1. YAZARLAR

  2. ORHAN SARIKAYA

  3. GÜVENMEK VE İNANMAK....
ORHAN SARIKAYA

ORHAN SARIKAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

GÜVENMEK VE İNANMAK....

A+A-

Bosch markasını üreten Robert Bosch'un bir sözü ile başlayalım söze 'İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.' Çok basit gibi görünen ama bir o kadar da anlam yüklü...

Siyasette aynıdır. Siyasi misyonunuz var ise bir topluluk yada bir kitle size güveniyorsa, inanıyorsa sizin için siyasi arenada yapmayacağı şey yoktur. Ancak toplum siyasete ve siyasilere güvenini kaybettiyse işte o zaman işiniz oldukça zor demektir. X bir markanın buzdolabını yada çamaşır makinesini aldınız ve 6 ay içerisinde onlarca defa arıza yaptıysa sürekli servis çağırmak zorunda kaldıysanız o marka ürünü bir daha almak istemezsiniz. Alışveriş tercihlerinizde o markayı listenizin dışında bırakırsınız. Siyasette aynıdır. Özellikle Türkiye siyasetinde güven yitirildi ise, inançlar kaybolmaya başladıysa o siyasi partinin kolay kolay kendisini toparlama şansı kalmamıştır. Çünkü toplum yeterince kendisine destek vermiş, Güvenmiş ve İnanmıştır. Hele ki İktidara gelen siyasiler için artık daha çok çalışma ve toplumun beklentilerini karşılama dönemi başlamıştır.

Geçtiğimiz yılın ortalarından beri sürekli olarak 2018 yılının riskli bir yıl olacağını söyledim. Hatta ben bunu söylemeye başladığım dönemde daha genel seçimlerle ilgili her herhangi bir öngörü de yoktu. Ancak sürekli vergi ve doğalgaz, petrol ürünlerine yapılan zamların toplumu gerdiğini ekonominin pekte parlak olmadığını 2018 yılının şiddetli bir karın ağrısı ile geçeceğini bu yüzden şimdiden tedavinin yapılması gerektiğini söyledim durdum.

Bir önceki hükümetin Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın %40 MTV zammı olarak hafızalara kazınan Torba Yasasına şiddetle karşı çıktım. Piyasalar daralıyor diye bir çok defa söyledim. Ama söylediklerimiz dikkate alınmadı, Hatta 2017 Aralık ayında ki toplam ticari ve binek araç satışlarındaki patlama ile ekonomimiz çok iyi sinyal verildi. Sanki 2018 yılında hiç kimse araç almayacakmış gibi! Hazır aklımdayken şunu da buraya ekleyeyim. 2018 Eylül itibariyle dövizin de etkisiyle tüm ticari ve binek araçlarda otomotiv piyasası %68 oranında daraldı. Umarım ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmişimdir.

Keza o Torba Yasa'da herkesin gözünden kaçan Varlık Şirketlerinin daha da korunmasını sağlanmasına da karşı çıktım. Bu Varlık Şirketlerinin vatandaşın kanını iliğini sömürdüğünü söyledim. Tabii ki bu sözümüz de dikkate alınmadı.

Ve 2018'in ilk ayları ve kış şartları insanları zorlarken 24 Haziran seçimleri ile karşı karşıya geldik. Seçim döneminde CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce eğer seçilmezsem dolar 8 lira olur söylemini umarım unutmamışsınızdır. Ve bundan 1,5 ay önce malum yaşanan ABD kaynaklı döviz spekülasyonu ve ekonomik saldırı ile karşı karşıya kaldık.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve yeni hükümet üyeleri ile birlikte bütün medya ekonomik saldırı altındayız söylemini adeta slogan olarak her yerde söylemeye başladı buna bende dahil. Ancak sorun var mı var, Peki Çözüm nedir? Hiç kimse bu konuyu gündeme bile getirmek istemedi. Sürekli olarak 'Ekonomik Saldırı altındayız!' söylemi üzerine top çevrildi! Gerekli gereksiz yerlerde faiz artırımı yapılarak saldırı önlenecek sanıldı.

