1. YAZARLAR

  2. GÖNÜL AKKUŞ

  3. Hz. Hüseyin'in kızları
GÖNÜL AKKUŞ

GÖNÜL AKKUŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hz. Hüseyin'in kızları

A+A-

“Bu elemle ağlarım âh eylerim her ân u în

Düşmenimdir la’net olsun âl-i Mervân-ı la’in

Eylerim her vechile her demde ben la’net mezîd

La’netullâhi Yezîdâ ve alâ âl-i Yezid “

Fâhir, Mersiye-i Şâh-ı Şehid-i Kerbelâ *

BİTMEYEN YAS: KERBELA VE EHLİBEYT KADINLARI

Kerbela olayı, İslam ve İnsanlık tarihinde yaşanmış en büyük acılardandır.  Yüzyıllardır acısı unutulmamış gözyaşı ve derin üzüntü kaynağı olarak yaşanmış ve yaşanmaktadır. İmam Hüseyin 10 Ekim 680 yılında Kerbelâ adı verilen yerde yakınları ile birlikte katledilişi gerek Arap, gerek Fars,  gerek Türk Edebiyatında geniş yer almıştır. Şiir, mensur eser risâle özellikle Türk edebiyatında kaleme alınan binlerce mersiye vardır. Tanınmış kişiler veya tarihe mal olmuş kişilerle ilgili olağanüstü konuların işlendiği hikâyelere menâkıb-nâme denir. Menkibelerde, Kerbelâ olayı, İmam Hüseyin ve yakınlarının vahşice katledilmesini konu alan birçok eser yayınlanmıştır. Ancak Kerbelâ faciasından sonra gerçekleşen hadiseler üstün körü incelenmiş İmam Hüseyin’nin katledilişinden sonra bu faciadan kurtulan Ehl-i Beyt ve yakınlarına, 39 Ehli Beyt kadınına ve kızlarına ne olduğu neler yaşandığı akibetleriyle ilgili her hangi bir olaydan söz edilmemektedir. Oysa Kerbelâ acısını yaşayan, yiğitliği ile bilinen Hz. Zeynep Ana Kerbelâ’nın kadın kahramanıdır. Hz. Zeyneb’i anlatmadan Kerbelâ anlatılmaz. Annesi Hz. Fatma Ana duruşu ile Lain Yezit ile Mahkemeleşmesinde “Ey Yezit dünya durdukça senin soyuna lanet, benim soyuma rahmet okunacaktır. Bu davayı sen kazanmadın diye yüzüne tükürmüş, Kufe pazarında halka yaptığı konuşmada, Kufe halkının dönekliğini yüzlerine haykırmıştır. Kesik başların ve vücutların toplanması, yerlerine sırlanması, Hz. Zeyneb’in İmam Hüseyin gibi bir kardeş, iki oğul, 63 akraba ve eşini yitirme acısı yanında, Yezid’in evlenme talebi mücadelesi sonucunda kapandığı odada Hakka yürümesi payına düşmüştür. Hz. Zeynep Ana ile Yezid’in Şam’da bulunan Emevi Camisinde kurulan divanda mahkemeleşmesi sırasında, İmam Hüseyin’nin küçük kızı Rukiye’nin hiç durmadan ağlaması üzerine Lain Yezid “ Niye ağlıyor bu çocuk? diye bağırır, Hz. Zeynep “ babası İmam Hüseyin’i görmek istiyor onun için ağlıyor”der. Yezid “ getirin şunun babasını” der. Şehit Hüseyin’ nin bala batırılmış başı tepsi içinde ortaya getirilir. Lanetullah Yezid ayağı ile İmam Hüseyin’nin dişlerine basarak bak babana” deyince küçük Rukiye orada üzüntüyle Hakka yürür ve kefensiz olarak Emevi Camisi yanına bulunan boş araziye defnedilir. Bu gün üzerinde küçük bir mescit bulunmakta olup, halk tarafından ziyaret edilmektedir. Şehitler Şahı İmam Hüseyin’in Şehit edilmesinden sonra Ehli Beyt’in başına gelenler Müslümanlar tarafından ayaklanmalar meydana getirmiş, ayaklanmalar yaygınlaşarak ve şiddeti artarak Yezid ve taraftarlarına büyük sıkıntılar yaşatmıştır. Bu sıkıntıları önlemek için İmam Hüseyin’nin taraftarları Yezit tarafından Medine’ye sürgün edilmiştir. Ancak yapılan araştırmalar neticesinde İmam Hüseyin’in Fâtima ve Sâkine adlı kızlarının Medine’ye gönderilmediği ortaya çıkmıştır. Bu konuda iki rivayet vardır. İlk rivayete göre Yezid sinsice yaptığı plan ile kendisine sıkıntı yaratacağını düşündüğü bu iki kızı dönemin Bizans imparatoru Konstantin Pağonat’a cariye olarak göndermek istemiştir. İkinci rivayete göre onları Mısır’da rehin tutmak istemiş ve bu sebeple onları Şam’dan deniz yoluyla Mısıra göndermek istemiştir. Tarihçilerin belirttiği üzere bu gemi fırtınaya tutulur yolunu kaybeden gemi İspanyol korsanlarının eline geçer ve İspanya’ya götürülür. Bu konuda Doğu kökenli ve Türk anneden 1445 yılında Mısır’da doğan İlim haysiyetine oldukça düşkün olan, pek çok alanda eser vermiş ilmi güçlü bir âlim olan Şâfi meshebine mensup İmam Süyûti tarafından bir risâle kaleme alınmıştır. Süyûti, gençlik yıllarından itibaren pek çok yere seyahat etmiştir. Şâm, Hicaz, Yemen, Hindistan, Mağrip ve Sûdân ziyaret ettiği yerler arasındadır. Bir sene Mekke’de ikamet etmiş olup Mısır’ın Dimyat, Fayyûm ve İskenderiye şehirlerini de ziyaret etmiştir.

