1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. Global Nükleer(siz?)leştirme Ütopyası ile Pyongyang’lı Diktatörün Seyyar Helası
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Global Nükleer(siz?)leştirme Ütopyası ile Pyongyang’lı Diktatörün Seyyar Helası

A+A-

Global Nükleer(siz?)leştirme Ütopyası ile Pyongyang’lı Diktatörün Seyyar Helası

Cidden… Bunca olup biten arasında şu sıralar, uluslararası bazı medya kanalları ‘Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un, seyahatleri esnasında beraberinde götürdüğü seyyar tuvalet meselesine’ ısrarla değinmektedir. Ama bereket versin ki vaziyetin önemi(!), Kuzey Kore güvenlik görevliliği makamından ayrılmış Lee Yun-Keol’un, The Washington Post’a verdiği demeçle dile getirilmiştir, şöyle ki: ‘Kim Jong-Un’un sağlık durumuyla alakalı kılınabilinir hiçbir kanıtın geride bırakılmaması amaçlanıldığından dolayı; liderin her nereye seyahat ederse etsin, seyyar wc’sini yanından ayırmaması gerekiyormuş’.

Şimdi… ‘Şahsi helasını bile yanından ayırmayacak kadar ihtiyatla hareket eden bir diktatörün; pek hoşlanmadığı Amerika’yla, barışçıl diyaloglara girişme ihtimalini dahi su yüzüne çıkarması; ne iştir?’ diye soranlarınız bulunacaktır…

Gene de şunu bilesiniz, bu eğilimin altında yatan tüm sebeplere rağmen ‘her iki malum ülke yöneticisinin, ego yarıştırma mücadelesi söz konusu olduğunda, hiçbir barış ütopyasının gerçekleştirile bilinmesi şansı bulunmayacaktır’.

 

Kuzey Kore Perspektifi Uyarınca

En basit öncelikle, Kuzey Kore sınırları içerisinde süregelen idari baskılar; içe kapalı bir yaşam tarzıyla doğmuş sosyal monotonluk; orta ve alt sınfa has giderek artan ekonomik fakirlik; batı ambargoları dolayısıyla gerginlik yaratan imkânsızlıklar -özellikle genç nesil üzerinde- isyankar bir patlamaya doğru sürüklenen hoşnutsuzluk ivmeleri yaratmaktadır. Dolayısıyla Pyongyang idarsi, cyber alanda muhafaza ettiği yeteneklihacker grubuna rağmen, batı ülkeleriyle de -bilhassa ABD ile- layığıyla rekabet edebilmek için, artık izolasyondan sıyrılma vaktinin yaklaştığı bilinciyle Washington’a yeşil ışık yakmıştır.

 

Daha da mühimi hemen öte yanda, stratejik konumdaki gücü kapsamında, ABD’nin Güney Kore’de kurduğu DÜNYANIN EN BÜYÜK ASKERİ ÜSSÜ: USAG Humphreys, Pyongyang üzerindeki keyif kaçırıcı baskısını sürdürmektedir. Anlaşılacağı üzere K.Kore, askeri kapasitesi yönünden her ne kadar sağlam olursa olsun, yanı başına çöreklenmiş kalabalık (ve yüksek yaptırımlı) bir Amerikan varlığına karşı ihtiyatla davranacaktır.

Gerçekten de K. Kore hükümetinin, Mayıs ortalarında aynı yörede gerçekleştirilmiş ABD-Güney Kore hava kuvvetleri Max Thunder askeri tatbikatı akabindeki tavrı ile ‘Vaziyet böyle devam ederse, Haziran’daki (Trump/Jong-Un) görüşmesinden çekilebileceğine’ dair uyarılarda bulunması, Kim Jong-Un’un bilinçaltında yatan en büyük rahatsızlık sebebine işaret etmektedir. (*Konuya dair detayları, gazetemizin 15 Ocak 2018 tarih ve Dünyanın en büyük ABD askeri üssü ve rüşvet dedikoduları! Başlıklı çalışmamda bulmak mümkündür).

