1. YAZARLAR

  2. İLHAMİ YANGIN

  3. Hazreti Muhammed’in savaş otağı: Kubbe Türkiye
İLHAMİ YANGIN

İLHAMİ YANGIN

Yazarın Tüm Yazıları >

Hazreti Muhammed’in savaş otağı: Kubbe Türkiye

A+A-

İki üç gün önce Malazgirt zaferinin 946. yıl dönümü kutlandı. Kutlama törenlerinin yapılacağı Malazgirt ovasına kıldan yapılmış Türk çadırları ve bir tane de otağ kuruldu.
Bilmeyenler için yazayım; otağ, Türklerde, Hakan’ın kaldığı, tepesinde sancak dalgalanan büyük çadırdır.

Malazgirt’te kurulan çadırların, gazetelerde yayımlanan, fotoğraflarını görmüşsünüzdür.
Fakat hiçbir gazetede ve televizyonda bu çadırların niteliği ve tarihimizdeki önemi hakkında bilgi verilmedi.
Bu konuda malûmat verilmese de, Türk kültüründe kıl çadırın önemli olduğunu, Orta Asya steplerinden Anadolu’ya gelişimizde, silahlar ve atlar kadar, soğuktan koruyan kıl çadırların büyük katkısı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Peki, söz konusu çadırın İslâm tarihindeki önemini, İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed’in savaş alanına Türk otağı kurduğunu biliyor musunuz?

Tekrar edeyim; otağ, Türklerde, savaş esnasında, Türk hakanının kaldığı, kıldan yapılmış büyük çadırdır.




(Malazgirt’te kurulan çadırlar)


Ahzab (Hendek) savaşı

Arap yarımadasının ticarî ve siyasî faaliyetlerinin yürütüldüğü önemli bir yerleşim merkezi olan Mekke şehri aynı zamanda putperestlerin dinî merkezi konumundaydı. Büyük ve köklü bir Arap kabilesi olan Kureyş bu şehirdeydi.
Hicaz bölgesinin diğer önemli şehri olan Taif’te ise Sakif kabilesi şehre hâkim durumdaydı.

Medine şehri böyle bir birlikten yoksundu.
Medine şehrinde, Evs ve Hazrec adlarında, aynı soydan gelen fakat birbirine amansız düşman olan iki Arap kabile vardı.
Şehirde, bu iki kabile haricinde, üç büyük Yahudi kabilesi bulunuyordu: Benî Kaynuka, Benî Nadir ve Benî Kurayza (Benî: oğulları anlamına gelmektedir; Benî Nadir-Nadir oğulları, Benî İsrail-İsrail oğulları vb.).

Benî Nadir Yahudileri ile Benî Kaynuka Yahudileri arasında da ihtilaf vardı.

Benî Kurayza ve Benî Nadir Yahudileri Evs kabilesi ile ittifak yapmış, Benî Kaynuka Yahudileri ise Hazrec kabilesi ile müttefik olmuş, aralarında müthiş bir savaşa tutuşmuşlardı.
Buas adı verilen savaş, aralıksız olarak tam 120 yıl sürmüş, Hazreti Muhammed’in Medine’ye hicret ettiği günlerde de tüm şiddetiyle devam ediyordu.

Medine’ye gelen Hazreti Muhammed ilk olarak şehirde bir nüfus sayımı yaptırdı (dünyadaki ilk nüfus sayımı). Şehirde 10 bin kişinin yaşadığı bunlardan 1.500’ünün Müslüman, 4.000’inin Yahudi ve 4.500’ünün Müşrik Arap olduğu ortaya çıktı.

Hazreti Muhammed bu üç bloğun barış içerisinde yaşamasını sağlayan, birbirine sıkı sıkıya kenetleyen bir anayasa hazırladı (dünyanın ilk anayasası).
Savaşın sona ereceğini anlayan Yahudiler ve müşrik Araplar, Hazreti Muhammed’in hazırladığı anayasayı derhâl kabul ettiler.
Yazılı bir şekilde tespit edilen yeni anayasanın kabulü ile 120 yıl süren Buas savaşı sona erdi.

Şehir barışa kavuşmuştu ancak Yahudiler, Hazreti Muhammed’in peygamberliğine inanmadılar. Onlara göre, Tanrı, İsrail oğullarından olmayan birini peygamber olarak göndermezdi.
Hazreti Muhammed, Yahudilerin havrasına giderek, ellerindeki Tevrat’tan örnekler verdi, kendisinin peygamber olduğunu anlatmaya çalıştı. Fakat Medine Yahudileri ikna olmadı. Hazreti Muhammed’e kin beslediler.

