1. YAZARLAR

  2. GÖNÜL AKKUŞ

  3. Hünkâr’ın gelişinde Anadolu’nun durumu
GÖNÜL AKKUŞ

GÖNÜL AKKUŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hünkâr’ın gelişinde Anadolu’nun durumu

A+A-

Hünkâr Hacı Bektaş Veli litaretürde değişik adlarla anılmıştır. Bektaş Veli, Hace Bektaş Veli ve dikkat çeken bir söylem de “Hace Bektaş –Al Horasani”dir. Bu söylemde geçen “Horasan” Alevi tarihi açısından son derece önemli bir söylemdir. Tıpkı; Eba Müslüm Horasani, Süleyman Horasani Oğlu Karaca Ahmet Sultan gibi. Çünkü birçok alevi büyüğünün adının sonuna “Horasan” sözcüğü konması adetâ bir şifredir. Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlar’da rastlanılan Alevi’ye, Bektaşi’ye nereli olduğu söylemesi sorulduğunda bir iki tümceden sonra “Horasan” kökenli olduğunu söylemesi bu tanımı daha anlamlı kılmaktadır. Ayrı coğrafyalarda yaşayan birbirlerini hiç tanımayan Alevi-Bektaşi toplumundaki bireylerin soy-sop tarihi, geçmiş belirlemede adres olarak” Horasan”ı göstermeleri anlamlı bir durumdur. Horasan Coğrafi olarak; Kuzey İran’ın bir bölümü, Kuzey Afganistan’ın bir bölümü, Türkistan coğrafyası olarak bilinen Özbekistan’ın, Azerbeycan’ ın, Kırgızistan’ın, Kazakistan’ın bir bölümünün ve Hazar Denizi’nin güney bölümünün yer aldığı bölgenin adıdır. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Bu bölgede eğitimini almış ve daha sonra Anadolu’ ya gelmiştir. Horasan’  da ortaya çıkan gelişmelerin dayandığı temel eksenlerden birisi yüksek bir tasavvuf kültürü olduğu gibi ikincisi de küçükbaş hayvan besleyen toplulukların (yarı göçebe) sosyo kültürel yapılarıdır. Çünkü Hacı Bektaş Veli’ nin Anadolu’da üzerlerinde etkili olduğu toplulukların önemli bir kısmı Anadolu Kırsalında küçük baş hayvan besleyen besici topluluklarıdır. Çoğu da Horasan üzerinden Anadolu’ya gelmişlerdir.  Hacı Bektaş Veli düşüncesini tam ve eksiksiz anlaşılabilmesi için yine Anadolu’nun 12 ve 13.yüzyıldaki durumunun yakından bilinmesi gerekmektedir. Bu iki bakımdan önemlidir. Birincisi; Anadolu’ya Horasan üzerinden göçler ve Hacı Bektaş Velin ’nin Anadolu’ya gelişi bakımından. Çünkü kavram kargaşasına düşen bazı yazarların düştükleri hatalar Anadolu’ya Horasan üzerinden gelişin kaç yıl sürdüğü, hangi gerekçelerden kaynaklandığı, nasıl başladığı ve nasıl devam ettiği, bunun Anadolu’ya katkıları konusunda ciddi bir bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

İkinci olarak ise Horasan üzerinden Anadolu’ya göçler başlamadan önce Anadolu’daki durum, Anadolu’nun kırsal alanı, üretim biçimi, Bizans devletinin Anadolu’ya bakışı, Rumlar ve Ermeniler arasındaki amansız yarış ve bunun zaman zaman inançsal bir soykırıma dönüşmesi çok iyi bilinmesi gereken noktalardır.

Bunlara iki örnek vermemiz gerekecektir. Bunlardan birincisi Boğomiller olayıdır. Boğomiller Malatya ve Sivas arasında yaşayan aşırı kuralcı olmayan bir Hrıstiyan inancıdır. Divriği’de 8. yüzyılda kendi Prensliklerini kurmuşlardı. Bizans İmparatorları Niksar Kalesini ele geçirerek kaledeki bütün Boğomil’ leri kılıçtan geçirmiş, kırsal alanda yaşayanları ise Bulgaristan’a sürerek bir etnik temizlik yapmıştır. Aynı biçimde hemen hemen bütün Bizans tarihinde var olan Ermenilere karşı sürdürülen toplu yok etme hareketleri Anadolu’daki kargaşa ve huzursuzluğu anlatan çok önemli örnekler arasında yer alır. Örneklerimizi biraz daha zenginleştirirsek İkonaklsat hareketinin Anadolu’nun kırsal alanında yaptığı tahribat Horasan üzerinden gelen göçlerin Anadolu’da kabulünde oldukça etkili olmuştur. Özellikle Hacı Bektaş Veli’nin İnanç sisteminin Anadolu ve Balkanlarda gücünü hissettirdiği dönemlerde bu bölgedeki toplulukların durumunun bilinmesi de çok önemlidir. Çünkü öyle anlaşılıyor ki iç kargaşa ve artık kör döğüşüne dönüşen iç çekişmeler nedeniyle toplumlar kendi var oluş nedenlerini unutmuşlar ve böyle bir ortamda sevgi ve hoş görüye dayanan Hacı Bektaş Veli düşüncesi eğemen olmuştur.

