1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. İşe yarar bazı salaklar ve İran entrikalarının perde arkası
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

İşe yarar bazı salaklar ve İran entrikalarının perde arkası

A+A-

1-Türkiye’yi bekleyen 2019 seçimlerinin yarattığı heyecan dalgasından mıdır nedir, son zamanlarda karşıma hırçın bir sosyal yapılanma çıkmaya başladı. Sebep: Türkiye’yi destekleyen seslerin yarattığı sağlam yankılar! Tavır: ‘Anti-demokratik idare ve laiklikle bağdaştırılmayacak yaklaşım tarzlarının engellenmesi’ niyetli, atıp tutmalar. ‘Yoksa, tıpkı İran’da yaşanan protestolar gibi, memleket de benzer bir kargaşaya düşüverirmiş hani, yani ona göreymiş haa(!)’. Lakin, Kraliçe’nin davetine gidiyoruz diye, hemen ceket ilikleyip Louboutin’leri öpen yüzeysel destekçilerimiz bilsin ki, ‘Asılsız tehditler savurmaya başlamadan önce, küçük birer sözlük edinilerek, demokrasi ile laiklik kavramları anlamının öğrenilmesi vakti gelmiştir’.

Türkiye ne İran ne de başka bir ülke gibi olacaktır; bu bağlamda endişe duyulmasına hiç gerek yoktur. Popüler örnek itibariyla, Iran’in içerisinde bulunduğu vaziyeti anlamak ise ülkenin, TC’den apayrı bir politik süreci takip ediyor oluşuna dair yeterli bir açıklık kazandıracaktır:

İran’ın başına gelenler…

Birinci Duyuru:

Aralik 2017 ortalarında, İsrail medyasında yayınlanan haber uyarınca, ‘İsrail ile ABD, önemli bir anlaşmaya varmıştır: Her iki ülke, İran’a karşı yeni tavırlar edinerek, Tahran’ın hareketlerini ihtiyat altında tutacaktır. Bu ihtiyat yaklaşımları çerçevesinde, İran’ın Suriye’deki yaptırım etkenliği; nükleer silah kapasitesi kontrolü; İran’ın Lübnan’daki Hizbullah dostluğunun kıvamı tekrar kontrolden geçirilecektir’.

İkinci Duyuru:

Sudi Arabistan velihat prensi M Bin Salman, kısa bir müddet evvel, medya aracılığıyla seslendiği kamuoyuna ‘İran’ın savaşı, Sudi Arabistan sınırlarına taşımasına izin verilmeksizin; savaşın, İran sınırları içerisine taşınacağı’ görüşünü uyandıran bir açıklama yapmıştır.

Üçüncü Duyuru:

İran Revolutionary Guard Corps (IRGC) Yard. Komutanı Hossein Salami ‘Eğer İsrail, geçmişteki hatalarını tekrarlamaya devam ederse, Filistinlileri işgalden kurtarmak niyetiyle Hizbullah’ın İsrail’e yağdırabileceği, halihazırda 100Bin füzesinin bulunduğunu’ açıklamıştır. Salami, ‘İsrail’in yanlış bir hamle atması halinde, hemen saldırı altına uğrayacağı’ uyarısında bulunmustur. İlaveten, IRGC ‘un seçkin Quds Force danışmanı Ahmad Karimpour ise ‘Yüce lider Ali Khamenei’nin emir vermesi halinde, İran’ın, İsrail’i sekiz dakkikadan daha az bir süre içerisinde yıkıvereceğini’ açıklamıştır.

Dördüncü Duyuru:

Açıklamalar üzerine, İran’ın sadece psikolojik bir baskı uyandırmak niyetiyle bu ve buna benzer iddiaları öne sürdüğünü vurgulayan batılı uzmanlar, ‘İsrail’in 200 civarında nükleer savaş başlığının bulunduğunu; bunların, uluslararası sahalara erişecek ballistic füzelerle ve nükleer donanımlı denizaltılarla kullanılabileceğini’ ilan etmiştir. Sebep dolayısıyla, İran’ın İsrail’e direkt olarak saldırmak bir yana, Lübnan’daki Hizbullah’ı amaç doğrultusundaki bir maşa olarak kullandığı ve kullanmaya devam edeceği öne sürülmektedir.

Şimdi sorun şu ki, Rusya, İran ve Hizbullah’in Suriye’yi desteklemesi, ABD’nin bölgedeki hakimiyet kuvveti kurma planını zaten zedelemiştir.

Dahası Rusya, Türkiye ve Çin’in bölgede parlayan yıldızı, artık Amerika ile neredeyse nikah kıymış Sudi’ler ile üvey evlat İsrail açısından, bölge üzerinde uygulanacak otorite geleceği konusunda soru işaretleri yaratmiştir.

İlaveten, İran aracılığıyla sağlanan silah yardımlarıyla artık epey kuvvetlendirilmiş Hizbullah’ın, güney Lübnan ve güney doğu Suriye’deki ağırlığı, İsrail’e yönelik sayılır zaten kaçınılmaz bir tehdit oluşturmaktadır.