Mekke müşrikleri ile savaşmak zorunda kalan Hazreti Muhammed, bir yandan da Medine Yahudilerinin tuzaklarına karşı koymaya çalışıyordu.
Medine Yahudileri, Araplara nazaran zengindi, şehrin korunaklı mıntıkalarında yüksek hisarlarda oturuyorlardı. Bu nedenle Hazreti Muhammed’e karşı gelmekten çekinmediler.
Bedir ve Uhud’da Mekke müşrikleri ile savaşan Hazreti Muhammed bu arada, önce Benî Kaynuka daha sonra da Benî Nadir Yahudileri ile savaştı ve her iki kabileyi de bozguna uğratarak Medine’den sürdü.

Medine’den sürülen Benî Nadir Yahudileri doğruca Hayber’e gitti. Hayber, Yahudilerin Arabistan’da en güçlü olduğu şehirdi.
Medine'den sürülen Benî Nadir Yahudileri Hayber'e yerleşince, Hayber Yahudileri ile Mekke müşrikleri arasındaki ilişkiler süratle gelişti. Mekke ve Hayber şehirlerinde İslâmiyet karşıtı faaliyetler yoğunlaştı.
Son derece güçlü maddî imkânları olan Hayber Yahudilerinin, Mekke’nin tek hâkimi durumundaki Kureyş kabilesi ile ortak planlar yapması, hicretin 5. yılında, Hayber’den Medine’ye, Medine'den Mekke’ye kadar olan bütün bölgedeki fitne ateşini tutuşturdu.
Hayber Yahudileri, Arabistan'daki bütün putperest Arap kabileleri bir araya getirerek, karşı konulamaz büyük bir orduyu Medine'ye saldırtmak amacıyla çalışmalara başladı.
19 kişilik bir Yahudi Propaganda Heyeti oluşturuldu.
Yahudi Propaganda Heyeti, önce Mekke'yi daha sonra da Arabistan’ın diğer müşrik Arap kabilelerini tek tek ziyaret etti. Kureyş müşriklerini ve onlarla anlaşmalı bulunan bütün Arap kabilelerini, Hazreti Muhammed'le çarpışmak üzere Medine’ye sefer açmaya davet ve ikna ettiler.

En sonunda, Yahudi Propaganda Heyetindeki Yahudiler, Kureyş ileri gelenleri ve diğer putperest kabilelerden gelen ellişer kişi, el ele tutuşmuş hâlde Kâbe örtüsünün arasına girip göğüslerini Kâbe'ye yaslayarak, Hazreti Muhammed'i ve bütün Müslümanları öldürünceye kadar iş ve söz birliği yapacaklarına, birbirlerinden ayrılmayacaklarına dair Allah’a yemin ettiler.

Mekke’yi ziyaret eden Yahudi Propaganda Heyeti üyeleri, Kureyş’i ve diğer Arap kabilelerini öylesine coşturdu ki, Hazreti Muhammed ve İslâmiyet’in sonunu getirmeye and içen müşrikler, bir an önce Medine'ye saldırmak için sabırsızlanmaya başladılar. Hemen derlenip toparlandılar ve savaş hazırlıklara giriştiler.

Arabistan kabilelerinden seçilen on bin kişilik bir ordunun Medine’ye doğru geldiğini haber alan Hazreti Muhammed, izleyecekleri stratejiyi belirlemek üzere ashabını topladı.

Selmân-ı Fârisî, İranlı olması itibarı ile hendek metodunu biliyordu. Çok kalabalık olan müşrik ordusuna karşı, az sayıda mücahitle açık alana çıkarak savaşmanın doğru olmayacağını söyleyen Selmân-ı Fârisî hendek metodunun uygulanmasını tavsiye etti.

Medine'nin üç tarafı birbirine bitişik sık evler ve hurmalıklarla çevriliydi. Bunlar âdeta şehri koruyan sur vazifesi görüyordu.

Açıkta kalan araziye derin bir hendek kazılmasını öneren Selmân-ı Fârisî, mücahitlerin hendeğin arkasında savunma yapması halinde, müşriklerin bu mıntıkadan geçemeyeceğini ileri sürdü.