 Bizans yönetiminin yerini Türklerin almasına köylünün hiç bir tepkisi olmamıştır. Hatta Türkleri kurtarıcı gibi gördüler. Bunda etkili olan Türklerin yetmiş iki Millete bir gözle bakma inanç ve anlayışının yanında üretim, Pazar ve can güvenliğinin sağlanması asgari demokrasi anlayışları idi.

Kiliselerin durumu da hiç iç açıcı değildir.        

Hristiyanlık merkezi olan Kapadokya’da bulunan bazı kiliseler üniversite düzeyinde eğitim vermektedir. O dönem için bu işlevi üstlenen kilise de Hacı Bektaş Veli’nin kürsü sahibi bir hoca olarak ders verdiği kayıtlarda geçmektedir.

Kendisine duyulan hayranlık ve saygı öyle boyutlara ulaşmıştır ki “Zamanın İsa’sı” “İsa yeniden dünyaya geldi” şeklindeki ifadelerden anlaşılmaktadır. Hacı Bektaş Veli’yi kutsal peygamberlerinin yerine koyacak kadar saygı ve sevgi göstermişlerdir.

Moğol akınları önünden kaçan Oğuz Türkmenleri Anadolu’ya yığılmaya başlarlar. Anadolu Selçuklu yönetimi zayıflamıştır. Bizans yönetimi halkı ağır vergiler altında ezmektedir. İşte bu  dönemde Horasan’da başlayan aydınlanma Anadolu’da devam etmiştir    

Anadolu’da Sulucakarahöyük’te kendi ışığını yakan Hünkâr Hacı Bektaş Veli, otuz altı bin ışık daha yakmıştır. “Benim Kâbem insandır” diyerek insana layık olduğu değeri vermiştir. “Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez”. Diyerek ışığı ile anaları ve bacıları da aydınlatmıştır. “Hiçbir Milleti ayıplamayınız” diyerek toplumsal barışın temelini atmıştır. Dil, din ve ırk gibi sonradan ortaya çıkmış farklılıkların önemsizliğini esas olanın insan olduğunu bize öğretmiştir. 

  “Eline, diline, beline sahip ol “ Burada ki el, yaşanılan yurttur. Dil konuşulan lisandır. Bel toprağın işlenmesinde verim alınmasında kullanılan demir alettir. Bunlara sahip olanlar; yurduna, diline sahip çıkan, üreterek bağımsız ve onurlu yaşayan kimseye muhtaç olmayan toplumu yaratan insanlar demektir.

  El ile çalıp hak etmediğin şeyi almayacaksın. Dil en önemli organımızdır. Dilin görevi diğer organlarımıza göre daha farklıdır. Birçok işlevinin yanında lisan konuşur. Atasözünde “Dil mi güzel, Dilber mi güzel “der. Tabi ki dil güzeldir. Güzellik geçicidir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli” İnsan dilinin arkasında gizlidir” der. İnsan konuşmaları ile çok şeye yön verebilir. Bu konuda sayfalarca yazı yazabilir. Konuşulan dil milletlerin var oluşunda ki en önemli üç öğeden biridir. Yani Hünkâr diline sahip çık demiştir. Ulusları ulus yapan kendi öz dilleridir. Dil bir ulusun kimliğidir, kişiliğidir, onurudur, bağımsızlığı ve var olma nedenidir… 13. yüzyılda varlığı ile Anadolu’yu şekillendiren Hünkâr Hacı Bektaş Veli ışığı hala yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Bel insanların önemli bir organıdır. Üreme organları ordadır. Soyundan gelen genetiğini taşıyan neslinin devam etmesini sürdürecek çocuklarına sahip ol, onların kendi kültürünü öz benliğini yitirmesine izin verme anlamındadır.  Ayrıca ahlaksal anlamda kullanılmaktadır.

Söz başından bu sayfa’ya kadar, Kutupların kutbu, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin Yurdu Hacıbektaş (Sulucakarahöyük) ’ı Çilahane de ki Zemzem Pınarı, Aslanlı Çeşme, Üçler Pınarı, Öksürük Pınarı, Ak Pınarın suyu kadar duru, güneş kadar sarı sıcak, toprak gibi hoş görülü, buğday başakları gibi samimi,  Hünkârın ışığı kadar aydınlık, kovandaki arı gibi çalışkan, çobanın kavalındaki türküler kadar yanık, Ana kucağı gibi sevgili insanların diyarı Hacıbektaş ve Ulu Pir’i  yazmaya çalıştım. Sürçü lisan ettikse af ola darken;

“Bismişah Allah Allah! Vakitler hayır ola, hayırlar feth ola, münkirler mat ola, Pirimiz üstadımız Hünkâr Hacı Bektaş Veli, demi devranı yürüye. Gerçeğe hü!

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.