1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. Kim bu ERDOĞAN'ın işaret ettiği ETKİ AJANLARI?
Kim bu ERDOĞAN'ın işaret ettiği ETKİ AJANLARI?

Kim bu ERDOĞAN'ın işaret ettiği ETKİ AJANLARI?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Konferans ve Sergi Salonu'nda yapmış olduğu konuşmasında çok önemli açıklamalarda bulundu. 17-25 Aralık "İmaj kirletme" operasyonundan bugüne, belki de gerek Başbakanlık dönemi

A+A-

Şunu çok samimi bir şekilde belirtmeliyim ki; şuana kadar "FETÖ" adı altında yürütülen soruşturmalar ve Türkiye'ye yönelik özellikle yabancı gizli servislerin algı operasyonu amacıyla kullanmış oldukları yerli dinamikler (İş adamı, Gazeteci, yazar, bürokrat, akademisyen, STK'lar) için kullanılabilecek en doğru kavram, "Etki Ajanlığı" ve "Nüfuz Casusluğu" dur.

Neden bu kavramların en doğru tanımlama şekli olduğunu anlayabilmemiz için önce kavramlar üzerinde durmamız, sonra da bu kavramlara bugün toplumda nasıl ve kimler aracılığı ile bir karşılık arandığını incelememiz gerekir.

İstihbarat ve karşı istihbarat servisleri gelişmiş ülkelerde artık, eskiden olduğu gibi tam bir kamuflaj ve gizlilik içinde işlerini yürüten kurumlar konumunda değiller. Bu nedenden dolayı gizli servislerin çalışma metotları da değişmek zorunda kaldı.

Günümüzde bu metot, saha casuslarıyla değil bunların yerine oluşturdukları yeni alternatif yol olan Dışişleri, İçişleri, Maliye ve Adalet bakanlıkları gibi devletin bürokratik alanlarından devşirdikleri bilgi elemanları, özel servis veren pilot üniversiteler, enstitüler, vakıflar, özel misyonu olan kardinaller, cemaat liderleri, yurt dışında yatırım yapan şirketler, medya kuruluşları ve haber ajansları, gizli servislerin istihbarat ağı oluşturmak ve toplumun kılcallarına kadar sızabilmek için en önemli araçları haline geldi.

İşte gizli servis literatüründe bu yerli işbirlikçilere "Etki Ajanları", "Yönlendirici Ajanlar" ya da "Nüfuz Casusları" adı veriliyor.

Literatüre adını "Nüfuz Casusu" olarak kazıyan bu şahısların her biri farklı bir işlev görüyor. Kimi politikacı, kimi gazeteci-yazar, kimi diplomat, kimi hukukçu, kimi dernek yöneticisi veya iş adamı olan bu klikler, bağlı oldukları gizli servisler için tüm yetkilerini kullanıyor.

Bu ilişki ve istihbarat ağı bazen karşımıza bir devlet politikası, bazen de "Özgürlük ve Demokrasi" adı altında, etnik kimlik hakları olarak çıkabiliyor.

"Çözüm Süreci", 12 Eylül 2010 referandumu ve yakın zamanda ülkemizde yaşanan "1128 Akademisyen" bildirisi ve oluşturulan kamuoyu algısı, örnek olarak gösterilebilir.

Ne kadar ilginçtir ki; bu üç örnekte de aktör ve figüranlar aynıdır.

Nasıl mı?

İzah edeyim…

"Gülen Cemaati"nin zaferi olarak değerlendirilen ve 12 Eylül 2010 referandumunda Gülen ile birlikte canla başla çalışan bir grup daha vardı. Kamuoyunda "Yetmez ama EVET"çiler olarak bilinen bu grubun başını Fethullah Gülen, İshak Alaton, Ali Bulaç, Şahin Alpay, Can Dündar, Derya Sazak, Baskın Oran, Cem Özdemir (Alman Yeşiller Partisi), Ümit Şahin (Alman Yeşiller Partisi), Koray Çalışkan, Cengiz Çandar, Esra Mungan, Hasan Cemal, İştar Gözaydın, Murat Belge, Ümit Kardaş, Ergun Özbudun, Ahmet İnsel, Eser Karakaş, Cengiz Aktar, Ferhat Kentel, Muhsin Kızılkaya, Can Paker, Fuat Keyman, Osman Kavala gibi isimler çekmişti.

