Öncelikle yoğun gündem içerisinde bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. İlk olarak mevcut ülke gündemini kısaca değerlendirmenizi istesek neler söylemek istersiniz?

Batı ülkelerinde günlerce ve aylarca tartışılan bir konuyu, biz, bir günde bir kaç defasını yaşıyoruz. Ülke gündemine yetişmek mümkün değil. Ancak terör saldırıları, 15 Temmuz olayları, Suriye ve Irak'taki savaş ortamı, Rusya, ABD, Almanya ve İngiltere ile olan ilişkilerimiz dikkate alındığında, ülke olarak sıkıntılı bir süreçten geçtiğimiz gerçek. Aslında dünyada genel bir sıkıntı var. Nüfus artışı, çevre felaketleri sanki bizi bir doğal afete ya da üçüncü dünya savaşına sürüklüyor gibi. Ülkemizin olmasa olmaz birinci meselesi; Misak-ı Milli sınırlarımızın korunması ve güvenlik. Şu an ülkemizin bekasının dışında hiç bir sorun beni ilgilendirmiyor. Ülke vatandaşları olarak her kalktığımız sabah omuzumuzdaki yükün daha da ağırlaştığını hissediyoruz. Bize gelecek vadeden, çocuklarımızı, umut verecek bir ülkenin hayalini bile kurmaktan, şu an için uzağız. O yüzden diğer bütün konular bizim gözümüzde tâli konulardır. Asıl konu, ifade ettiğimiz gibi, devletimizin bekasıdır. Aç olunur, susuz olunur, parasız, Anayasasız olunur, ama vatansız olunmaz!

Türkiye, bir referandum sürecine girmiş bulunuyor. Sizin bu referandum ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Türkiye'nin önceliği anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi değildir. Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemine geçişin zamanlamasını doğru bulmuyorum. Bana göre halkımız bunları değil de, ‘Ak Parti’ye destek veriyor musun?’ – ‘Vermiyor musun?’ bunu oylayacaklar. Değişen maddeleri halkımızın teker teker irdelemesi mümkün değil. Ülkenin güvenlik probleminin olmadığı, terörün sona erdiği, sınır güvenliğimizin sağlandığı, içeride de toparlanmanın, barışın olduğu bir ortamda anlatılarak, sindirilerek, aceleye getirilmeden yapılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim. Anayasa çoğula dayanmalıdır. 60, 40, 35, 45 çoğunluk değildir. 80 ve üstü anayasa yapmak için makul orandır. Seçim kazanmıyoruz, güven oylaması yapmıyoruz, Anayasa yapıyoruz! En güzeli Türkiyemiz normalleşene kadar bu sevdadan vazgeçmektir.

CHP, bu referandum sürecini bir sistem değişiminden öte, rejimi değiştirmeye yönelik bir adım olarak görüyor ve bunun tehlikelerine işaret ediyor. Siz bu görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin savunduklarını beğenmeyebilirsiniz. Ancak inandıklarını mecliste her şartı kullanmayla diretmesini, bir duruşu olarak görüyorum. Kendilerine göre bir muhalefet yapıyorlar. Zaten azınlıktalar ve karşısında da bir blok var. Buna karşı direnerek inandığının mücadelesini veriyor. Mücadelesini veren insana biz saygı duyarız.

Türkiye bir 15 Temmuz darbe teşebbüs süreci yaşadı. 15 Temmuz’la ilgili sizin düşünceleriniz nedir? Bu süreçte toplumun gösterdiği refleksi kısaca yorumlamanızı istesek neler söylemek istersiniz?

Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımıza kararlılığı, duruşu, liderlik yönetimi anlamında ne kadar teşekkür etsek azdır. Tabi ki emir komuta zinciri şeklinde hareket eden ve bu şerefsizlere eyvallah etmeyen Zekeriya Paşa, rahmetli Ömer kardeşimiz, emniyet müdürleri, polislerimiz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın sözüyle sokağa dökülen vatandaşlarımız o akşam destan yazdı. Bu badire, milletin ferasetiyle bastırıldı. Başarılı olduğunu düşünmek bile hala bizi ürpertiyor. Can vatanımız kan gölüne dönüşecekti. Daha sonra güzel bir birliktelikle yeni kapı ruhu oluştu. Ancak gönül arzu ederdi ki yeni kapı ruhu ülkenin her yanını sarsın, ‘Benim doğrumda buluşalım!’ değil de, ‘Bizim doğrumuzda buluşalım!’ fikri hakim olsaydı. Her geçen gün, yeni kapı ruhundan uzaklaşıldığını ve 15 Temmuz sonrası gerçekten çok güçlenen iktidarın, herkesi kucaklama fırsatı elde etmişken, bu düşünceden hızla uzaklaşıldığını görüyorum. FETÖ adı altında yapılan mücadelede işin siyasi ayağına dokunulmadığı sürece halkın nezdinde karşılığını bulacağına inanıyorum. Son günlerdeki göz altılarla Sayın  Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, ‘at izinin it izine karıştığını’ çok net görüyoruz. Burada daha hassas davranılması, kurunun yanında yaşın yakılmaması kamuoyunun ve bizim beklentimizdir.

MHP'nin 15 Temmuz sonrası takındığı tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ak Parti ile ve Cumhurbaşkanı ile olan samimi diyalogu nasıl yorumluyorsunuz?

Biz, 2013 yılında Milliyetçi Hareket Partisi ile ilgili her şeyi söyledik. Her şey meydanda! Bu konuda yorum yapmıyorum.

15 Temmuz toplumun kendini yeniden sorguladığı bir sürece dönüştü de diyebiliriz. Siz ülkenin böyle bir süreci yaşayabileceğini düşünür müydünüz? Hala ülkemizde bu tür olaylara teşebbüs edilebiliyor olması bir devlet ve sistem sorunu değil midir? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

15 Temmuz, bizi yöneten iktidara müthiş bir fırsat verdi. Aslında hep başkaları değil de, 15 yıldır izlenilen politikalarda ‘Biz nerede yanlış yaptık?’ sorgulansaydı, bir dönüşüm sağlanabilirdi. İktidar her konuda yaptığı gibi, yine kendisini ak kaşık, karşısındakileri de suçlu ilan etti. Doğruyu bulmak için sadece karşınızdakini suçlayarak yürüyemezsiniz. Kendi içinizi değerlendirmek zorundasınız. Kelime olarak milletten özür dilense de, icraatların 15 Temmuz’dan ders alınmış gibi olmadığı aşikârdır. Atatürk'ün hedef gösterdiği batılılaşma sürecini (şekil anlamında değil, sistem anlamında) tamamlayamamış ülkemizde bu tip olayların olması normaldir. Biz, Doğu toplumuyuz! Demokrasi kültürü yerleşmemiş, hukukun üstünlüğü kalbura dönmüş ve siyasallaşmış bir ortamda, bu iş ilk de değildir, son da değildir. ‘Ne yapmalı derseniz?’ ortak akla, hoşgörüye, paylaşıma özen gösteren ve 80'den aşağı olmamak kaydıyla milli iradeye dayalı bir yol haritası çizmeden, bir iki puanlara dayalı seçim ya da referandum sonuçlarının bu ülkeye huzur, barış ve umutlu bir gelecek sağlayacağına inanmıyorum.

Türkiye'de onlarca cemaat var ve hepsinin yapılanma süreçleri birbiriyle benzerlik gösteriyor. Cemaatlerin bu tür güç elde etme savaşları şüphesiz bundan sonraki süreçte daha da sorgulanacaktır. Sizin bir cümleniz vardı, cemaatler "bir hırka, bir lokma" şuurunun dışına çıkmışlardır şeklinde. Siz cemaatlerin toplumsal yapı içerisindeki yerleri ne olmalıdır sorusuna nasıl bir cevap verirsiniz?