ABD Dolarının 7,22 TL'den geri dönmesi ve 5.85TL seviyesine gerilemesi sonrası ise Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ekonomik saldırının bertaraf edildiğini ilan etti! İyi de ABD Dolarının geldiği yer belli değil miydi? Nasıl bertaraf edilmişti? Demek ki 5,85 TL'ye geri dönüş yada yükseliş hükümeti mutlu etmişti.

Döviz spekülasyonunun başladığı ilk iki hafta hiçbir şey olmamış gibi hükümetin sessiz kalması daha sonra ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yastık altındaki döviz ve altınlarınızı bozdurun açıklaması ise spekülatörlere bir koz daha verdi. Defalarca Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 'Yastık altı Döviz ve Altınınızı bozdurun!' çağrısı yaptırmayın dedim. Olayı şöyle düşünün, Ringde iki boksör karşı karşıya gelmiş ve bir boksör diğerinin sürekli midesine çalışıyor ve onu yıpratmaya çalışıyor. Midesine sürekli darbe alan boksörün ise basbas bağırdığını ve sürekli mideme çalışıyor ve beni güçsüz bırakıyor dediğini düşünün. Mideye çalışan boksör daha çok mideye çalışmaz mı? Daha sert girişmez mi? Netice de maçı kazanmak için rakibinin zayıf tarafına çalışmasından daha doğal ne olabilir ki? Şükür ki son dönemde 'Yastık altı Döviz ve Altınınızı bozdurun!' çağrısından vazgeçildi.

Hazır aklımdayken Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Yastık altı Döviz ve Altınınızı bozdurun!' çağrısı yaparken hükümete yakın kaç tane iş adamı, Milletvekili, Bakan döviz bozdurdu? Medyaya bir kare bile yansımadı. Vatandaş bunu da not etti. Bilinsin istedim.

Şimdilerde ise bana göre göstermelik olarak birkaç belediye, zabıtalarını marketlere göndererek denetim yaptırıyor. Tabii ki malum tv kanallarının kameraları eşliğinde! Belediyelerimiz stokçulara ve yerli üretim yapan firmalara, marketlere göz açtırmıyor! Komedinin daniskası. Çünkü İmalatçı tamamen yerli malzeme ile bile üretim yapsa da maliyetleri arttı. Kimse bunu görmek istemiyor. Her akşam 3-5 market ziyareti tv ekranlarına getirilerek fahiş fiyat uygulayanlarla mücadele ediyoruz komedisi servis ediliyor. Doğalgaza, Elektriğe ve yakıta zammı yapacaksınız ama vatandaşa diyeceksiniz ki hayır sen zam yapma seni cezalandırırım. Bunun hiç bir izahı yok! Esnafta kendisini korumak isteyecektir. Döviz kurlarının tekrar geriye geleceğine inansa esnaf zaten zam yapmaz ama geriye dönüşün olmayacağını esnafta vatandaşta biliyor, bir tek her şey eski haline geri gelecek diyen goygoy medyası hariç.

Ekonomik göstergeler pek iç açıcı değil derken daha önce bakanlıkta yapmış bir Kayserili milletvekilimizin FETÖ Terör örgütü ve üyeleri için neredeyse olan oldu boş verin artık önümüze bakalım demediği kaldı. 81 Milyonun hangisi FETÖ'ye bulaşmamış ki?! Ve bu söyleme FETÖ orijinli şimdilerde sıkı Reisçi bir gazeteci de destek verdi. Herkes bir şekilde FETÖ ile iktisatlıymış. Artık önümüze bakma zamanıymış. Toplum FETÖ'nün siyasi ayağına hala dokunmadınız diye bas bas bağırırken, Gerek Siyasi! gerekse Gazeteci! 'Aman boş verin, zamanında hangimiz FETÖCÜ değildik ki?' diyerek toplumun zaten gerilmiş olan sinir katsayısını biraz daha yükseltiyor. Kedi ne sütü dökmüş nede süt mundar olmuş! Geldiğimiz duruma bakar mısınız?! Ama sorsanız FETÖ ile mücadele son sürat devam ediyor!