Peki bu isimler ve bu isimlerle yakın ilişki içinde olanlar başka nerede karşımıza çıkıyor?

Hepinizin tahmin ettiği gibi hükümet tarafından görevlendirilerek, Türkiye'nin 7 bölgesinde "Çözüm Süreci"ni anlatmak için gazeteci, yazar, vakıf-dernek-STK başkanları, sanatçılar ve eski bürokratlardan oluşturulan "Akil İnsanlar Heyeti"nde.

Başka nerede bu isimler bir araya geliyor?

Fethullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Vakfı'nın Bolu Abant toplantısı ve "1128 Akademisyen" tarafından imza altına alınan "İhanet Bildirisi"nde.

Ne kadar ilginç bir ittifak değil mi?

Bir tarafta Türkiye Cumhuriyeti Devleti için "Katil" diyen PKK sempatizanı sözde demokratlar, diğer tarafta yurt dışında açtıkları okullarda "Türk bayrağını dalgalandırıyoruz" diyerek milliyetçi geçinip PR çalışması yapan Fethullah Gülen'in medyası ve vakfı!

İşte asıl önemli ayrıntı bu iki zıt kutbun bir araya gelmesi değil, "Bu iki zıt kutbu bir araya getiren kim?" sorusuna bulunması gereken cevaptır.

Bu soruya cevap bulmak için de öyle uzun uzadıya bir komplo teorisi oluşturmaya gerek yok. Açık kaynaklardan kısa bir araştırma yapan herkes, ideoloji ve dünya görüşü olarak birbirine zıt bu yapıları bir araya getiren iradeyi görebilir.

İlk bakılması gereken yer kendi itirafı ile "Gezi Olayları"nda da dahli olduğunu belirten ve "Kadife/Turuncu Devrimler"in finansörü olarak bilinen George Soros'un Türkiye kolu Açık Toplum Vakfı'dır.

Vakfın resmi sitesini incelemeye başladığınızda "Mütevelli Heyeti" olarak karşınıza ilk çıkan isimler İshak Alaton, Osman Kavala, Can Paker ve Murat Sungar dır.

Yönetim Kurulunda yer alan isimlerse: İshak Alaton, Ferhat Boratav, Üstün Ergüder, Osman Kavala ve Murat Sungar.

Strateji Grubunu oluşturan isimler: Nebahat Akkoç, Mustafa Akyol, İshak Alaton, Leyla Alaton, İbrahim Betil, Ferhat Boratav, Üstün Ergüder, Gönenç Gürkaynak, Memduh Hacıoğlu, Osman Kavala, Murat Sungar ve Binnaz Toprak.

Son olarak Vakfın "Danışma Kurulu"nda yer alan bazı isimler, bugün yaşanan bir çok olayın nedenleri hakkında sorulan sorularında cevabını verecek nitelikte:

Ahmet İnsel, Ruşen Çakır, Ayhan Bilgen, Hakan Altınay, Asaf Savaş Akat, Eyüp Can, Can Paker, Ümit Kardaş, Şahin Alpay, Ümit Nazlı Boyner, Murat Belge, Ömer Madra, Nadire Mater, Eser Karakaş, Oğuz Özerden, Özlem Dalkıran, Salim Uslu, Neşe Düzel, Sabit Ataç, Ayşe Soysal, Nurhan Yentürk, Herkül Millas.

George Soros'un Açık Toplum Vakfı dışında Türkiye'de faaliyet yürüten başka hangi vakıflarla ilişkisi var?

Bu sorunun cevabını ise yine Soros'un ABD merkezli Open Society Foundations'ın (Açık Toplum Vakfı) yayımlamış olduğu faaliyet raporları veriyor. Raporları incelediğimizde karşımıza çıkan dernek ve vakıflar şunlar:

Aydın Doğan Vakfı, Uçan Süpürge Vakfı, KA-MER, Türkiye Basın Enstitüsü ve Helsinki Yurttaşlar Derneği.

Bu vakıflar arasında Doğan, KA-MER, Türkiye Basın Enstitüsü (IPI) ve Helsinki Yurttaşlar Derneği ayrı bir önem teşkil ediyor. Bu vakıflarında yönetim kadrosunu incelediğimizde neden önem kazandığını daha net bir şekilde anlayacaksınız.