 

ABD Bakışaçısına Göre ise

Amerika’lı yazar W.Blum’un önerdiği üzere "ABD liderleri dünya egemenliğini sağlayabilmek için, mümkün olan her sahada çabalamaktadır… … Bu yönde, ABD, NATO ve Avrupa Birliği ‘Kutsal bir Üçlü Birliği’ oluşturmaktadır. Aynı Kutsal Üçlü’ye dair, başta Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ile Uluslararası Ceza Mahkemesi destek sağlayıcı doğrultuda hareket etmektedir. Hatta, Kutsal Üçlü’nün amacına paralel uyumlar sağlamayan diğer ülkeleri dize getirmeyi niyetleyen yaptırımlar dahi uygulayarak’…

Aynı noktada tahmin ettiğiniz gibi, Kuzey Kore, dize getirilecek ülkeler listesinde, baş sırayı çekmektedir. İlaveten, dünya marketlerini geniş bir ‘yaylımcılık’ ağı altına almış Çin’in, Pyongyang idaresiyle mevcut bağlantısı ziyadesiyle pekiştirilemeden; Washington, vaziyeti kontrol altına alma güdüsünde odaklanacaktır.

***

sacası, yukarıdaki tüm hususlar dahilinde, Trump yönetimi şunu düşündü:

Washington idaresinin, İran’la gerçekleştirilmiş bulunulan 2015’teki nükleer anlaşmadan çıkış kararı, yeni bir Ortadoğu krizine işaret etmektedir.

Aynı bağlamda,

+ Süregelen İran-İsrail kızışması gündemin ateşli konuları arasında yeralırken,

+ Rusya-Suriye hükümetleri arasındaki dostluk bağı daha da kuvvetlendirilmişken,

+ Muhtemel bir ‘Kuzey Kore-İran ittifakına karşı verilir sıcak savaşlara girişmek, malum bölgede (hatta global alanda) çok daha büyük hasarlar yaratacak sonuçlara işaret ederken

ve

+ Dünya sıralamasının dördüncü büyüklükteki askeri gücü Kuzey Kore ile Çin-Rusya-İran-Suriye-Hindistan-Pakistan-Tayland-Filipinler arasındaki -ticari bağ, askeri&nükleer bilgi/isgücü/meteryal değiştokuşu içeren- dayanışma uygulamaları süregelirken,

Amerika açısından,

Kuzey Kore’yi dizginlemenin ve Ortadoğu-Uzakdoğu dengesinin ustalıkla korunacağı, barışçıl bir ‘nükleer-siz-leştirme’ ütopyası üzerinde çalışmanın tam sırasıdır.

 

Lakin, meşhur senaryo içerisinde çelişkiler de bulunmaktaydı…

Mesela, Trump'ın İran’la bir evvel yapılmış nükleer anlaşmadan çekilmesi ‘ABD’nin, Kore Yarımadası'nda oynamayı amaçladığı barışçıllık rolü ve bu rolün akışı üzerinde’ şüpheler yaratmaktadır. Kısacası, Uzakdoğu güvenlik faaliyetlerini garanti altına almaya çalışırken, Ortadoğu’daki nükleer kontrol programını zedeleyici bir davranış göstermek, Washington'un konu hakkında iddia ettiği pozitif felsefeye zaten gölge düşürmektedir.