Aslında sorunuzun içinde cevabınızı vermişsiniz. Hoca Ahmet Yesevi'den itibaren Anadolu'ya gelen Taptuk Emre'ler, Geyikli Baba'lar, Somuncu Baba'lar, Hacı Bektaş-ı Veli'ler, Hacı Bayram Veli'ler, Mevlana'lar, Yunus'lar bu işi Allah rızası için ve Allah'a yakın olabilmek için yapmışlar. Dünyalık bir menfaat beklemeksizin, irşat görevini ifa etmişler. Günümüzde çok az istisnası olmakla beraber, cemaat ve tarikat adındaki yapılar, dini, ticari ve siyasi sömürü aracı olarak gören ve Anadolumuzun saf, temiz Müslümanlarını sömüren birer ticari şirkettir. Diyanet İşleri Başkanlığı varken, bu ticari şirketlere ihtiyaç yoktur. En kısa sürede adına tarikat diyemeyeceğimiz bu yapıların, devlet kontrolüne alınması ve kapatılması elzemdir. Cemaat ve tarikatlar, devletin onlara sağladığı imkân ve boşlukları değerlendirerek büyürler. FETÖ yapısını da bu gözle değerlendirirsek, bir canavara dönüşmesinde ülke yönetenlerin de vebali olduğu açıktır. Türkiye'nin laik sistem dışında başka bir yolu yoktur. Laiklik ne camiye postalla girmek, ne leblebiyle rakı içmek, ne de 6-7 yaşındaki kız çocuklarının başlarının örtülüp cemaat içinde değerlendirilmesi değildir.

SİYASİ PARTİ TAASSUBUNA KAPILMADIK

Biraz da genel konulardan Fethiye'yi hatta Muğla'yı ilgilendiren konulara gelelim. Siz, mevcut siyasi yapıya hiç bir etki oluşturmayan bir siyasi partiden aday oldunuz ve seçimi kazandınız. Herkes biliyor ki bu seçimi aslında tamamen siz kazandınız. Fethiyeliler partiye değil size oy verdi. Siz Fethiye halkının şahsınıza olan teveccühünü nasıl yorumluyorsunuz?

Bir defa Fethiyeliler ‘vefa duygusu’nun, İstanbul'daki bir semtten daha da ötesi olduğunu göstermişlerdir. Bize oy veren 35 bin Fethiyeli’nin ayaklarını yıkasak, haklarını ödeyemeyiz. Kendi içlerinden çıkmış, değişmemiş, siyasi parti taassubuna kapılmamış, Sevdası Beşkaza olan yönetimi, kendilerinden gördükleri için desteklemişlerdir. Aslında burada, Güney Amerika ülkelerinde olan bir kansız, silahsız halk ihtilali gerçekleştirilmiştir. ‘Millet bize oy vermiyor!’ diyen siyasi partilerin ve siyasi parti genel başkanlarının, Fethiye örneğinden alacakları çok ders vardır.

Yerel yönetimlerde başarıyı sürdürebilir kılmak ciddi emek isteyen bir mesele. Siz Fethiye ile aranıza duygusal bir yakınlık da katmış olmalısınız ki "Başkan hangi partiden olursa olsun, oyumuz onadır" mantığının yerleşmesini sağlamışsınız. Bu duygusal yakınlığı nasıl buluyorsunuz ve bu yakınlık bundan sonraki siyasi yaşamınıza ne oranda etki edecektir?

Belediyeler ülkemizde demokrasinin işlediği tek kurumdur. Halk bize sokakta, düğünde, dernekte, cenazede, statta yakamıza yapışıp hesap sorabilir. Fethiyeliler’le aramızda öyle bir bağ oluştu ki, bunun adına "Sevdamız Fethiye" diyoruz. Saygıdeğer Fethiyeliler bizi ailelerinin bir ferdi olarak görüyor. Tabi ki işin bu noktaya kadar gelmesi, çalışma, iyi işler yapma ve her türlü fedakârlığı içeriyor. Siyasi parti taassubunun ortadan kalktığı, duruşun, hizmetin öne çıktığı bir örnek oldu Fethiye. Hedefsiz insan olmaz. Ancak halkın gönlüne girdikten sonra, sizin için hiç bir hedef ulaşılmaz değildir. Zaman ola, Hayrola…

