaşı olarak gördüğünü söyledi. Sonra biz görüntüleri kendisine ibraz edip, “arkadaş arkadaşa bunları yapar mı” diye sorduk. O aşamadan sonra zaten mülakat kitlendi ve ağlamaya başladı. Biz mevcut delillerle hazırladığımız evrakla birlikte Özgen İmamoğlu’nu bu operasyon için görevlendirilen Basın Savcısının huzuruna çıkardık. Yine savcının talebiyle şahsın evine girip çıkan çocuklar ve vasileri savcılığa davet edildi.

FETÖ MENSUPLARI SAPIĞI KURTARMAK İÇİN SEFERBER OLMUŞ

ZİHNİ ÇAKIR: Peki bu aşamada sürece bir müdahale olmadı mı?

TAMER TOPSAKAL: Olmaz olur mu… Adliyede biz bunları beklerken çok ilginç bir şekilde bu çocukların ailelerinin hakaret ve tehditlerine maruz kaldık. Ve anladık ki bu çocukların aileleri savcılığa gelmeden önce cemaat mensuplarınca ziyaret edilmiş ve cemaati karalamak için yapılan bir operasyonda çocuklarının kullanıldığı anlatmışlar bunlara. Asıl hayret verici gelişmeler de ondan sonra yaşanmaya başladı.

ZİHNİ ÇAKIR: Nasıl yani?

TAMER TOPSAKAL: Kanun gereği, çocukların ifadesinin alınması, sadece Savcı tarafından yapılabiliyordu. Onun için çocuklarla biz hiçbir şekilde mülakata girmemiştik. Ve çocuklarla yapılan görüşmelere ilişkin uzman psikoloğun raporları mevcuttu. Biz de çocuktan ifade alma işlemine uzman psikoloğun da dahil olmasını istedik. Sonra Savcı uzman psikoloğumuzla beraber bir odaya girip mağdur çocukları teker teker içeri çağırdı. Üçüncü çocuktan sonra psikolog feryat ederek odadan dışarı çıktı. Ve “burada saçma sapan işler yapılıyor” dedi. Biz da o zaman olaya dahil olduk. Psikoloğun elinde çocuklardan alınan ifadelerin tutanakları vardı. Basın Savcısı psikoloğu oraya sadece görüntü olarak oturtmuş gibi hiçbir şeye müdahalesine izin vermemişti. Çocukların ifadelerini almak için matbu tutakanak hazırlanmış. Sorular da şöyle “Özgen İmamoğlu sana cinsel istismarda bulundu mu?”

10 yaşında bir çocuğun cinsel istismarın ne demek olduğunu bilmesi mümkün değildi. Çocuğa da zaten ne söyleyeceğini girmeden önce telkin etmişlerdi. İkinci soru “Özgen İmamoğlu’ndan davacı ve şikayetçi misin?” İfadenin altına da çocuğun adı yazılıp imzası attırılıyordu. Açık olarak hukuk katlediliyordu.

Biz anladık ki cemaat olayı kapatmak için bir tezgah kurmuş.

Tabi bu olay olunca bir anda ortalık karıştı. Mutlu Müdür ifade tutanaklarını alıp Savcı ile görüştü. Savcı, “soruşturma savcısı benim nasıl istersem öyle davranırım” diye bizi tersledi. Bunun üzerine Mutlu Müdür ifade tutanaklarını alıp zannedersem Adalet Bakanlığından birileri ile görüşüp yapılan usulsüzlüğü anlattı. Sonra biz Savcının zorlamasıyla o ifadenin alındığı ortamdan uzaklaştırıldık. Tabi bu arada gözaltı, ifade, mahkemeye sevk 4 günlük bir süreçti. Bursa Emniyet Müdürü Reşat Altay basına açıklama yapıp operasyonla ilgili bilgi vererek, Bursa halkını galeyana getirmişti. Bursa Adliyesi’nin önüne binlerce Bursalı toplanmıştı Özgen İmamoğlu’na nefretlerini bildirmek için.

Zannedersem bunun da baskısıyla eldeki delillerin de sonucunda Özgen İmamoğlu tutuklandı.

Biz Cezaevine teslim edip dosyalarımızla birlikte Ankara’ya geri dönüş yaptık.

Bu olay, o dönem çok ciddi bir infial uyandırdı. Biz de Genel Müdürlüğe döndükten sonra operasyonla ilgili Genel Müdür Yardımcılarımız ve Bakanımıza brifingler veriyorduk.

ÖRGÜTTEN “NEDEN HABER VERMEDİN” VE “NASIL KAPATIRIZ” SORUSU!

ZİHNİ ÇAKIR: Ankara’ya dönüşünüzde örgüt mensuplarından nasıl bir tepki gördünüz?

