1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. Global Hakimiyetin Yeni Sloganı: Vive la liberté! Çok Yaşasın Özgürlük!
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Global Hakimiyetin Yeni Sloganı: Vive la liberté! Çok Yaşasın Özgürlük!

A+A-

Cennette:

Ahçılar, Fransız

Polisler, İngiliz

Mekanikler, Alman

Aşıklar, İtalyan

Bankacılar, İsviçreli… imiş…

Cehennemde ise:

Ahçılar, İngiliz

Polisler, Alman

Mekanikler, Fransız

Aşıklar, İsviçreli

Bankacılar, İtalyan…mış…

Köklü bir Avrupa espirisi olarak kabul edilmiş yukarıdaki yakıştırma, AB’nin politik, ekonomik ve sosyal yapısını, karakteristik özellikleriyle, gerçekten de yerinde tarif etmektedir. Üstelik ifadede ismi geçen ülkelerin yaygınlaşmış yetenekleri, değil sadece kendi sınırları dahilindeki geleneksel akışı; batı illeri ötesine uzanıveren hareketlenmeleri de etkilemektedir.

Hele ahçılık yeteneğinden yola çıkarak ‘demokrasi ve özgürlük kavramlarını’ usta manevralarla yoğurup, dünya kamuoyuna sunmayı başarmış Fransızlar, bugün Cumhurbaşkanı Macron’un da kararlılığıyla, AB şampiyonluk bayrağını Almanya’nın Merkeli’nden kapmayı dahi başarmıştır. Ve malesef, Almanya’nın epeydir süregelen irticacı-göçmen sorunu dolayısıyla; Merkel hem kendi vatandaşlarına hem de AB yönetimine karşı mağdur vaziyette bırakılmıştır. Paris hükümeti, batının giderek büyüyen bu malum sorununa çözümcül reformlar sağlamayı önerirken; kıtada zaten süregelen euro bölgesi reformunu da başlatmayı amaçlamıştır. Konu itibarıyla, muhtemel bir ‘Avrupa bölgesi bütçesi oluşturulması ve tüm AB ülkelerinin faydalanacağı, dünyanın coğrafi alanlarındaki yatırımlar sırasında kullanılır bir AB Maliye Bakanlığı mercisinin kurulması; AB’ye ait ortak ordu ve sınır polis gücünün meydana getirilmesi; AB üyeleri arasında uyumlaştırılmış bir vergi sisteminin oturtulması ile siyasi yaptırım yönünde daha güçlü bir Avrupa Parlamentosuna sahip olunması’ Fransız liderin bakış açısıyla, acil gereksinimler arasında sayılmaktadır.

İleveten, AB’nin global alandaki liderlik ve yaptırım sıfatını, ABD-Çin-Rusya’ya karşı kaybetmeme mücadelesine girişmiş Fransa, Brexit sürecindeki rakibi İngiltere’yi de geride bırakmayı başarmıştır.

Fakat, Brexit belirsizliği tamamlanmadığı müddetçe, Fransızların ısrar ettiği yapılanma, yani ‘ortak bütçe ile AB’ye dair ortak kullanılacak tek bir Maliye Bakanlığı mercisinin kurulması’ şimdilik uzun vadeli bir gidişata işaret etmektedir. Hele, birliğe ait 500 Milyar Euro’luk acil durum bütçesinin, ekonomik yardıma ihtiyaç duyan birlik üyesi ülkelerinin dengeye oturtulması niyetiyle ortak kullanılacak bir ‘Avrupa Para Fonu’na dönüştürülmesi’ anlaşmazlık sürüncemesine takılıkalmışken…

Ayrıntılarda gizlenmiş Lucifer…

Finans, ticaret, savunma başlıkları altına dahil ettiği ve daha geniş bir sahayı kapsamayı amaçlayan politikalarıyla, Fransız Cumhurbaşkanı, dünya kamuoyunu ‘küresel iklim değişiminin kontrolü ve iklim iyileştirilmesi’ yönünde de ikna etmiştir. Gerçekten de tüm dünya ülkelerini yakından ilgilendiren sorunun hassasiyeti, Macron tarafından, tam zamanında yakalanılarak, ustaca kullanılmış; konu, dolayısıyla, Fransız lidere, ABD’yi dahi sollayacak bir hamle avantajı kazandırmıştır. Çünkü, global sınırsızlıkların yaratılması aşamasında, tüm devletleri ilgilendiren ‘sürdürülebilinir kalkınma ve küresel iklim iyileştirilmesi yönündeki çalışmalar’ bütün ülkelerin dayanışma kapılarını birbirine açmasını sağlayacaktır. Bu bilinci kullanarak yola çıkmış liderlere ne mutlu!