Ak Parti Milletvekili Nihat Öztürk, katıldığı bir tv programında "Behçet Saatcı ile siyaset yapmak isteriz" demişti. Siz gelinen siyasi süreçte iktidar partisinden bir milletvekilinin şahsınıza olan bu yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nihat Bey bizim il başkanımızdı. Şimdi de vekilimiz. İktidar partisinin bize olan ilgisi 2007 yılına kadar dayanıyor. Ben ülkücüyüm. Dünya görüşüm bu. Ancak başlık paramız ödendiği takdirde ki ‘bu da Fethiye'nin il olmasıdır’ gereğini yaparız.

BÜYÜKŞEHİR YASASI, KENTLERİ KİMLİKSİZ VE KİŞİLİKSİZ BIRAKMIŞTIR

Sizin sıklıkla eleştiri yönelttiğiniz bir Büyükşehir Belediyesi var. Bu Büyükşehir yasasının hizmet üretimi noktasında ciddi sıkıntılar doğurduğuna dair eleştiriler de zaman zaman medyada yansıyor. Sizin bu konudaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Bu yasa Türkiye'de belediyeciliği İstanbul ve Kocaeli hariç bitiren yasadır. Partisel farklılıklar, kişisel egolar, yüksek maliyetler bu yasayla gelmiştir. Şehirler kişiliksiz, kimliksiz bir hale dönüşmüştür. Hizmet kalitesi düşmüş, iki başlılıklar oluşmuştur. Her platformda bunu açıklamış birisi olarak fazla söz söylemeden, aynı referandumlarda olduğu gibi, büyükşehir yasasıyla ilgili bir sandık koyup sonucunu almak ve ona göre hareket etmek, ya da en kısa sürede derhal bu ‘ucube yasadan’ şimdiye kadar birçok konuda U dönüşü yapıldığı gibi iktidarın vazgeçmesi elzemdir.

Siz bu bölgede isim yapmış bir belediye başkanısınız. Yaptığınız her hareketin, söylediğiniz her sözün Fethiyelilerde mutlaka bir karşılığı oluyor. Büyükşehir Belediyesi de ana muhalefet partisine mensup bir başkan tarafından yönetiliyor. Bir araya gelseniz konuşsanız sorunların çözümü için daha verimli bir diyalog alanı oluşmuş olmaz mı?

Yöneticilik bir bilimdir. Biraz da karakter işidir. Bir adam 7'sinde neyse 70'inde de o’dur. Size sadece bir örnek vereceğim; Seçimler geçeli 36 ay oldu. Bir büyükşehir belediye başkanı 36 ayda 13 belediye başkanını bir defa çağırıp da 'Arkadaşlar ne yapıyoruz?' demediyse, konuşacak bir şey yoktur! Beşkazalılar ve Muğlalılar 2019'da başta yüksek su fiyatları olmak üzere gereken cevabı sandıkta vereceklerdir.

Kayaköy'de yol yapım çalışması için ağaç kesimine olan bir tepkiniz vardı. Özellikle çevreci örgütlere göndermelerde bulunmuştunuz. Nedir bu meselenin aslı, kısaca anlatabilir misiniz?