Hazreti Muhammed ve istişare toplantısına katılan sahabiler, Selmân-ı Farisi'nin bu görüşünü benimsediler.

Hem bu sayede, şehirdeki Benî Kurayza Yahudilerinin aradaki anlaşmayı bozarak yapacağı ani bir saldırı ihtimaline karşı evleri güvende olunacaktı.

Hazreti Muhammed hendek kazma işinde kullanılmak üzere, Benî Kurayza Yahudilerinden emaneten kazma, külünk, zenbil, keser, ip, kürek gibi birçok araç gereç ödünç aldı.

Medine Anayasası'nın 44. maddesine göre, Müslümanlar ve Yahudiler arasında, Medine’ye hücum edecek kimselere karşı yardımlaşma yapılacaktı. Dolayısı ile Yahudiler, hendek kazılması için gereken bu desteği sağlamak zorundaydı.

Hazreti Muhammed, gerek Mekkeli muhacir Müslümanlar ve gerekse Medineli ensârdan Müslümanlar beraberinde olduğu hâlde, ata binmiş olarak şehrin etrafındaki geniş araziyi tetkike çıktı. Gayeleri, arazi hakkında esaslı bir fikir edinmek, askerî bakımdan ehemmiyet arz eden noktalan tayin ve tespit etmek, duruma göre sağlam bir savunma tertibatı almaktı.

Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, yiyecek ve içeceklerin, değerli eşyaların, otlak hayvanlarının şehirde bulunan çok sayıdaki kule ve hisarda toplanması kararlaştırıldı.
Hazreti Muhammed’in karargâhı Sel dağı eteğinde kurulacaktı.

Keza, müşrik ordusunun saldırıya geçeceği tahmin edilen bölgeye, uzun ve derin bir hendeğin açılması lüzumu tespit edildi.

Şehrin etrafında, bilhassa güneyde çok kesafet (sıklık, yoğunluk) arz eden bahçeler ve bağlar vardı. Bu bağlar ve bahçeler arasındaki mevcut geçitler ise çok dardı ve zikzak çizerek ilerliyordu ki, düşman, buralardan yayılarak değil ancak derin kol vaziyetinde geçebilirdi.

Tabiatıyla, çok sayıda dahi olsa, böyle derin kolda gelen düşman kuvvetlerini geniş bir çıkışta karşılayan küçük bir askerî müfreze bile kolaylıkla durdurabilir ve harekâtına mâni olabilir hatta onları rahatlıkla bozguna uğratabilirdi.

Şehrin sadece Suriye tarafı açıklıktı.

Hazreti Muhammed, 3 bin sahabe ile şehirden çıkarak, Sel dağının yamacındaki alçak bir tepe üzerine büyük bir Türk çadırı kurdu. Kaynaklar, çadırın kuruluşunda Hazreti Muhammed’in de bizzat çalıştığını kaydetmektedir.

Daha sonra hendek kazılmaya başladı.

Hazreti Muhammed, gece ve gündüz otağının bulunduğu noktada kaldı. Kendisi, hendek kazmak için çalışan mücahitleri teşvik etmek üzere zaman zaman yanlarına gidiyor, bizzat kazma işine katılıyor, müdafaa planını bu suretle tatbik ediyordu.

Üç bin mücahidin yirmi gün çalışmasıyla hendek kazma işi tamamlandı.

Müşrikler, Arabistan yarımadasında o güne kadar görülmemiş büyüklükte bir ordu ile Medine önlerine gelip, karargâh kurmak için uygun bir yer aramaya başlayınca, gözcüler hemen Hazreti Muhammed'e gelerek haberi ulaştırdı.

Hazreti Muhammed’in kıldan yapılmış otağı “Kubbe Türkiye”, arkası Sel dağına gelmek üzere, Sel dağının eteğindeydi. Kazılan hendek karargâhın hemen önünde bulunuyor, düşmanla aralarını ayırıyordu.

15 yaşına basmış olanlar dahil, İslam ordusu 3 bin mücahit 36 süvariden müteşekkildi (içlerinde çok sayıda münafık bulunuyordu).

15 yaşından küçükler, kadınlar, yaşlılar, otlak hayvanları, yiyecek ve içecekler Medine’deki sağlam ve emniyetli hisarlara yerleştirildi.

