1. YAZARLAR

  2. NUR SÜMEYRA

  3. “Kadın olmak” ya da şu şort meselesi…
NUR SÜMEYRA

NUR SÜMEYRA

Yazarın Tüm Yazıları >

“Kadın olmak” ya da şu şort meselesi…

A+A-

Öyle ahım şahım paralar kazanan bir gazeteci değildim. Basın emekçileri öyle çok paralar da kazanamaz zaten. Üstelik işe yeni başladığım dönemler... Aldığımız da gözümüzün kaldığı bir şeye gidiyor. Bu seferkinin adı deri, kışlık uzun bir ceket idi. Kaldı ki belki de fiyatı tam maaşla ucu ucuna denk geliyor. Olsun. Aldım ve heyecanla giydim. Bismillah. Daha hevesimi bile alamamışken Kızılay’daki üst geçitlerden birini kullanarak karşıya geçeceğim sırada başıma o felaket geldi.

Aynı anda merdivenleri elinde sigarası olan bir beyefendiyle birlikte çıktık. Hiç aklıma gelmedi sigarasından korunmak. (Bu arada ben onunla aramdaki mesafemi korumaya çalışıyorum çünkü.) Ve ne tesadüftür ki iniş merdivenini de birlikte indik. Üst geçitleri ve sıkışıklığı (özellikle metropollerde) tahmin etmeniz güç olmasa gerek. İtiş kakış. Fakat büyükşehirde yaşamak doğuştan bir takım akrobasi hareketlerine sahip olmanızı gerektirdiği için siz bu akrobasi hareketleri ile o sıkışıklığı teğet geçmeyi başarıyorsunuz ve size kimse temas edemiyor. Buna bir tür öğrenilmiş çaresizlik de diyebilirsiniz. Mecburen bu yaşama ayak uydurmak zorundasınız. İşte bu akrobasi hareketleri ile temas etmemeyi başardığım insanların arasından o sigara nasıl buldu beni bilemiyorum ama gelmiş ve deri ceketimin tam da en görünen yüzeyinde koca bir boşluk bırakmış.  Tabi bunu inince ve epey yürüdükten sonra fark ettim. Üzüntümü tahmin edebiliyor musunuz? Koca ceket gitti çöpe.

Bu metropol denilen ve giderek vahşileşen(!) yaşamda sokaklarda bu sigaralı beyefendilere yenileri eklendi. Sigaralı hanımefendiler. Ve sayıları da oldukça fazla.

Fıtrat denilen bir mesele vardır biliyorsunuz. Bunun dini, sosyolojik yaptırımlarla da bir ilgisi yoktur. Kadın ve erkek doğuştan gelen bazı özelliklere, içgüdülere sahiptir. Kadın daha korunaklı ortamlarda bulunması gereken bir varlıkken, erkek her türlü koşula ayak uydurmak üzere programlıdır. Gidin neolitik (tarih öncesi) çağa. Coğrafi olarak o kadar uzağa da gitmeyin. Konya’nın Çatalhöyük’üne doğru bir uzanın, rastlanan bulguları okuyun. Bilinen ilk metropol yerleşim alanı. Kadın evde, takı filan yapıyor, yemek pişiriyor, su taşıyor; erkek avlanıyor. (Bunu bize bulgular söylüyor.) Korunaklı alan ve her türlü koşul ayrımını yapmam bu yüzden. Bunlar ilkel(?) dönemler. Dinler de yok ortada, sosyokültürel toplumsal kurallarda. Yani sevgili feministlerin kadını eve hapsetmişler, yuh, işte bunu din yapıyor, mahalle baskısı yapıyor diyebileceği yaptırımlar henüz yok ortada. İnsanlar deneme yanılma yöntemleriyle, fıtratlarına uygun hareket ediyorlar. Yani karar vermişler kadının bir ayı (ya da döneminin en vahşi hayvanı) tarafından hemence parçalanıvereceğine (çünkü denemişler) av işini bu sebepten bir erkek üstlenmiş. Gibi.

