1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. 'Kimyasal Silah Gerçekleri' açıklandı -1-
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

'Kimyasal Silah Gerçekleri' açıklandı -1-

A+A-

İnanır mısınız bugün, dünyanın en iyi korunan hava üslerinden biri İsrail Hava Kuvvetleri tarafından işletilmektedir.

Sözkonusu yapılanmada en kritik vaziyetlere bile karşı durabilecek aktivite donanımı, genellikle yeraltında muhafaza edilmektedir. Malum hava üssü, kimyasal saldırılara dayanıklı kılınmış tüm teknolojik üstünlüklerle süslenmiştir; hatta öyle ki, ülkedeki diğer askeri üstlere muhtemel saldırılar yapılsa bile, bahsi geçen hava üssü, ülke savunmasına dair tüm işleyişine tam kapasite ile devam edebilme gücüne sahip bulunacaktır.

Üstelik İsrail, muhtemel bir kimyasal saldırı esnasında kullanılmaya hazir ve ‘sınırları dahilindeki tüm nüfusa sağlanılabilinecek, kimyasal savunma ekipmanları temin eden’ en seyrek ülkelerden biridir. Bukadarla da kalmayan devlet halen, herhangi bir toxic (zehirleyici) saldırıya cevap verebilecek sivilleri yetiştirmek amacıyla, periyodik tatbikatlar yapmaktadır. Kısacası bu sınırın vatandasları, bölgede başka hiçbiryerde bulunmayan bir koruma ayrıcalığına erişebilirken; askeri savunma alanı uzmanları, kimyasal donanımları monte etmek üzere yüzde yüz işlevselleşmiş yeteneklere sahip sayılmaktadır. Buyurun size Birinci Gerçek.

 

Gelelim İkinci Gerçeğe…

1983‘teki CIA reporunda bile İsrail'in, ‘kimyasal silah kullanımına yönelik büyük bir iştah kabarıklığı gösteren bazı Arap devletleri tarafından kuşatılmasının ardından’ olası bir toxic saldırıya karşı savunmasızlığının da daha fazla bilincine vardığı, vurgulanmaktadır. Dolayısıyıla yine aynı raporda, ‘1982 sonlarında, İsrail’in Negev Çölü’nde, muhtemel bir kimyasal madde -nerve agent- üretim ve depolama tesisinin (Dimona Sensitive Storage Area) tespit edildiği açıklanmaktadır. O günden buyana halen, çeşitli nitelikteki kimyasal silahlar üretiminin, çok iyi gelişmiş vaziyetteki İsrail kimya endüstrisinde mevcut bulunduğuna inanılmaktadır’.

 

Daha da ötesi 1992’de Tel Aviv rotalı uçuşu sırasında düşen Flight 1862 sefer sayıl uçağın 190 litrelik ‘dimethyl methylphosphonate (sarin sinir gazı üretimi sentezinde kullanılan madde) taşıdığı ve bu maddenin ABD kimyasal üretim santralinden -ABD Ticaret Departmanı tarafından sağlanmış bir ticaret lisansıyla-  aktarıldığı ortaya çıkarken; ülke, halen maddenin zehirleyici olmadığını savunmaktadır.

 

1993’te nihayet, ABD’nin ‘Congress Office of Technology Assessment WMD’ değerlendirmesi, İsrail’i genel olarak ‘saldırgan kimyasal savaş maddelerine sahip bulundugu bildirilen’ bir ülke olarak kaydetmiştir. Ve yine aynı değerlendirme, malum verilerin genellikle ‘kayıt dışı’ tuttulduğuna işaret etmiştir. Ancak, hükümetin iddia edilen kimyasal silah kapasitesini hala koruyup korumadığı ve bu silahların hangi yıkıcılık seviyesinde bulunduğu açıklanmamıştır.

Yine aynı ülke, CWC (Chemical Weapons Convention-Kimyasal Silah Anls.)’ı imzalamış olmasına rağmen, anlaşmayı tümüyle onaylamamıştır ve CWC ilkelerine resmi olarak bağlı değildir. Dolayısıyla, Russian Foreign Intelligence Service (Rusya Dışişleri İstihbrat Teşkilatı) İsrail’in önemli miktardaki kimyasal silah stoğu sahibi olduğuna ve stok kapasitesi kapsamındaki silah bolluğunun Ortadoğu’nun çeşitli bölgelerinde muhafaza edildigine inanmaktadır.

 

Üçüncü Gerçek…

Bilmeyenleriniz belki şaşıracak ama, kimyasal silah üretimi konusunda Doğu’nun parlayan yıldızı İsrail’i müteakiben, Irak ile Suriye, en gelişmiş teknolojilere sahip bir kapasiteyle faaliyet göstermektedir. 

Hemen ardından Mısır, İran ve Libya’nın yine geniş bir üretim imkanına sahip olduğu kabul edilmektedir.