Üstüne üstlük Lübnan hükümetinin, Hizbullah’ın tutumunu engelleyecek herhangi bir girişimde bulunmadığı dikkatlerden kaçmaz iken, ortadoğudaki herkes artık Hizbullah ile Hamas’ın İran desteği altında ilerlediğinin farkına varmıştır.

Gerçek şu ki, günümüzde, Khamenei’nin militanları Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen’e kadar uzanmıştır ve bu hususun ‘ABD-İsrail-Sudi (AIS) üzerindeki etkisinin azaltılması için’, AIS ve yandaşları tarafından elden gelir tüm ihtimaller değerlendirilecektir.

Eğer vaziyet bir sıcak savaşa doğru sürüklenirse -ki şimdilik böyle bir senaryo uzak bir ihtimal olarak algılanılmaktadır- Savaş, Hizbullah’ın -özellikle İran tarafından sağlanılmış roketleri aracılığıyla İsrail’i bombardıman etmesiyle başlayabilir; Yemen’deki Houthis füzeleri öte yandan, Sudi Arabistan’ın dengesini iyiden iyiye bozabilir; aynı esnada zaten İsrail içerisinde fırsat bekleyen Hamas, geride bırakılmış Filistin’li çoğunluğu da yanına katarak, İsrail’i içten zedeleme hamlelerini yoğunlaştırabilir ve muhtemel Gaza ayaklanmalarına katılacak İran militalarına, Suriye’deki –çoğu Rus ve İran kaynaklı silahlarıyla Assad destekçileri de eklenince- bölgedeki kargaşanın sonucu öyle kolay kolay batı lehine işlemeyebilir… Çünkü bahsi edilen yapılanmaların, kaybedecek hiçbirşeyi yoktur ve malum oluşumlar zaten, ABD-Israil-Sudi (AIS üçgeni ve yandaşlarına) karşı duran, yoğun bir bezginlik içerisindedir.

İşte bu sebeple, sıcak bir savaşa varılmadan önce, AIS ve dostlarının, İran’da bir sosyal denge bozukluğunun yaratılması ve bölücü grupların yeniden harekete geçirilmesi konusunda tezahürat yarattırması kaçınılmazdır (Bahsi edilen tezahüratlara öncülük edecek grup başları, batı ülkeleri tarafından ‘işe yarar salaklar’ tanımlamasıyla ifade edilmektedir).

Tüm bu gelişmeler üzerine, İran’ın şu andaki ayaklanmaları kontrol altına alması için evvela, ‘hükümet idaresine parallel olarak yapılacak düzenlemeler eşliğinde IRGC’u da güçlendirmesi; halka yönelik acil ihtiyaçlara cevap verebilir sosyo-ekonomik öncelikli reformlarını bir an evvel sağlaması ve şimdilik dış politikalarındaki kışkırtıcı tonunu kontrol altına alması gerekmektedir’. Pozitif atılımlar, bir müddet için bile olsa -daha radikal ve pozitif atılımlar gerçekleştirilinceye değin- halk ayaklanmalarını bastırarak, ülke bütünlüğünü garanti altında tutacaktır.

Eminim ki İran dostu ve komşusu diğer ülke liderleri de malum vaziyet üzerinde odaklanmış, benzer bir fikir birliği içerisindedir. Çünkü bölgede zaten mevcut olan huzursuzluklara, daha fazla eklenecek, iç savaşlar, yeni irticacı -göçmen dalgası ve terör olusumları, hiçbir komşu ya da yakın ülke tarafınsan arzu edilmeyecek bir yük olarak sayılmaktadır.

Herşeye rağmen malesef, günümüzde olduğu gibi yarın da Arap yarımadası, Kuzey Afrika’nın Arap asıllı ülkeleri, Djibouti, Eritrea, Ethiopia, and Somalia (namı-ı diğer Horn of Africa); Senegal, Mauritania, Mali, Burkina Faso, Algeria, Niger, Nigeria, Chad, Sudan, South Sudan, Eritrea, Cameroon, Central African Republic ve Ethiopia (namı-ı diğer Sahel bölgesi) çalkantılı ekonomik-sosyal-politik uygulamalarına devam edecektir.

Bu istikrarsızlıklardan faydalanmayı uman tüm emperyalistler de iştahlarını, vaziyete uygun düşer ayarlamalarla tekrar tekrar adapte edecektir. Hatta sırf bu sebeple, özellikle sözkonusu ülkelerin, kendi iç istikrarlarını sağlamlaştırıcı çalışmalarını arttırması gerekmektedir.

Aynı esnada, Türkiye’nin gücünü zayıflatamayan dış bölücüler, ülkenin pozitif ilişkiler içerisinde bulunduğu partnerlerinin gücünü zayıflatmaya da odaklanacaktır. Şu anda karşılaştığımız İran örneğinde de olduğu gibi.

Velhasıl… Konu, TÜRKİYE Cumhuriyeti’ne gelince… Ülke, yukarıda bahsedilen entrikalara elini bulaştırmaksızın, kendi iç sağlamlığını ve akıllıca verilecek uygulama kararlarını muhafaza ederek ilerleyecektir. Türkiye’nin, hiçbir ülkeye benzemediği, en yakın örneğiyle, 15 Temmuz 2016 darbe girişimlerinin çabucak kontrol altına almasıyla, açıkça İspat edilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.