Avrupa reform öncüsü Fransa…

Imkansızı hayal eden ve bu düşleri hemen gerçeğe dönüştüren Emmanuel Macron, cesur atılımlarıyla, dünya siyasetinde kendine fazlasıyla güvendigini açıkça ortaya koymuştur. ABD Başkanı Trump'Ia ilişkilerini dahi başarıyla idare eden genç lider; Rusya Devlet Başkanı Putin'le arasındaki yakınlığını da pekiştirmiştir. İlaveten, Afrika kıtasını ve Ortadoğu’yu dikkatle hedefleyen siyasi girişimler başlatan Fransız politikacı, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan iletişimini ise, istikrarlı bir dengede tutmayı amaçlamaktadır.

Doğu ile Ortadoğu hedefleri…

ABD Başkani Trump’ın, geçtiğimiz aylarda Jerusalem’i İsrail'in başkenti olarak kabullendiğini ilan etmesi, Amerika’nın Müslüman çoğunluk arasındaki, özellikle Ortadoğu’daki populerliğini fazlasıyla azalmıştır. Aynı sahalarda nüfuzlarını arttırmayı amaçlayan diğer ülkelere yer açıveren fırsat, bilhassa Cumhurbaskanı Macron’a, (İngiltere ve Almanya'nın, kendi iç politikalarıyla meşgul oluşları sebebiyle) Ortadoğu’da Fransız ağırlığının hissettirilebilinmesi yönünde yepyeni bir imkan tanımıştır. Hele, ‘Trump’ın, İsrail-Filistin barış projesini zedelediği’ belirtisiyle kamuoyuna seslenen Fransız politikacı; yine aynı bölgedeki Türkiye’nin Afrin harekatı ile Suriye’de ilerleyişini de şekillendirmeyi amaçlamaktadır. Malum vesileyle, Rusya Başkanı Putin ile arasındaki yakınlığı da sağlamlaştıran usta Paris’li, Rusya-Fransa ortaklığına dayalı ve Suriye üzerinde yoğunlaştırılmış bir ‘yardım koalisyonu planını’ değerlendirmek niyetiyle kolları sıvamıştır.

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz yıl sonunda Lübnan Başbakanı Hariri’nin -geçici- istifası üzerine ülkenin iç politika yardımına bile koşan Fransızlar; yine aynı soruna dair, İsrail’in Benjamin Netanyahu’su ile Lübnan meselesini tartışmıştır. Daha da ileri giderek, Sudi Arabistan’ın Lübnan politik çalkantılarındaki payına işaret ediveren Macron, barışçıllık felsefesi dahilinde, İran Başkanı Rouhani’nin bile desteğini kazanmış; artı, Iran ile Saudi’lerin arabuluculuğunu bile yapmaya başlamıştır! Yani, elindeki AB liderlik sıfatını yeteneklice kullanan Fransız hükümet yetkilisinin ‘artık Ortadoğu kurtarıcısı olma ihtirasıyla’ da karşımıza çıkacağı kesinleşmiştir.

Öte yandan usta politikacı, Sahara Bölgesi altından yola çıkarak Libya’ya ulaşmayı (dolayısıyla, Avrupa’da son bulmayı) amaçlayan irticacı/göçmen akışına, bariyer oluşturma çalışmalarıyla ise bilhassa ilgilenmektedir.

Tartışmalı meseleler…

Fransızca konuşma dilinin hakimiyet sürdüğü Afrika ülkelerine (Burkina Faso, Ivory Coast, Ghana başta sayılmak üzere) karşı takındığı yaptırımcılık rolü ile Emmanuel Macron, güney-doğu coğrafyasına açılıveren, bir ‘oyun yapımcısı’ sıfatını muhafaza etmektedir. Kıtada süregelen ‘rüşvet, hükümet yolsuzlukları, adam kayırma, iç savaşlara’ çözüm getirmeyi amaçlayan Paris’li politikacı, buna ragmen yine de yerel halktan fazla destek görememiştir. Bilhassa, Burkina Faso, Chad, Congo-Brazzaville, Gabon, Guinea ve Togo’daki sosyal protestolar ‘Fransa’nın, yöredeki insan hakları ve yerel halk yararına işleyebilecek bir ekonomik süreci, aslında, olumsuz yönde etkilediğini’ öne sürmektedir.

Joker! Çin, Vietnam, Japonya…

Kültür, moda, sanat ve tüketici ihtiyacına yönelik renkli sunumlarıyla Fransa, Çin ve Japon tüketicilerine yaygınlıkla hitab etmektedir. Yine aynı sebebi temel alan, Paris idaresi, Çin ve Japonya ile kurulabilecek ‘özel, diplomatik ve stratejik bir partnerlik’ içerisine girmeyi hedeflemektedir.