İlk olarak Helsinki Yurttaşlar Derneğini inceleyelim.

Faaliyetine 1990 yılında başlayan, 1993 yılında uluslararası niteliği Bakanlar Kurulu tarafından tanınan Derneğin kurucu üyeleri arasında şu önemli isimler bulunuyor:

Ahmet İnsel, Ali Bulaç, Mehmet Ali Birand, Murat Karayalçın, Süleyman Çelebi, Ümit Fırat ve Şerafettin Elçi.

Derneğin Yönetim Kurulu ise, Ümit Fırat, Murat Belge, Murat Dinçer, Sema Kılıçer ve Yervant Danzikyan'dan oluşuyor.

Derneğin birlikte çalıştığı partnerleri arasında ise Hrant Dink Vakfı ile Açık Toplum Enstitüsü bulunuyor. Hrant Dink Vakfı'nın Yönetim kurulu ve danışma kurulu üyeleri arasında yer alan önemli isimlerse şu şekilde:

Ahmet İnsel, Ümit Kardaş, Cengiz Aktar, Ali Bayramoğlu, Cem Boyner, Oral Çalışlar, Füsun Eczacıbaşı, Tarhan Erdem, Fuat Keyman ve Etyen Mahçupyan.

KA-MER Vakfına gelince sadece vakfın başkanını yazmam sanırım yeterli olacak. Soros'un Açık Toplum Vakfı'nın Strateji Grubu ve Danışma Kurulu üyesi Nebahat Akkoç.

KA-MER vakfının destekçileri ve proje ortakları arasında yer alan vakıflardan ise en önemli olanı SABANCI Vakfı.

George Soros'un 2001 yılında Türkiye'de Açık Toplum Enstitüsünü açmasına yardımcı olan isim Güler Sabancı. Sabancı ve Soros aynı zamanda birlikte Joint Academic Initiative'in (Ortak Akademi Girişimi) kurucu üyesi.

Yine Soros tarafından desteklenen ve Sabancı Üniversitesi tarafından yürütülen "Eğitim Reformu Girişimi" projesinin yönetim kurulunda çok tanıdık iki isim var. Kurulun Başkanlığını Üstün Ergüder yaparken kurul üyelerinden birisi de Hakan Altınay. Ergüder ve Altınay'ın bir başka birlikte hareket ettikleri vakıf ise yine Soros'un Açık Toplum Vakfı. Altınay vakfın Türkiye temsilciliği görevini yürütürken Ergüder vakfın hem yönetim kurulunda hem de strateji grubunda görev alıyor.

Üstün Ergüder'in ERG'de yayımlanan biyografi bilgisinden de anlaşılacağı üzere Ergüder aynı zamanda Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı'nın (TÜSEV) da Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı. TÜSEV'in yönetim kurulunda Ergüder ile birlikte yine üç önemli isim karşımıza çıkıyor.

Rahmi Koç, Güler Sabancı ve Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı.

Tahmin ettiğiniz gibi şimdi sırada Aydın Doğan Vakfı var.

Vakfın kurucu ve onursal başkanı Aydın Doğan. Vakfın Başkanlığını Hanzade Doğan Boyner yürütürken Vuslat Doğan Sabancı Başkan vekili, Candan Fetvacı Yürütme Kurulu Başkanı, Arzuhan Doğan Yalçındağ ise yönetim kurulu üyesi. Aydın Doğan Vakfının Yönetim Kurulu üyeleri arasında yine Prof. Dr. Üstün Ergüder'i görüyoruz.

Hanzade Doğan Boyner, Arzuhan Doğan Yalçındağ ve Vuslat Doğan Sabancı yine Doğan Holding'in yönetim kurulunda yer alıyor. Doğan kardeşlerden Vuslat Doğan Sabancı aynı zamanda George Soros'un kurumsal web sitesi Open Society Foundations (Açık Toplum Vakfı) faaliyet raporlarında yer alan ve finansal destek sağlanan Türkiye Basın Enstitüsü'nün (IPI) yönetim kurulunda görevli. IPI'nin başkanı ise ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in Türkiye ziyaretinde görüşme yaptığı sayılı gazetecilerden birisi olan Kadri Gürsel.

