Dr. Murat Gülbetekin'den tarihe köprü olacak bir eser: Mekanın Hafızası YER ADLARI

Hiç şüphesiz yer adları milletlerin ve milletlere ait kültürlerin birer yansımasıdır. Yer adlarını toplumların mekanla kurduğu karşılıklı ilişkinin tarihi kayıtları olarak nitelendirmekte mümkün. Türkiye’nin bu yönde tarihe tanıklık eden eser çalışmasının bugün çok daha belirgin bir hal aldığı dönemde, Dr. Murat Gülbetekin, “Mekanın Hafızası Yer Adları” kitabı imdada yetişti. HİTABEVİ Yayınlarından çıkan kitapta, yer adları ve toplumsal ve kültürel ilişki tek tek ortaya konulurken, tarihe not düşülen kitap Türk bir yazar tarafından yapılan tek çalışma özelliğine de sahip.

Dr. Murat Gülbetekin'den tarihe köprü olacak bir eser: Mekanın Hafızası YER ADLARI Dr. Murat Gülbetekin'den tarihe köprü olacak bir eser: Mekanın Hafızası YER ADLARI

Yer adları tarihin dipsiz derinliklerine uzanan -bu sebeple de çoğu zaman tam olarak tarihlenemeyen- kökleri sebebiyle dünün, günlük hayatın akışı içinde her gün binlerce defa tekrarlanmaları sebebiyle bugünün ve birer kültürel miras olarak nesilden nesile aktarılacak olmaları sebebiyle de yarının konusunu oluşturmaktadırlar. Bu yapıları yer adlarını zaman üstü bir konuma taşıyarak tarihin her dönemde güncel bir konu halime getirmiş ve sürekli olarak gündeminde tutmuştur.

Yer adları milletlerin/kültürlerin mekânla kurduğu karşılıklı ilişkinin tarihi kayıtları durumundadır. Bir başka deyişle yer adları toplumların mekânı algılama onu organize etme ve şekillendirme çabalarının ürünlerini içermektedir. Toplumlar tarihi süreç içinde edindikleri tecrübeleri mekânların adlarına yansıtmışlardır. Bu adlandırma ile toplumlar kendi kültürel kimliklerini yer adlarına nakşetmiş ve bu yolla mekânları kendilerinin kılmışlardır. Bu bağlamda yer adları kendisini belirleyen kültürler tarihin karanlıklarında yok olup giderken onların birer kültürel mesajı olarak yaşamaya devam ederek günümüze kadar ulaşmışlardır. Bu yapıları onların birer ad olmanın ötesinde anlamlar yüklenmesine yol açmış ve çoğu zaman bir kültürün varlık delilleri veya bir çeşit kültürel tapu senetlerine dönüştürmüştür. Yer adları bu yapısı sebebiyle çoğu zaman siyasi hesapların yapıldığı bir alana dönüşmüştür. Siyasi hesaplarını yer adları perdesinin ardından sürdürme amacını taşıyanlar konuyu istismar etmiş açık bir biçimde söyleyemediklerini bu perde ardından örtük bir dille ifade etmiş gündeme getirmişlerdir.

Yer adları ait oldukları kültürlerin değerleri ile yüklüdür. Bu değerler sadece söz konusu mekana bugün sahip olan toplumların değerleri değildir. Yer adları tarihin akışı içinde aynı mekâna hâkim olan ve bugün varlığını devam ettiremeyerek tarih sahnesinden çekilmiş medeniyetlerin değerlerini de içeren büyük bir bir zenginliğe sahiptir. Bu sebeple bugün kendimize ait olduğunu düşündüğümüz ve bu anlamda kimlik ve kişiliğimizin bir parçası olarak kabul ettiğimiz yer adları bizden önce bu topraklarda hüküm sürmüş çok farklı medeniyetlerin izlerini taşırlar. Bu manada aslında kendi kültürümüz olarak tanımladığımız yer adları bazen “öteki”ne ait de birikimleri içerir. Bu durum “ben” olarak tanımladığımız şeyin aslında başka kültürleri yani “ötekini” de içermesi dolayısıyla farklı bir boyut da kazanır.

Yer adları taşıdıkları bu derin tarihi ve kültürel birikim sebebiyle birçok bilimin inceleme alanına dönüşmüştür. Bu interdisipliner yapısı sebebiyle yer adları merkezinde coğrafya, dilbilim ve tarihin olduğu birçok bilim tarafından ele alınarak incelenmiştir. Çünkü yer adları ait oldukları toplumların kültürel birikimlerinden, etnik kökenlerine, dil özelliklerinden gelenek ve göreneklerine, inanç tercihlerinden yaşanılan mekânın çeşitli özelliklerine kadar çok farklı alanlarda bilgiler içermektedirler.  Bu yapıları yer adlarını coğrafyadan tarihe, dilbilimden etnolojiye, sosyolojiden, antropolojiye birçok bilimin inceleme alanına sokmuştur. Bu derin arka plan bir yandan yer adlarına diğer konuların / kavramların sahip olmadığı bir zenginlik kazandırmış diğer yandan ise onu sınırları tam olarak çizilemeyen ve tam olarak tanımlanamayan bir yapıya dönüştürmüştür.

Tüm bunlara ek olarak yer adlarını elinizdeki kitabın konusu yapan diğer bir nokta ise toplumların yer adları üzerinden yürütmekte oldukları egemenlik ve güç mücadelesidir. Mekâna ait en önemli unsurlardan biri olarak yer adları güç ve hâkimiyet mücadelesinde an fazla kullanılan enstrümanlardan biridir. Çünkü toplumlar çoğu zaman adlandırma üzerinden kendi siyasetlerini oluşturmakta ve jeopolitik güç mücadelesindeki pozisyonlarını buna göre belirlemektedirler.Yani yer adlarının arka planında ülkelerin jeopolitik konumlarından kaynaklanan güç mücadeleleri bulunmaktadır.

Bu zengin kültürel hinterlandına karşın yer adları konusu maalesef ülkemizde -çoğu zaman- doğru bakış açısıyla ele alınmamış çoğu zaman klasik anlamda durum tespiti yapma, araştırma sahasındaki yer adlarını tasnif etme veya etimolojik kökenlerini araştırmanın ötesine geçmeyen çalışmalar yapılmıştır. Elinizdeki çalışma bu klasik bakış açısının çerçevesinin dışına taşarak konuyu hatırlama paradigması üzerinden yeniden ele alma çabasının ürünüdür. Assmann’ın “hatırlama furyası” olarak tanımladığı ve -içinde coğrafyanın da olduğu- tüm beşeri / sosyal bilimleri derinden etkileyeceğini ön gördüğü bu paradigma ile ele alınması gereken konulardan biri de yer adlarıdır. Çünkü bu yeni bakış açısının genelde Beşeri Coğrafya çalışmalarında özelde ise kültürel, tarihi ve siyasi coğrafya çalışmalarında yeni ufuklar doğuracak ve onu zenginleştirerek derinleştirecektir.

Çalışmanın ortaya koymaya çalıştığı noktalardan biri de yer adlarının hem kişisel hem de kültürel olarak bir belleği içerdiğidir. Çünkü insana dair tüm olup bitenler bir mekânda gerçekleşmekte ve söz konusu mekânın adı ile belleğe kaydedilerek -nesiller boyu-yaşatılmakta ve ben ve biz kimliğinin oluşmasında önemli roller üstlenmektedir. Bu bakış açısı yer adlarına klasik bakış açılarının çok ötesinde anlamlar yüklememize yardımcı olacaktır.

AVAZTÜRK