Araştırmalarımızda konu edindiğimiz menkıbelerdeki konu özetle şöyledir. İmam Hüseyin ve Ehli Beyt taraftarları Kerbelâ’da şehit edildikten sonra 39 Ehli Beyt kadını,  Yezid’in huzuruna çıkarılır. Yezid, onların kendilerine karşı çıkabilecek bir isyanda kullanılabileceğini düşünerek ve sahabeden kendisine muhalif olan Câbir-i Ensârî’ yi de başkent topraklarından uzaklaştırmak için onları sürgüne gönderir. Câbir-i Ensâri ve İmam Hüseyin’in kızları Fatma ve Sâkine Yezid’in askerleriyle birlikte gemi ile Mısır’a doğru yola çıkarlar. Çıkan fırtına sonucu gittikleri gemi yolunu kaybeder ve İspanya Kralının Kraliyet donanmasıyla karşılaşırlar. Donanmadakiler gemiyi istila ederler ve gemideki herkesi esir ederek İspanya’ya götürürler. İspanya Kralının huzuruna çıkarıldıklarında Kral, onların kim olduklarını ve nereden gelip nereye gittiklerini sorar.  Bunun üzerine İmam Hüseyin’ nin kızları başlarından geçen olayları anlatır. Kral bu kızların Hz. Muhammed’in torunları olduğunu anlar ve dedeleri Hazret-i Ali ve onun yarenlerinin akıbetlerini sorar. Bunun üzerine kızlar, onun ve yarenlerinin Yezid’ in ailesinin hışmına uğradığını anlatır. Kral bunu öğrenince hiddetlenir. Konuklarını kendi şölenlerine davet eder. Her sene gerçekleştirdikleri Hz. İsa’yı anma törenlerinde peygamberlerine olan sevgilerinden ötürü onun eşeğinin tırnağına bile hürmet ettiklerini söyleyerek Yezid’in askerlerini azarlar. Onların peygamberlerine olan ihanetlerinden ötürü kınar ve hepsini katlettirir. Daha sonra Câbir-i Ensârî’yi ve İmam Hüseyin’nin kızlarını İstanbul’a göndermeye karar verir. Oradaki Kralın kendilerini daha iyi ağırlayacağını, kendi ülkelerine dönmeleri için yardımcı olacağını söyleyerek Krala hitaben yazılmış bir mektupla onları İstanbul’ a yollar. Onların gitmesinin ardından kendisi de Yezid’in üzerine kendi ordularını göndererek intikam almaya çalışır. Câbir-î Ensârî ve İmam Hüseyin’in kızları İstanbul’a varırlar. Buraya geldiklerinde Kral kendilerini çok iyi bir şekilde ağırlar ve ikramda, saygıda kusur etmez. Ayrıca kızların letafetinden etkilenir ve onları kendisine gelin etmek ister. İki oğlu olduğunu ve kendilerini isterlerse onlarla evlendirebileceğini söyler. Bunun üzerine iki kız mahzunlaşırlar. Kendilerinin İslâm üzerine olduklarını, bir Ehl-i Sâlîp (Hristiyan) ile evlenemeyeceklerini,  bu teklifin kendilerini üzdüğünü belirtirler. Kralın ısrarcı tutumu üzerine kendisinden düşünmek için süre istediklerini belirtirler. Bunun üzerine Kral, iki kız kardeşe istedikleri süreyi verir ve