Zamanla bunlar bir sistematiğe dökülmüş, görevler paylaşılmış, birtakım kurallarla da haklar bazında kadınlar korunmaya alınmış. Yine sevgili feministleri kızdıracağım belki ama bunu da bilhassa İslam dini yapmış. (Bakmayın siz kadını başka bir boyutta mesela şortta değil de bu sefer de çarşaf vs. ile, şekle hapseden bazı insanlara. Onlar bu çağcıl ve güzide dini çok yanlış anlıyorlar.) Çünkü ayılara yeni ayılar eklenmiş. Kadını fıtratının dışına çıkarmaya çalışmış, onu bir mal gibi kullanmış, alıp satmış, fıtratına uygun olmayan işlerde çalıştırmış, ezmiş, hırpalamış ve bunlara da din dur demiş. Ne yapıyorsun? Kadın narin, zayıf ve fıtratı gereği daha korunaklı (bu korunaklı olmayı sadece ev olarak algılamayın lütfen, mecazen de anlayın) bir yaşamın içinde olmalı demiş. Yani neolitik çağda ilkel erkeklerin(!) deneyip yanılarak ve fıtratı baz alıp, kendiliklerinden düşünerek kadınına verdiği hakları yeniden ona teslim etmiş. Evet, sevgili feministler, kadının avlanmaması fıtrat gereği bir haktır. Bunu anlamak ne kadar zorsa açıklamak da o kadar zor inanın bana. Bu yüzden buna burada bir nokta koyuyorum.

Yaşadığımız şu son birkaç yılda birkaç nahoş şort meselesi yaşadık malum. Hala bazı kadın köşe yazarlarının dillerine pelesenk ettiği bir mevzudur bu. Benim de ilk anda verdiğim tepki en üst perdedendir ve çok serttir. Yine böyle bir hadise yaşansa yine aynı tepkiyi veririm ve bu konular için yıllar önce başlattığım kampanyayı sürdürürüm. “Sana ne?” Kadın veya erkek yaşadığımız çağın birikiminde ve olgunluğunda düşüncelerinde ve nasıl yaşamaları, nasıl giyinmeleri konusunda sonuna kadar özgürdür ve bu noktada bir kadına şort giydi diye tekme atmak ilkelliğin daniskasıdır. Buna bir açıdan daha tepkiliyim çünkü bu nahoş hadiseler yapılması gereken haklı ve aklı başında eleştirilerin de önünü kesiyor. Yani şu. Karşı tarafın sana yine de “sana ne?” deme hakkı saklı kalmakla birlikte bazı şeyleri de dile getirebilmeliyiz. Eleştirebilmeliyiz. Vur deyince öldürülmeden tabi. Yaptığınız bir eleştiri oraya bağlanıyor çünkü. (Ben bu konuda eleştirel hiç yazmadım, yazanların adına konuşuyorum.) “Bak sen bunu dedin o da gitti tekme attı” gibi. Bunu da feminist kadınlar sündürdükçe sündürüyor ve eleştirinin de iyice önü kesiliyor. Oysa şort meselesinden bağımsız olarak söylüyorum, kadınlar bambaşka bir yere doğru sürükleniyor. Bunu bütün politik tartışmalardan, dini hassasiyetlerden uzak bir biçimde dile getiriyorum. Sokakta sigaralı beyefendilere sigaralı hanımefendilerin eklenmesi ve onları hızla geçmeleri sadece küçük, basit bir örnek. O deri ceketimi kaybettiğim günün ertesi çok sert bir yazı yazmıştım mesela, erkeklerin sokakta sigara içmesini eleştiren. Hadi sokakta içtin, niye bunu üstgeçide taşıyorsun diye yerden yere vuran. Kısaca bu toplumsal davranış bozukluğunu eleştirmemin kadın erkek ayrımı yapmakla bir ilgisi yok. Kötü olan bir davranış erkekte de kötüdür, kadında da. Yani kadınlara ayrı erkeklere ayrı toplumsal ve ahlak kuralları yoktur.

