FETÖ ile mücadeleye yüreği yetmeyen ya kenara çekilmeli ya kenara itilmeli!

FETÖ ve TSK içindeki her kesimden darbeci damarın ittifakıyla başlayan 15 Temmuz Kanlı Darbe girişiminin bastırılması sonrasında Fetullahçı Terör Örgütü ve işbirlikçilerinin kamudan, medyadan ve iş hayatından temizlenmesine, örgütün TSK ve Emniyet uzantılarının tasfiyesine odaklandık.

Hiç şüphesiz bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi, örgütün bütün unsurlarıyla tasfiyesi için öncelikli olan şey kararlılıktı.

Doğrusunu ifade etmek gerekirse şu ana kadar gelinen noktada siyaset kurumu açısından bu kararlılığın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dışında vücut bulduğunu söylemek pek mümkün görünmüyor.

Yargı acısından ise; Kanlı Darbe girişiminin ilk saatlerinden itibaren yüreklice bir duruş sergileyerek darbeciler hakkında gözaltı kararları veren Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Harun Kodalak ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’ın ile yakın çalışma arkadaşlarını, FETÖ ile mücadele kararlılığından taviz vermeyenler olarak not düşüyorum.

HSYK Başkanvekili ve 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz ve yakın çalışma ekibini de FETÖ yargısının tasfiyesi noktasındaki onurlu ve cesur duruşu ve HSYK’nın yaptırım mekanizmasını hızlı bir şekilde işletmesi nedeniyle ayrı tutuyorum.

Bunlar dışında işin açığı örgütle mücadele noktasında pek iç açıcı bir fotoğraf yok karşımızda.

Öyle bir fotoğraf veriliyor ki; sanki örgüt sadece başta TSK ve Emniyet olmak üzere kamu kurumlarına sızmış siyasete hiç bulaşmamış... Üstelik kamudaki etkili isimlerinin tasfiyesinin siyasetteki kimi isimlerin himayesiyle akamete uğradığı tartışılırken veriliyor bu fotoğraf.

Örgütün sermaye dünyası ve medyada elde ettiği gücü siyaset kurumundan bağımsız oluşturmasının mümkün olduğuna inanmamızı bekliyorlar maalesef.

Örgütün yargıdaki militanlarının hareket alanını genişleten, yargı ve emniyet merkezli kumpas süreçlerine yargısal kılıf hazırlayan yasama çalışmalarının, örgütün siyaset kurumu içerisindeki kimi büyük ABİ ve ABLA’larının marifeti olduğu gerçeğini görmememizi istiyorlar.

Örgüt sermayesi kapsamında dev şirketlere el konulur bu şirket sahipleri gözaltına alınırken; bu sermaye gücünün oluşum sürecinde önemli rol oynayan belediye başkanları, bakanlar ve milletvekillerini yok saymamamızı bekliyorlar.

Bununla da yetinmiyor; sebebini anlayamadığımız şekilde Fetullahçı Terör Örgütü ile ilişkisini 15 Temmuz kanlı Darbe girişimi arifesine kadar bile kesmemiş olanları yazmamamızı, çizmememizi, konuşmamamızı istiyorlar.

Bundan da öteye gidip, Fetullahçı Terör Örgütü’ne bağlı okullarda, üniversitelerde, şirketlerde, vakıflarda ve medya kuruluşlarında görev alanların “bazıları” için yargı sürecinin lehte esnetilmesine ses çıkarmamamızı dayatıyorlar.

Düne kadar FETÖ üyeleri için cübbe giymekten bahsedenlere, örgütle yeni bir uzlaşı arayışında olanlara, örgütün pişmanlık beyanı koşuluyla FETÖ operasyonlarının durabileceği ve normalleşme yaşanabileceği mesajı verenlere karşı üç maymun oynamamızı bekliyorlar.

15 Temmuz Kanlı Darbe girişiminin siyaset ayağına yönelik sorgulamada bulunmamıza tahammül edemiyor, böyle bir ayağın olmadığı olsa bile Meral Akşener ve taifesiyle sınırlı olduğunu kabullenmemizi istiyorlar.

Darbe sürecinin en kritik sorularının yoğunlaştığı istihbarat zafiyeti ve o gün saat 15:00 ile 23:00 arasında Genelkurmay’da neler olduğuna dair sorularımızı bile “bu iki kurumun itibarsızlaştırılması” parantezine hapsetmeye çalışıyor, bunu soran bizleri sosyal medyadaki troll hesaplar üzerinden “kripto” ilan etmeye çalışıyorlar.

Maalesef FETÖ ile mücadele sürecinin olmazsa olmazı olan kararlılık böyle bir manzar-i umumiye ile esnetiliyor.

Dahası; kimi isimler üzerinde yoğunlaşan şüpheleri de vicdan kasarak dağıtmaya çalışıyorlar.

Ve bizden de FETÖ ile etkili bir mücadele yapıldığına inanmamızı inanmakla kalmayıp kamuoyunu da buna inandırmaya çalışmamızı bekliyorlar!

Yok arkadaş! Yok öyle yağma...

Gittiği yere kadar gidilmeli; gitmeye yüreği yetmeyen varsa kenara itilmeli...

Bu ihanet sarmalı içinde kim varsa görevi, mevkii, makamı ne olursa olsun hesabını vermeli! Bu hesabı sormaya yüreği yetmeyen varsa kendi rızasıyla kenara çekilmeli.

Yargı ve siyaset kurumu eğer bu millet nezdinde itibar kazanmak güvenilirliğini yeniden tesis etmek istiyorsa önündeki son fırsat bu!

Bu fırsatı değerlendirmeyen, bu milletin kahir ekseriyetinin beklediği mücadele kararlılığını sergilemeyen kim varsa bizzat bu millet tarihin çöplüğüne süpürür vesselam!

Önceki ve Sonraki Yazılar