TAMER TOPSAKAL: Ankara’ya dönünce cemaat üyesi olan Genel Müdürlük çalışanı devrelerimden sık sık bu operasyonla ilgili neden cemaate bilgi vermediğimi sormaya başladılar. Ben de operasyonun gizli olduğunu, uygun görmediğimizi söyledim. Daha sonra bu adamın cemaat okulunda öğretmen olduğunu, cemaate zarar vereceğini, olayı kapatmanın mümkün olup olmadığını, olayın ayrıntılarını öğrenmek istediler. Ben bunları da duyunca zıvanadan çıktım. Görüntüleri izlediğimi, o gün bu gündür uyku uyuyamadığımı, onların böyle bir şeyi nasıl isteyebileceğini söyleyerek çok ağır tartışmalara girdim.

ZİHNİ ÇAKIR: Peki bu şahıs Bursa’da tutuklandıktan sonra gelişmeler nasıl oldu?

TAMER TOPSAKAL: Dosyadaki video kasetinde yer alan ve mağdur edildiği anlaşılan bazı çocukların Gaziantep Zihinsel Engelliler Okulundaki çocuklar olduğu anlaşıldığından, Bursa’daki çocukların ailelerin hiçbirinin de şikayetçi olmadığından bahisle, yetkisizlik kararı verilerek dosya Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Özgen İmamoğlu da Gaziantep’e nakledildi.

Gaziantep’te çıkarıldığı ilk mahkemede de tahliye edildi. Tahliye karanını duyduğumuzda ekip olarak şok geçirdik. Mutlu Müdür, Gaziantep Mahkemesi ile bir telefon görüşmesi yaptı. Bu kadar ağır bir suç işlemiş olan ve bunun kesin olarak tespit edilmesine karşın bu kişinin nasıl serbest bırakıldığını sordu. Mahkeme şahısla ilgili hiçbir delilin olmadığını, şikayetçinin de bulunmadığını, bu sebeple tahliye edildiğini söyledi.

DELİLLER DOSYADAN ÇALINDI SAPIK YURT DIŞINA KAÇIRILDI

ZİHNİ ÇAKIR: Peki sizin topladığınız deliller kasetler ne olmuş?

TAMER TOPSAKAL: Dosyadaki delillerin Bursa-Gaziantep arasında kaybolduğu ortaya çıkmıştı. Biz böyle bir durumun yaşanma ihtimaline karşı, delilleri tutanakla kopyalamış ve ekip olarak birer nüshalarını kopyalarını muhafazaya almıştık. Hatta, bir sabah geldiğimizde çekmecelerimizin kırılarak açıldığını görmüştük. Oysa delilleri çekmecede bırakmayıp yanımızda taşıyordu.

Mahkemeye delillerin tutanaklı kopyalarını, acilen kurye ile gönderdik. Mahkeme, gönderdiğimiz delilleri inceledikten sonra Özgen İmamoğlu ile ilgili hemen gıyabi tevkif kararı çıkardı.

Ancak o tarihten itibaren Özgen İmamoğlu bir daha hiçbir zaman bulunamadı. Yaptığımız istihbari çalışmalarla, şahsın cemaatin Emniyet ve yargıdaki mensuplarının yardımları ile Türk Cumhuriyetlerinden birine, yanlış hatırlamıyorsam Kırgızistan’a gönderildiğini öğrendik.

Şahsın Yargıtay’da 38 yıllık cezası onaylandı, aranıyor ve geçen 14 yıla rağmen şahıs hala bulunamadı. Bu süre zarfında kim bilir kaç çocuk daha mağdur edildi Allah bilir.

ZİHNİ ÇAKIR: Bunun üzerine örgütle tüm ilişkiniz kesildi öyleyse.

TAMER TOPSAKAL: Evet, bu olay benim Fetullah Gülen cemaatiyle tamamen kopmama vesile oldu. Birbirimize tamamen zıt bir hale geldik.

Cemaatin içinden yetişmiş fakat yaptıkları pislikleri görüp de cemaatten ayrılmış biri olarak cemaatin hedefine yerleştirildim. Sonra da hiçbir ilgim olmayan, başından sonuna düzmece, kumpasla gerçekleşen bir soruşturma sonucu beni meslekten attılar.

Hatta bir taşla iki kuş vurdular. Almanya’da uyuşturucu bağlantılı bir şahsın öldürülmesi olayını kapatıp, kapatırken uydurdukları örgüte de beni dahil ettiler.

Sonradan Ergenekon döneminde Ergenekon sanığı bazı isimlerle ve bir faktöring firması ile ilişkili olan Ertuğrul Yılmaz cinayetiydi bu.

YARIN: FETULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN KAPATTIĞI UYUŞTURUCU BAĞLANTILI CİNAYET VE KAPATMADA KULLANILAN SÖZDE ÖRGÜT ÜZERİNDEN TAMER TOPSAKAL’IN MESLEKTEN ATILMASI… 

YASAL UYARI: Yayınlanan haberin tüm hakları AVAZ MEDYA Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.