Neolitik çağdan sonra kuşkusuz kadın şekilden şekle girdi, bir sürü yaptırıma maruz kaldı, hakları elinden alındı, geri verildi vs. Fakat bu yüzyılın başında kadına çok sinsi bir rol biçildi. O hala bu rolün ağırlığının ve sevimsizliğinin farkında değil. Çünkü düşünemiyor. Düşünmesi bir şekilde engelleniyor. Son tahlilde de bunlar diğer kadınlar tarafından ideolojik sebeplere bağlanıp kışkırtılınca önündeki tabloyu görmesi imkansızlaşıyor. Kadın çıplaklığa, estetiğe, modaya, güzelliğe(!) mahkum edildi ve bunların yanı sıra evin maddi yükü ile birlikte çocuk bakımından ev işlerine kadar misyonlarını sürdürmesi de beklendi. Kadının çalışmasında, öğretmen, hakim, doktor, milletvekili, başbakan olmasında bir problem yok. Problem fıtrat dışına çıkıldığında başlıyor. O zaman toptancı diller geliştiriliyor veya kadını tamamen eve hapsetmek isteyen taraf ya da kadını tamamen sokağa taşımak isteyen taraf diye iki zıt ve çatışan grup ortaya çıkıyor. Kadın doktor olabilme özgürlüğü ile sokakta sigara içme özgürlüğü arasındaki farkı anlayamıyor. Kavram kargaşaları doğuyor. Şort giymenin özgürlük olduğunu düşünen çarpık ve tombul bacaklı bir bilim insanı -mesela bir doktor- şort giyerek komik duruma düşüyor. Bunlar yakında her şeye karışır diyen bir grup öğretmen kadın, mesela sokakta inadına(!) sigara içmeye başlıyor. Nerede kaldı kadının estetiği, narinliği, güzelliği? Sokakta sigara içmek erkek için de kadın için de estetik bir davranış mı? Hele bir kadında. Daha da öteye geçeyim. Çocuklar açısından sokakta sigara içmek örnek bir davranış mı? Kadınlar bırakın içmeyi çocukları için bu konuda erkeklerle mücadele etmeli değil mi? Kadının düşünmesinin önüne geçildi derken kastettiğim işte tam da bu.

Yukarıda kadın veya erkek yaşadığımız çağın birikiminde ve olgunluğunda nasıl düşünmeleri nasıl yaşamaları gerektiği konusunda sonuna kadar özgürdür dedik. Sonuna kadar bunu savunuyorum. Savunmaya da devam edeceğim. Fakat kritik ettiğim ve sorduğum soru şu benim, yaşadığımız çağda birikim ve olgunluk bu mu olmalı? Kadın şort giydiği zaman özgür olacak, sokakta sigara içebilince bütün sorunları hallolacak. Bu mu? Yüzyılın başında kendisine biçilen sinsi ve sevimsiz rolü bu şekilde kabul etmiş olmuyor mu? Nedir o rol? Homoseksüel ve bir anlamda kadın düşmanı (hepsi değil ve fakat kadın düşmanlığı sebebiyle homoseksüel olan da çok, bakınız bilimsel veriler) modacılar tarafından da körüklenen bir rol. Kadınlar o kadar çok, o kadar çok açılsın, modayla, estetikle, makyajla kendilerini öyle itici hallere soksun ki gözleri doyan ve tiksinti boyutuna ulaşan erkekler, hemcinslerine ilgi duymaya başlasın.

Çok mu uçuk bir iddia? Araştırmak size kalmış kadınlar. Tabi şort ve sigara içmek gibi sığ mevzulardan düşünmeye zaman ayırabilirseniz.

 (Not: Bütün işlerini muvaffakiyetle ve sığ tartışmalardan uzak bir biçimde yapan, düşüncelerinde ve yaşamında makul ve mantıklı, açılmanın veya kapanmanın insanın beyniyle değil şekliyle alakalı bir durum olduğunu kavramış tüm kadınları bu yazımdan muaf tutuyorum. Şort giydiği için kadınları tekmeleyen, sigara içtiği için çok aşağılayıcı ifadeler kullanan erkeklere de bu yazının onların düşünceleriyle uzaktan yakından alakası olmadığını önemle not düşüyorum.)

       

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.