Çin karşısında ortalama $37.2 Milyar Dolarlık bir ticaret açığı bulunduğu öne sürülen Fransa’nın, niçin Çin’in yanıbaşında bulunması gerektiği meydandadır aslında... Özellikle, Çin’in Asya-Avrupa-Afrika-Ortadoğu’yu birbiribe bağlamayı amaçlayan ‘Belt and Road Initiative -kemer ve yol girişimi’ adımları sürecinde, belirleyicilik rolüne sahip olma arzusu, Macron’un gönlünde yatarken…

Her iki ülke arasındaki ilişkiler kapsamında pekiştirilmiş, Paris İklim Anlaşması’na geri dönecek olursak, Macron’un dünya seferine çıkmış ‘iyileştiricilik rolü’ Fransız-Çin partnerliğini de gerekli kılmaktadır. Cünkü, günümüzde Çin’in dünyanın en büyük ‘çevre kirliliği’ etkencisi olduğu vurgulanmaktadır. Ve tekrar hatırlamak gerekirse, Paris İklim Anlaşması, 195 üye ülke tarafından imzalanılmış oluşu sebebiyle, global alanda iklim değişikliği ile ilgili en geniş kabul görmüş bir anlaşma özelliğine sahiptir. Kısacası, Çin ile Fransa’nın konuyla alakalı elele vermiş gücü, dünyayı, ‘hem ekonomik - hem politik ve hem iklim iyileştirilmesi alanında’ fethetmeye yetecek ve artacaktır.

Vietnam…

Asya-Pasifik ile Güneydoğu Asya'daki ağırlığını daha fazla arttırmak amacındaki Fransız Hükümeti, Vietnam’ı da elde tutulması gereken bir yandaş olarak kabul etmektedir. İki ülke arasında 45 yıldır süregelen diplomatik dostluk, savunma alanında bile kendini göstermeye başlarken, ‘askeri eğitim; askeri alana dair tıp/sağlık dayanışması; deniz-hava sahaları güvenliğinin sağlanması; askeri sahada barış tatbikatlarının gerçekleştirilmesi ve savunma endüstrisi arenasında yapılacak işbirlikleri’ taraflar arsındaki kararlı gidişata işaret etmektedir. Lakin böyle bir partnerliğin, Paris idaresinin bilinçaltında gizlenmiş ve ‘Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki hakimiyet gücünün kontrolde kalması konulu hedefiyle şekillenmiş’ bir unsur olduğu, akıllara kesinlikle getirilmemelidir(!).

Japonya…

Bu yıl Ocak ayında biraraya gelen Japon ve Fransız hükümet yetkilileri, askeri savunma malzemeleri alanında beraber çalışmaya karar vermiştir. Karar akabinde yandaşlar, gerçeklestirdikleri ACSA (Acquisition and Cross-Servicing Agreement) anlaşmasıyla, ‘gereken bölgelerde insaniyet yardımı ile barış sağlayabilmek niyetiyle, kendi aralarında, savunma malzemeleri ile askeri servisleri paylaşmaya’ hemfikir olmuştur.

 

Elbette, sözkonusu ülkeler arasındaki yakınlığın başlıca sebeplerine ‘Çin’in Doğuda ve Güney Çin Denizi’ndeki hakimiyetinin kontrol altında tutulması; Rusya’nın, diğer Avrupa ülkeleri üzerindeki yaptırım gücünün dengelenmesi’ ilave edilmemiştir(!). Yine tabi ki ‘Diğer ülkelerin nükleer alandaki faaliyetleri; uluslararası terörizmin engellenmesi; Pasific’te denizcilik dayanışmasının arttırılması; Aden Körfezi’nde süregelen korsanlıkların engellenmesi yönlü operasyon planları; aynı sularda ve Doğu Asya’da, Fransız askeri mevcudiyetinin çoğaltılması; Doğu Asya ve Afrika’da mevcut üçüncü dünya ülkelerinde kapasite iyileştirme yönlü ortak yatırımların gerçekleştirilmesi; nihayet, küresel alanda iklim iyileştirilmesi çalışmaları’ Fransız-Japon işbirliğinin ana unsurlarını meydana getirmektedir.

Diğer bir hatırlatma itibarıyla, Australia, India, South Korea, Malaysia ve Singapore ile de bağlarını sağlamlaştıran Fransa, en sonunda, Asya’ya yönelik askeri ve savunma malzemeleri alanında, başta gelen ürün-hizmet sağlayıcısı ülkeler arasına katılabilme özelliğini yakalamıştır.

Peki tüm bu kıssalardan, Türkiye nasıl bir hisse almalı?...

…diye soracak olanları, küçük bir Avrupa şakasıyla cevaplayacağım:

‘AB’nin çalışma tarzı şöyledir:

Kurallar, Almanya tarafından oluşturulmakta;

kurallara, Birleşik Krallık tarafından sadakatle uyulması sağlanılmakta;

yine aynı kurallar, Fransa tarafından esnekleştirilmekte;

ve bu kurallar, İspanya tarafından itinayla kırılmakta iken;

İtalya’da malum kurallar, zaten kaideye dahi alınmamaktadır.’

Velhasıl… Global bütünlük ve yaylımcılık süreci içerisinde devam edilicek yollarda kuralları, şartların gerektirdiği doğrultuda kullanmak ve tüm adımlarda ‘iklim ögelerinin iyileştirilmesi’ konulu felsefeden bahsetmek ‘sorgusuzca destek görecek’ genişleme imkanları sağlamaktadır. Bu bilinci, isteyenler, dilediği gibi kullansın.

Kısacası, Vive la liberté!... İşin sırrını çoktan çözmüşsün arkadaş!

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.