Yine başta George Soros'un Açık Toplum Vakfı olmak üzere yukarıda belirttiğim vakıflar, Türkiye'de faaliyet gösteren Alman Vakıfları ve Alman Başkonsolosluğu ile partner olan bir vakıf var ki; vakfın başkanı hem Açık Toplum Vakfı yönetiminde hem de 7 Haziran genel seçimi öncesi HDP Eş Genel Başkanı tarafından telaffuz edilen ve HDP'nin seçim sloganı haline dönüşen "Seni başkan yaptırmayacağız" sözünün de mucidi.

Osman Kavala ve Anadolu Kültür Vakfı…

Yukarıda uzun uzadıya, isim isim anlattığım bu vakıfların bugün ortak hareket ettiği en önemli yapı, hakkında onlarca yakalama emri olan, bir çok iddianamenin birinci sırada şüpheli olarak yerini alan Fethullah Gülen ve onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Vakfı (GYV).

Bu isimler özellikle 2002 yılından sonra GYV'nin her yıl düzenlediği Abantplatform'u toplantılarında karşımıza çıkıyor. Söz konusu bu platform son olarak ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in 2016 Ocak ayında gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinden bir hafta sonra (30-31 Ocak 2016) apar topar bir araya gelmişti.

İşte o Abant platformu'nun yönetim kurulu ise yukarıda yazdığım ve George Soros ile doğrudan ilişkili isimlerden oluşuyor.

Belki son fotoğrafta Mehmet Altan'ı görenler yazımın içinde Altan kardeşleri arayabilir. Aslına bakılırsa Altan kardeşleri tek bir yazı anlatmaya yetmez. Ama çok kısa olarak Mehmet Altan'a değinecek olursak Soros'un "Açık Toplum idealini" Türkiye'ye pazarlamasında en önemli rolü üstlenen kişilerden birisi de Mehmet Altan'dır.

Altan, açık toplum, çoğulculuk, serbest piyasa ve özgürlük gibi liberal değerleri savunan ve Soros'un Açık Toplum Vakfı'nın kurucuları arasında yer alan Ümit Nazlı Boyner'in eşi Cem Boyner öncülüğünde 22 Aralık 1994'te kurulan Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) kurucularındandır. Tıpkı, Asaf Savaş Akat, Cengiz Çandar, Can Paker, Etyen Mahçupyan, Kemal Anadol, Kenan Yıldız ve Kemal Derviş gibi.

Mehmet Altan'ın destek verdiği oluşumlar ve ilişki kurduğu isimlere bakıldığında onun da tıpkı diğerleri gibi George Soros ile doğrudan temas içinde olduğu çok net bir biçimde anlaşılır.

Yeniden Gülen'in onursal başkanı olduğu GYV ile geçtiğimiz günlerde Kayyım atamaları ile gündeme gelen cemaatin "Amiral Gemisi" Zaman Gazetesi'nde yazan isimleri Soros ile ilişkili vakıflarda görev alan isimlerle karşılaştırdığımızda neden özellikle Zaman Gazetesi ve Gülen Cemaati'nin tabanının hedef alındığını da anlamış oluruz.

Erdoğan'a yönelik bu hafta içi üç önemli açıklama yapıldı. İlk açıklama CIA analisti ve "Çözüm Süreci"nde aktif görev alan Henri Barkey'den gelirken, Barkey'in Açık Toplum Vakfı Danışma Kurulunda görev alan Ruşen Çakır'a yaptığı bu açıklamayı ABD eski Ankara Büyükelçileri Morton Abramowitz ve Eric Edelman'ın açıklamaları takip etti.

Dün yayımlanan "Erdoğan, ABD'nin kimyasını neden bozdu?" başlıklı yazımda özellikle Henri Barkey, Morton Abramowitz ve bir dönem CIA Ortadoğu istasyon şefliği görevini yürüten Graham Fuller ilişkisine değinmiş, ön sözünü Abramowitz'in yazdığı Fuller ve Barkey'in birlikte kaleme aldığı "Türkiye'nin Kürt Meselesi" isimli kitabından bahsetmiştim.

Bu yazımda yine bu isimleri önemli kılan şey, RAND Corporation'un 2007 yılında hazırladığı ve geçmişi 1996 yılına uzanan bir rapor. Söz konusu bu raporda yer alan "Ilımlı Müslüman Ağlar Oluşturmak" başlığı  belki de bu yazımda tam anlamı ile bir karşılık bulacak.