 

Herşeye ragmen, eğer 12 Haziran’daki ABD Baskanı Donald Trump–Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un zirvesiiptal edilmeseydi (ya da belki bir ihtimal olur da gerçekleşirse), ABD, görüşme temalarını önceden belirlediği kapsamda işleyecekti:

- Kuzey Kore nükleer silah programının iptali (hatta Kore Yarımadası ve civarındaki tüm nükleer silahların stratejik varlıklarının ortadan kaldırılması),

- USFK-ROK (United States Forces–South Korea Birliği) askeri eğitimi sırasında meydana getirilmiş tüm nükleer strateji varlıkları işletilmesinin durdurulması,

- ABD’nin, Kuzey Kore'ye yönelik ne geleneksel silahlar ne de nükleer silahlarla saldırmayacağına dair garantinin sağlanması,

- 1953 Kore Mütarekesi Anlaşması’nın Kore yarımadasında süregelecek bir barış anlaşmasına dönüştürülmesi,

- Kuzey Kore ve ABD arasındaki resmi-diplomatik bağların geliştirilmesi…

 

 

Aslında,

Kuzey Kore üzerinde, Washington tarafından uygulanan bu ‘Nabız yoklama taktiği’ her iki ülke arasında planlanılan ilişkilerin hangi doğrultuda ilerleyeceğini önceden saptayabilmek niyetiyle gerçekleştirilmiştir. Yani ‘ABD tarafından sunulan nükleersizleştirme planı maddeleri dahil; K.Kore üzerinde bir Libya modelinin düşünülüyor olunabileceği… ve eğer bu maddelere uyulmaz ise, Kim Jong-un akıbetinin tıpkı zamanın Libya diktatörü Gaddafi’ninkine benzeyeceği’ uyarısı, boşa sarfedilmiş laflar olarak görülmemelidir.

Kurnaz teşebbüs aracılığıyla böylece, Pyongyang idaresinin konuya dair esneklik düzeyi görülmek istenilmiş ve Trump barış önerisinin, batı lehinde işleyebilirlik derecesi saptanılmaya çalışılmıştır.

Sonuç itibarıyla,

-Kuzey Kore hükümetinin yukarıdaki yaklaşımı kabulenmemesi;

-ABD rakibi olan Çin ile ilişkilerini daha da pekiştirmesi

Üstelik,

-Kamuoyuna ‘artık nükleer silahlarımızı test etmeye bile ihtiyacımızın bulunmadığı avantajlar seviyesinde hazırız’ mesajını sızdırıp durması;

 

ABD’yi, kendi amaçlanılan planları doğrultusunda gidilemeyeceğine dair uyarmıştır.

Müteakiben, Kuzey kore ile bir barış(?) girişiminde bulunulup başarısız olmak, Trump idaresinin işine gelmeyecektir. Dolayısıyla, 12 Haziran zirvesi -belki yeni bir diyalog ihtimaline değin- iptal edilmiştir.

 

Ama… Malum zirve yapılsın yapılmasın, meşhur iptalin bilinçaltında yatan sabit sebep öte yandan, tüm dünyaya gönderilmiş tartışılmaz bir mesaja işaret etmektedir:

‘Yeryüzünün herhangi bir coğrafyasında tecrübe edilecek ve başta barış-savaş-sosyal-politik-ekonomiknitelikli tüm kararlar AMERIKAN LİDERLİK PERSPEKTİFİNE UYGUN DÜŞTÜĞÜ MÜDDETÇE değerlendirilecektir. Aynı amaçla, dünya barışını tehdit eden yörelerde, barış sağlanılabilmesi niyetiyle, Washington idaresi, hiçbir savaşa atılmaktan çekinmeyecektir. Göze göz, dişe diş, nükleere nükleer’.

Buyrun size global barış, buyrun perhiz, buyrun lahana turşusu!

 

 

 

 

 

 

Artık bu zirveyi izleyecek günlerin ‘Trump’a, Nobel Barış Ödülü mü getireceğini; yoksa, Pyongyang’lı diktatörün tek parmaklı selamını mı?’ beraberce göreceğiz ama; o vakte değin, her iki taraf egosunun, global arenada süregelen sayısız nükleer(siz?)leştirme programı üzerinde belirgin şekillendirmeler yaratmaya devam edeceğine kesinlikle emin olabiliriz.

 

 

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.