15 Temmuz darbe girişimi sonrası halkın 'İdam isteriz' söylemine Cumhurbaşkanı Erdoğan önüme gelirse imzalarım dediğinde hepimiz umutlanmıştık ancak daha sonraki süreçte Türkiye'ye İdamın gelmeyeceğini yüzlerce defa söyledim. Hatta badem kurusu tek tip elbise gündeme geldiğinde de bunları giydiremeyeceklerini söyledim. Tek tip kıyafet konusu toplumun idam talepleri pik yaptığı için toplumun gazını almak için ortaya atıldı. Herhangi bir alt yapısı araştırılmadan. Netice de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra geçirdiğimiz iki yıl boyunca ne idam yasa tasarısı meclise geldi, ne de tek tip kıyafet. Yineliyorum, Her iki uygulamanın da Türkiye'de hayata geçirilmesi mümkün değil çünkü imzaladığımız AB uyum yasalarına aykırı ve biz bu yasaları ihlal ettiğimizde çok ağır yükümlülüklerle karşı karşıya kalırız. Bunu da tüm siyasiler biliyor ama toplumun hassasiyeti yüzünden bunu dile getiremiyorlar.

Halkın İdam ve Tek Tip Kıyafet talebi devam ederken MHP Lideri Devlet Bahçelinin Af yasa tasarısı ise toplumu biraz daha gerdi. Çünkü kimisine göre kader mahkumu, Canı yanana göre de Can almış, Yağma talan yapmış, Uyuşturucuya bulaşmış, Tecavüz etmiş yapmışta yapmış....

Halkın gündemi ekonomik kriz, şişmeye başlayan faturalar ve mutfak iken siyasiler ise şimdiden yerel seçim derdinde. Yerel seçimlerde ki adaylar ve kriterleri onların en önemli mevzusu!

Halkın gündemi ile Siyasetin gündemi aynı çizgide gitmiyor ve bizler bunu AK Partinin 2002 yılında ilk seçime girdiği dönem öncesinde de yaşadık. O dönemde 3'lü koalisyon parti üyelerinin gündemi ile sokağın gündemi çok farklıydı. Şimdilerde de aynı senaryo yeniden gündemde. Halktan koparak, Ekonomiyi düzlüğe çıkartmadan insanların ekonomik sıkıntılarını görmeden, çözmeden dünyanın en büyük havalimanını da yapsanız, Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan otoyolda yapsanız sizi kimse dikkate almaz. Çünkü günde 3 öğün tüketen bir mide ve barınma, ısınma sorunu olan kimseye siz laf anlatamazsınız. Her akşam çorba içmek Aç değilsiniz demek değildir.

Mevcut bu süreç içerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Hükümete ve MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye toplumun giderek azalan siyasi desteği ve yeni yüzler yeni söylemler arayan bir toplum ile karşı karşıyayız. Umarım ki toplumun bu güven ve inanç sorununu acil olarak çözerler aksi takdirde 24 Haziran’da ki Cumhur İttifakının toplamda aldığı oy oranından çok daha az bir oy oranına razı gelmek zorunda kalacaklar ve bir çok Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere belediye seçimlerinde hüsran ile karşılaşacaklar. Çünkü 24 Haziran seçimlerinde Milletin beklentilerinin taleplerinin dışında adaylar belirlendi, Millete rağmen denilerek adaylar ortaya kondu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hatırına oylar Cumhur İttifakına verildi. Umarım bu defa da aynı hatayı yapmazlar ve siyasi temizlik ile birlikte güven ve inancı yeniden tazelerler. Zira bu seçimlerde halk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a değil, Adaya oy verecek!!!

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.