Olay şöyle. Oğlum Fatih'in Kayaköy'de ekmek yaptığı küçük bir işletmesi var. Bir gece aradı "Baba, burası kapandı" dedi. Yanımda da Eşim Nesrin Hanım ve diğer Oğlum Ahmet vardı. Dedim ‘Biz geçeriz buradan...’ Her neyse, zar zor geçtik o moloz yığınıyla kapattıkları yoldan. Baktım, her yerde çamlar kesilmiş. Hemen sabah geldim, Belediyede çocuklara dedim ki gidin kesilen ağaçları fotoğraflayın. Orman İşletme Müdürünü ve İl Çevre Müdürü’nü aradım, dedim durum bu! Fotoğrafları onlara da gönderdim, ‘Bilgimiz yok’ dediler. Sonra İl Özel İdare zamanında planlanan bir yolmuş orası ve genişletme çalışması yapılacakmış. Büyükşehir Belediyesi de oradaki 506 tane ağacın kesilmesini talep etmiş ve Orman İşletme de onları kesmiş. Bir genç çam ağacı 25 yılda yetişiyor. Her yol bitti de, orada yüzlerce yetişmiş çam ağacını kesmek mi kaldı? Zaten araçların rahatlıkla gidip gelebileceği alternatif (Ovacık-Hisarönü) yoldan Kayaköy'e gidip gelmek mümkün iken 1926'daki mübadele döneminden önce yapılan otantik yol keşke böyle nostaljik kalsaydı. Bu yolun genişletilmesinin aciliyeti yoktu. Fethiye'nin o kadar acil problemleri var ki... Fethiyelilerin beğenip seçtiği insanlardan bilgi almadan, kendi kafalarına göre Muğla'dan yönetmeye kalkarlarsa, ne yazık ki böyle sonuçlar ortaya çıkıyor. Tabi ki bir sitemim de, çevrecilere ve entel geçinenlere... Gezi Parkı olaylarında ilk günlerde bizimde desteklediğimiz tavrı gösterenler, bu çam ağaçları kesilirken en ufak bir tepki vermemelerini nasıl izah ederler bilemiyorum. ‘Benim partim ağaç keser, ancak senin partin ağaç kesemez!’ zihniyeti bu sorunun cevabı ise, yandık!

FETHİYE ÖRNEK BİR VİLAYETE DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR

Bir de Fethiye'nin il olması meselesi var. Siz bu konuda çok ısrarcısınız ve bunun gerekliliğini savunuyorsunuz. İl olması Fethiye için ciddi kazanımlar sağlayacak mıdır? Çünkü bunu politik malzeme olarak kullandığınıza dair eleştiriler de duyuyoruz?

Büyükşehir yasasından sonra zaten hiç bir kültürel ve coğrafi bağımız olmayan Muğla merkeze bağlandıktan sonra, Fethiye'nin il olmasının dışında (büyükşehir yasası iptal edilirse amenna) hiç bir çıkış yolu kalmamıştır. Fethiye her konuda, ama istinasız her konuda kendi kendine yetecek bir ilçedir. İl olduğu takdirde coğrafi alanı içinde olan ve çekim merkezi görevi gördüğü Dalaman, Ortaca, Dirmil, Kaş gibi ilçeleri de içine alarak örnek bir vilayete dönüşecektir.

Son olarak Behçet Saatcı'nın bundan sonraki siyasi seyri ne olacaktır?

Biz, hayatın bize verdiği ders ile büyük konuşmamayı öğrendik. İlçe belediye başkanlığı büyükşehir yasasıyla öldü. Türkiye, yeni bir siyasi yapıya gebe. Merkezde bir parti ihtiyacı her geçen gün ayan beyan ortaya çıkıyor. Ana muhalefet partisi ve iktidar, hem yoruldu, hem yüzleri eskidi. Yeni olaşacak bir siyasi yapı içerisinde kendimize yer bulursak devam ederiz. Biz, dava adamıyız. Tek sevdamız, ülke sevdasıdır. Makamla, mevkiiyle, vekillikle, bakanlıkla işimiz olmadığını ve bunların bizim kızıl elmamız olmadığını bizi tanıyanlar iyi bilir. Gün ola, harman ola. Görelim Mevlâm neyler, neylerse güzel eyler…

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz Sayın Başkan, eklemek istediğiniz şeyler varsa onları da ilave olarak dile getirebilirseniz memnun oluruz?

Bana bu anlamda kendimi ifade etme şansı verdiğinizden dolayı sizlere çok teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum.

AVAZTÜRK/Özel Röportaj