Neden diye soracak olursanız, önce RAND tarafından hazırlanan bu rapordaki "Ilımlı Müslüman Ağlar Oluşturmak" için desteklenmesi gereken grupları okuyalım.

- Liberal ve Laik Müslüman Entelektüeller

- Ilımlı toplumsal liderler

- Cinsiyet eşitliğini savunan kadın grupları

- Ilımlı gazeteciler ve yazarlar

28 Şubat "Post Modern" darbeden 1 yıl önce hazırlanan bu rapor, 28 Şubat darbesiyle birlikte "Ilımlı İslam Projesi"nin de hayata geçmesini sağladı. Bu porjenin en önemli rol modeliyse Fethullah Gülen oldu. Özellikle İslami tarikatların hedef alındığı ve bu tarikatlar üzerinden "Radikal İslam" ve "Siyasal İslam" argümanlarının üretildiği o dönemde, Gülen özellikle Atatürkçü ve Laik kimliği ile öne çıkarıldı. Hemen hemen hergün bir canlı yayına bağlanan Gülen, hem ne kadar "Ilımlı" bir Müslüman olduğunu deklare ediyor hem de "Atatürkçü ve Laik" kimliğini gururla dile getiriyordu.

Başörtüsü ile okula alınmayan öğrenciler bu zulüm karşısında mücadele ediyor, coplanıyor, gözaltına alınıp üniversitelerde kurulan ikna odalarında psikolojik baskı görürken "Gerici" olarak tanımlanıyor, Gülen ise icat ettiği "Furuat" kelimesiyle tabanına ve ona inanan kadınlara başlarını açtırarak "Moder Müslüman imajı" veriyordu.

Çünkü bu projeyi Türkiye'de hayata geçirmek için görevlendirilen ve Gülen'in ABD'de oturum alabilmesi için referans olan Graham Fuller ve Morton Abramowitz, böyle yapması gerektiğini söylüyordu. 

Yankısı 2001 yılına kadar devam eden 28 Şubat darbesiyle birlikte rol model olarak Gülen seçilmiş, ikinci aşama olarak "Liberal ve Laik Müslüman" tipinin üretilmesine geçilmişti ki; imdata  George Soros yetişti. Soros'un 2001 yılında Güler Sabancı'nın desteğiyle kurduğu Açık Toplum Vakfı'nın mütevelli heyetinde yer alan İshak Alaton, sadece Açık Toplum Vakfı'nı değil aynı zamanda Gülen'in "Amiral Gemisi" olan Zaman Gazetesi'ni de CIA'in "Ilımlı İslam Projesi"nde tarif edilen "Liberal ve Laik Müslüman Entelektüel" yetiştirmek için dizayn etmeye başladı.

İlk olarak gazeteye Açık Toplum Vakfı Danışma Kurulunda görev alan Şahin Alpay'ı yerleştirdi. Alpay, Alaton'a methiyeler düzdüğü "İshak Alaton'un gözüyle CHP'de yeni dönem" başlıklı yazısında Zaman Gazetesi'nde yazmaya nasıl başladığını şöyle anlatıyordu.

"Beni Kasım 2002'den itibaren Zaman'da yazmama teşvik edenlerin başta geleni İshak bey'dir. Zaman'ın Türkiye'deki siyasi kamplaşmaların aşılmasındaki olumlu rolünü görmüş ve benim bu çabaya katkı vermemi kuvvetle desteklemiştir."

Şahin Alpay, Alaton'un teşvikiyle Kasım 2002'de Zaman Gazetesinde yazmaya başlıyor, ne kadar ilginçtir ki aynı Kasım 2002'de Açık Toplum Vakfı'nın kurucularından Can Paker, "İmralı Tutanakları"nı yayımladığı için "Batsın böyle gazetecilik" dediği Derya Sazak'a çok önemli açıklamalar yapıyordu.

02 Kasım 2002'de Sazak'a açıklamalarda bulunan Paker, hedeflerinin "Liberal İslam" olduğunu şu kelimelerle açıklıyordu:

"Sivil toplumun etkisine inanıyoruz, acaba Türkiye'de liberal İslam odağı yaratabilir miyiz  diye düşünüyoruz. Sonra buna İslam düşünürlerini de katarak Türkiye'yi bir liberal İslam odağı haline getirebilir miyiz diye bir hazırlık içindeyiz.