Üç bin mücahit ve 36 süvari, hendeği bir uçtan diğer ucuna kadar muhafaza altında tutuyor, saldırıya karşı koymak için daimî devriye hâlinde faaliyet gösteriyordu.

Medine'den sürülen Benî Nadir Yahudilerinin lideri Huyey bin Ahtab da, müşriklerin ordusuna katılmış, Kureyş lideri Ebu Süfyan'la birlikte ordunun önünde yol alıyordu. Müşrik ordusu Müslümanları yenerse Huyey bin Ahtab liderliğindeki Benî Nadir aşireti kaybettikleri evlerine ve topraklarına yeniden kavuşacaktı. Medine’den kovuluşunu unutmayan Huyey bin Ahtab, Hazreti Muhammed liderliğindeki Müslümanların bir an önce öldürülmesi için can atıyordu.

Medine yakınlarında ordudan ayrılan Huyey bin Ahtab, Benî Kurayza Yahudilerinin bölgesine gitti. Müşrik ordusu ile birlikte Müslümanlara saldırmamaları halinde, savaşı kazanması muhakkak olan müşriklerin kendilerini de tepeleyeceğini bildirdi.
Böylelikle, zırhlı ve silahlı 750 savaşçısı olan, Benî Kurayza Yahudileri de müşrik ordusu ile birlikte hareket etmeye başladı.

Müslümanlar iki ateş arasında kalmıştı.

Hazreti Muhammed, Benî Kurayza Yahudilerinin arkadan yapacağı saldırıya karşı Seleme bin Eslem'i 200, Zeyd bin Harise'yi de 300 kişilik bir kuvvetle Medine'nin iki ayrı bölgesinde görevlendirdi.

Müslüman süvarilerden bazıları da bu kuvvetlere destek olmak üzere vazifelendirildi.
Medine’deki bu muhafızlar şehri gözleyecek, yüksek sesle tekbir getirerek sokaklarda devriye gezecekti.

Kureyş ve diğer müşrik Arap kabilelerin seçme askerlerinden oluşan 10 bin kişilik ordu, üç gruba ayrılarak, Medine'nin önündeki hendeğe üç ayrı mevziden öyle amansızca hücum etti ki, şehir sarsıldı.

Benî Kurayza Yahudileri de aynı anda kalelerinden dışarı fırlayıp şehirdeki Müslümanlara saldırdı.
Müslümanların iki ateş arasında kaldığı şiddetli bir savaş başladı.

Bu savaş Kur'an-ı Kerim'de şöyle tasvir edilmektedir:

“Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.

İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.

Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, ‘Allah ve Resûlü bize, ancak aldatmak için vaatte bulunmuşlar’ diyorlardı.”
(Ahzab 10-13)

Kur'an-ı Kerim’de Medine'yi üst tarafından vuran ordu olarak anlatılan Benî Kurayza Yahudileriydi; alt tarafından vuran düşmanlar ise Ebu Süfyan'ın komutasındaki Kureyş, Ehâbiş, Kinane, Gatafân, Esed, Benî Fezâre, Süleym vb. kabilelerinin seçme askerlerinden oluşan ordulardı.

İslâm ordusuna münafıklardan da bir topluluk katılmıştı. Görünüşte Müslümanlarla birlikteydiler ancak kış mevsiminin oldukça sert geçmesi, yiyecek içecek sıkıntısı, sürekli açlık, geceleri uyuyamamak, sayısı bilinmeyen kalabalık bir ordunun saldırması gibi çeşitli sebepler, yüzlerindeki perdeyi iyice yırtarak içyüzlerini tamamen açığa çıkarttılar.

Münafıklar, Hazreti Muhammed'in yanına gelerek:

- Evlerimiz güvenli değil, bizim şehre geri gitmemize izin veriniz.
Dediler.

Kur'an-ı Kerim onları şöyle tasvir ediyor:

“Hani onlardan bir grup, ‘Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi, geri dönün’ demişti. Onlardan bir başka grup da, ‘evlerimiz açık (korumasız)’ diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.
Eğer Medine’nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.
Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.”
(Ahzab 13-15)

Kur'an-ı Kerim, şiddetli düşman saldırısı karşısındaki Müslümanların durumunu şöyle anlatıyor:

“Mü’minler düşman birliklerini görünce, ‘işte bu Allah’ın ve Resûlü’nün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemişlerdir’ dediler. Bu onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.” (Ahzab 22)

On bin kişilik ordunun yiyecek ve içeceği Hayber Yahudileri tarafından gönderiliyordu.
Böyle büyük orduya, binek hayvanlara yiyecek içecek ulaştırmak kolay değildi.