İlaveten, yakın geçmişte Suriye, İran ve Irak’ın ‘balistik füzeler için kimyasal savaş başlıkları’ ürettiği dahi tespit edilmiştir. 

 

Dördüncü Gerçek…

Ortadoğu'da Mısır, İran, Irak, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Libya, Sudi Arabistan ve Suriye CWC anlaşmsını imzalamıştır. Fakat Kuveyt, Libya ve Suriye, bu anlaşmadaki birlik kararının “İsrail ile aralarında devam eden ve bölgedeki yerleşim alanı sorununa dair sayılır, hiçbir onay ya da ilişkilyi içermek anlamına gelmediğini” çekincelerine eklemiştir.

 

Beşinci Gerçek…

Japonya ile Batı Avrupa ülkeleri (nam-ı diğer AB) Ortadoğu’daki kimyasal silah üretim santrallerinin kurulması konusunda; bu santrallere malzeme ve işgücü sağlanması hususunda; yine aynı santrallerde kimyasal silah üretilmesi üzerinde’ çok mühim bir anahtar rolü oynamaktadır.

 

Altıncı Gerçek…

Kimyasal silah kullanımı 1925 Geneva Protocol (Geneva Anlaşması) ile yasak kılınmıştır. Buna rağmen anlaşma, ülkelerin ‘kimyasal silah üretimi ile kimyasal silah muhafaza edişini’ yasaklamamıştır.

 

Yedinci Gerçek…

Suriye’nin aktif ‘biyolojik silah üretimi içerikli, bir savaş programına sahip olduğunu’ biliyor muydunuz?...

Hatta ülkenin, kimyasal-biyolojik ya da diğer tüm savaş programları konusunda Kuzey Kore’den de destek aldığını... (Bu alana dair bazı detayları hatırlamak isteyenleriniz, gazetemizin 30.08.’17 tarihli çalışmamda değindiğim Suriye-K.Kore ilişkilerine dair hususlara gözatabilir)…

 

Gelelim Suriye Gerçeklerine…

Ülke, CWC’a (Uluslararasi Kimyasal Silah Anlaşmasına) 1997’de katılmıştır.

Fakat Suriye’de 1,300 Ton kimyasal silah beyan edildiği halde, Assad idaresi eldeki kapasiteyi arttırmayı yine başarmıştır.

Süregelen uluslararası çabalar akabinde, BM (UN) ve Organisation for the Prohibition of Chemical Weapons (OPCW) tarafından yürütülen ortaklaşa işbirliğiyle, Suriye’deki kitle imha silahlarının yok edilmesine karar verilirken; nihayet ocak 2016’da OPCW-UN, ülkedeki ‘belgelenmiş’ tüm toxic silahların imha edildiğini beyan etmiştir. (Kayıtlar, Suriye’de bu alanda ‘70’li yıllardan beri muhafaza edilmiş ‘dünyanın en büyük stok kapasitesine’ işaret etmektedir).

 

Assad rejminin kendi sınırları içerisindeki halka yönelik yürüttüğü zehirleme katliamları  (Khan Sheikhun 4 Nisan 2017; Qmenas ve Sarmin 16 Mart 2015; Talmenes 21 Nisan 2014; Umm Hawsh 15-16 Eylul 2016;  Marea 21 Agustos 2015) ve diktatörün bu saldırılar dolayısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi- ICC’de yargılanmasını veto eden Rusya, Şubat 2017’de ise diğer mühim bir vetoya da imza attmıştır: Birleşmis Milletler’in ‘kimyasal saldırı faaliyetleri gerçekleştiren’ hiçbir ülkeye dair ambargo yetkisi bulunmayacaktır! 

 

Bağımsız araştırmalar, Suriye’nin her yıl, kimyasal silah yapımında kullanılabilir ‘birkac yüz ton’ hammadde ürettigine işaret etmektedir. Ülkedeki üretimler arasında Sarin, Tabun, VX ve mustard gas başı çekmektedir.

Yine aynı konuyla alakalı kılınmış ve Al Safir (Scud füzeleri  üssü) dahil olmak üzere, Suriye sınırları içerisinde en az 5 üretim sahası tespit edilmiştir: Cerin, Hama, Homs, Latakia, Palmyra.

 

Bugün, Suriye’li bazı kaynaklar, Assad rejminin ’sözkonusu silah üretimleri ile muhafazasını, İsrail ile muhtemel bir savaş durumunda kullanabilmek üzere gerçeklestirdiğini’ öne sürmektedir.

İlaveten Kuzey Kore ile ABD-İsrail iliskileri ve Kuzey Kore ile Suriye-İsrail iliskileri yeniden büyüteç altına alındığında, bugün Trump iktidarı eteklerinde çalan zillerin hangi bazı sebepler yüzünden çınladığını tahmin etmek pek de zor olmayacaktır.   

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.