Türkiye batılıdır, laiktir, demokratik cumhuriyet rejimiyle yönetilmektedir. Bir gerçek daha var ki nüfusun çoğunluğu Müslüman. Türkiye, liberal İslamla ilgili tartışmanın odaklanacağı bir ülke neden olmasın? Yani İslam Türkiye'nin gerçeği değil, biz çok laik ülkeyiz, dolayısıyla İslamla uğraşmıyoruz diye düşünülemez."

Alaton'un Zaman Gazetesi ve Gülen ile ilişkisini sağır sultan bile duymuştur. Alaton ve Gülen birbirlerini o kadar çok severler ki, Alaton hakkında yazılan "Lüzumlu Adam İshak Alaton" kitabının tanıtım ve reklam kampanyasını bile Gülen'in vakfı GYV yönetmiştir. Alaton, Gülen'den sonra Cemaatin kırmızı çizgisidir. Gülen medyasına ait hiçbir yayım organında Alaton hakkında tek bir olumsuz ve eleştirel bir haber bulamazsınız.

İlk tohumu 28 Şubat'ta atılan, 2001 yılında filizlenen, 12 Eylül 2010 referandumunda dallanıp budaklanan ve "Çözüm Süreci" adı altında kurulması planlanan "Kürdistan Devleti" ile de meyvasını vermesi planlanan bu projenin hikayesi bu.

Bugün Türkiye'de başta Gülen cemaati olmak üzere muhalefet partileri ile bunların uzantısı olan is adamı, gazeteci, yazar, akademisyen, vakıf, dernek ve Sivil Toplum Kuruluşları'nın Erdoğan ve AK Parti hükümetini hedef almalarının nedeni, hükümetin kararlı ve ısrarcı bir biçimde Suriye ve PKK Terör Örgütüne yönelik izlemiş olduğu politikadır.

Çünkü, "Küresel Sistem" ve "Sermaye Baronları"nın amacı, ilk aşama olarak Suriye'nin Kuzeyinde bir Kürt devleti yaratmak, bu projenin hayata geçirilmesinin ardından da kurulan bu Kürt devletinin sınırlarını ikinci aşama olarak Diyarbakır'a kadar ulaştırmak.

Fethullah Gülen ile sağ muhafazakar kesimi, Açık Toplum Vakfı ve uzantılarıyla Sol ve demokrat kesimi kontrol altına almak isteyen "Küresel Sistem"in bugün en büyük sorunu bu projeyi alt-üst eden Erdoğan ve AK Parti hükümeti.

Kiminin "Büyük Ortadoğu" benim ise "Yeni Dünya Düzeni" olarak tanımladığım bu projeye, ABD, İngiltere ve BATI olmak üzere, hemen hemen bütün gizli servisler hizmet etmekte.

Bu büyük fotoğraf net olarak görülemediği içinde Erdoğan'ın "Kokteyl Örgüt" tanımlaması doğru anlaşılamamakta. Çünkü olgudan değil algıdan yola çıkıldığı için insanlar ister istemez CIA, MOSSAD, MI6, BND nasıl oluyor da yan yana gelerek birlikte hareket ediyor diye düşünmekte.

Oysa dünya'nın kaderini tayin eden bu gizli servisler, farklı ülkelere ait gözükse de aslında hepsinin tek bir amacı var; o da "Küresel Sistem" ve "Finans Baronları" olarak tanımlanan oyun kurucuların varlıklarını korumak ve devamlılığını sağlamak.

Erdoğan'ın "Nüfuz Ajanları" sözünü yabana atmamak gerekiyor.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bu güçlerden bağımsız hareket ediyor ve oyun kuruyor. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'ın da "Erdoğan istifa etmeli" diyen ABD'nin eski Ankara büyükelçilerine "Türkiye'ye talimat verdiğiniz günler geçti beyler" dediği gibi artık "Talimat verememeleri" bu güçlerin sabrını taşırıyor ve dört bir koldan saldırmalarını kaçınılmaz kılıyor.

İşte bütün hikaye bu. "Hizmet Hareketi", "Özgürlük ve Demokrasi" ise işin boyası, badanası, maskesi ve cilası!

EMRE ERCİŞ / AVAZTURK.COM

YASAL UYARI: Yayınlanan haberin tüm hakları AVAZ MEDYA Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.