Müşrikler ve arkadan saldıran Yahudiler kısa sürede sonuç alınamayınca savaşın ağırlığı arttı. Kuşatma uzayıp gittikçe müşriklerin cesareti kırılıyordu.

Üç hafta kadar sonra Cumartesi gecesi müthiş bir rüzgâr esmeye ve ardından fırtına gürlemeye başladı.
Bu, en soğuk kış gecelerinde esen soğuk, dondurucu bir rüzgârdı.

Şiddetli soğukla birlikte öyle sert bir rüzgâr esti ki, tufan kopmuş gibi oldu. Kasırga her şeyi göklere savuruyor, müşrik ordusundaki çadır kazıklarını yerinden söküp fırlatıyordu. Yemek kazanları alt üst olup yerlere yuvarlandı. Kasırga, orduların yapamadığı işi yaparak müşriklerin karargâhında büyük bir paniğe yol açtı.
Şiddetli rüzgâr, tozları, toprakları müşriklerin gözlerine dolduruyordu.

Onları kendi başlarının derdine düşürmüş, ordugâhlarına çekilmek, sinmek zorunda bırakmıştı.

Rüzgâr çadırların bezlerini, derilerini yırtıyor, direklerini söküyor, koparıyor, sergileri kumlara gömüyor, hiç kimse hiç kimsenin yanına gidemiyordu.
Yakılan ateşler, ışıklar sönüyor; develer, atlar birbirlerine karışıyordu.


Bu kargaşada inanılması güç bir olay daha meydana geldi; müşriklerin ordugâhından tekbir sesleri yükselmeye başladı. Muhtemelen, müşrik askerler içerisinde inancını gizleyen Müslümanlar da vardı.

Müşriklerin kalplerine müthiş bir korku düşmüştü.

Müşrik ordusunun karargâhını darmadağın eden rüzgâr Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatılıyor:

"Ey mü'minler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayınız ki, o zaman size ordular saldırmışlardı da, Biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular (melekler) salmıştık.” (Ahzab 9)

Hazreti Muhammed ve bir kısım mücahit, Kubbe Türkiye otağında oturuyordu. Müşrik ordugâhını perişan eden fırtına Kubbe Türkiye’ye zarar vermedi.

Kureyş lideri Ebu Süfyan yanmış bir ateşin başında iki elini ateşe tutup koltuklarına sürtüyor ve “Göçüp gitmek gerek! Göçüp gitmek gerek!” diye kendi kendine söylenip duruyordu.

Ağır kış şartları, kasırganın şiddeti, ne Kureyş kabilesinin ne de diğer Arap kabilelerinin daha fazla azim ve sebat göstermesini imkânsız hale getirmişti.
Ebu Süfyân, diğer kabile liderlerini toplayarak, bir an evvel gitmeleri gerektiğini söyledi.

Diğer kabile liderleri de aynı görüşte olduklarını bildirince Ebu Süfyan göç davulunun çalmasını emretti.
Toparlanıp yola koyuldular.

3 Ocak günü başlayan saldırı 24 Ocak 627 tarihinde sona ermişti.

Medine’ye dönen Hazreti Muhammed, kendilerini arkadan vuran Benî Kurayza Yahudilerini kuşattı ve esir etti.
Benî Kurayza Yahudilerinin hakem olarak seçtiği Sad bin Muaz, ustura tutunan (ergenlik çağına eren) erkeklerin öldürülmesine hükmetti.
Benî Kurayza Yahudileri verilen kararın Tevrat’a uygun olduğunu söyleyerek itiraz etmedi.
Hazreti Muhammed’in teklifine uyarak Müslüman olmayı da kabul etmediler.
Elleri bağlanarak boyunları vuruldu.
İslâm tarihçilerinin verdiği bilgiye göre, Benî Kurayza Yahudilerinden boyunları vurulan erkeklerin sayısı 600 (veya 700)'dü.

Not: Kubbe Türkiye Otağı birçok kaynakta geçer. En çok bilinen klasik kaynaklardan ikisini yazıyorum: İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c.2,s. 83, Taberî, Târih, c. 3, s. 45.
Kubbe Türkiye Otağı’nın kim tarafından nereden getirildiği kaynaklarda belirtilmez.

 

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.