onları bugün Koca Mustafa Paşa Camii olarak bilinen, Bizans döneminde burası Kızlar Kilisesi’dir, mabede yollar ve oradaki görevlilere, onları en iyi şekilde ağırlamaları için tembihte bulunur. Takip eden günlerde, iki kız kardeş baş başa kaldıklarında dualar eder ve Allah’tan yaşadıkları bu ızdırabı dindirmesini dilerler. Kilisenin üstünde bir nur gören Kral görevlileri gönderir. Kapıyı açtıklarında içerisinin parlak ışık ve kelebeklerle dolu olduğunu ve kızları da birbirlerine sarılı olarak bulurlar. Kral yaptığı teklif ve ısrardan çok pişman olur. Kral işlediği bu günah için ellerini açar Allah’ tan af diler. O gün İstanbul’a çokça yağmur yağar. Yağmur suyu ile abdest alan Câbir-i Ensari,  beş esir ve orada bulunan Müslüman tüccarlar ile birlikte iki kız kardeşin cenaze namazlarını kıldırır, kaldırır ve onlara olan son görevini yerine getirmiş olur. Mezarları Koca Mustafa Paşa semtinde, Sümbül Sinan Efendi türbesinde bulunmaktadır. Kızlardan etkilenip Müslüman olan Kralın kızı da onların ölümüne dayanmayıp oracıkta hakka yürür. Kiliseyi kaplayan nuru gören Kralın acaba ısrarımda yanlış mı yaptım diye yalın ayak başına geçirdiği çuvalla yağmur altında sokaklarda dolaşıp Allah’tan af dilediği yalvardığı, ne kadar esir varsa serbest bıraktığı kendilerine kıymetli mal verip memleketlerine gönderdiği kayıtlarda geçmektedir. Kızlardan birkaç gün sonra Hakk’a yürüyen Câbir Ensarî ‘de aynı yerde meftundur. Sümbül Efendinin yardımı ile mezarları bulunmuştur. Hz. Muhammed’in Ehli Beyt-i ve Câbir Ensari gibi gönül dostları, damadı İmam Ali ve onun iki oğlu ve Ehli Beyt-i sevenleri çok çileli bir süreç yaşamıştır.

Konu ile ilgili alan çalışmalarımızda Keskinde türbesi bulunan Haydar-ı Sultan evlatlarından altmış sekiz yaşındaki Sevil Erdinç “ Benim çocukluğumda Yas-ı Matem (Muharrem) ayında ailemiz içinde bu konular konuşulurdu, orada bulananlar ağlardı. Hasan Dede evlatlarından olan halam Fadime Toksoy Şah Hüseyin’in kızlarını aşağı yukarı böyle anlatırdı ve zaman zaman onları ziyarete İstanbul’a giderdi”.  Sevil Erdinç’in anısından aktarımında olduğu gibi Alevi- Bektaşi topluluklarında hâlâ günümüzde de Kerbelâ acısının hiç dinmediğini Yas-ı Muharrem ayında tutulan oruçlar, çekilen yaslar, gözlerden akan kanlı yaşlar, gönülden gelen dilden dökülen mersiyeler üstü kabuk tutmayan bu acıyı canlı tutmaktadır.

*İranlı Fâhir Baba Necef’te yaşamış olup, söylediği mersiyelerde Yezid ve ondan olana ve soyuna kat be kat lanet okumaktadır.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.