1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. MAK danışmanlığın hazırladığı anketin sonuçları açıklandı
MAK danışmanlığın hazırladığı anketin sonuçları açıklandı

MAK danışmanlığın hazırladığı anketin sonuçları açıklandı

MAK danışmanlık tarafından hazırlanan ve gündeme bomba gibi düşen anketin sonuçları açıklandı.

A+A-

 MAK Araştırma Değerlendirme Danışmanlık A.Ş. bünyesinde faaliyet gösteren ARGEDER DÜŞÜNCE ENSTİTÜSÜ tarafından hazırlanan anketin verileri sonucunda çok dikkat çekici sonuçların elde edildiği görüldü.

 

İşte MAK'ın hazırladığı anket ve sonuçları :

 

 

 

 

"Yarın seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz?" sorusuna verilen yanıtlar; kararsızların matematiksel dağılımının sonunda Ak Parti 50,5,  CHP 26,5,  MHP 12,7,  HDP 8 , diğerleri başlığı altıda diğer parti ve bağımsız adayların ise 2,3 de kaldığını göstermektedir.  Son 5 ayda peş peşe yaptığımız araştırmalarda HDP 10 luk baraja takılmış olduğu görülmektedir. 

 

 

 

 

 

"Kontrollü Darbe" söylemini özellikle Ana Muhalefet Parti CHP Genel Başkanı kullansa da bu söylemi ortalama Türkiye Seçmeninin 1 / 4 üne karşılık gelen CHP seçmeni dahi doğru bulmuyor. 

Ülkemizin parçalanmasını hedef alan; sivil, asker, polis hatta TBMM gibi ülke bağımsızlığının sembolü kişi ve kurumların tank, uçak yada helikopterlerle bombalandığı bir büyük darbe girişimini o darbeyi yapanların kullandığı ifade ile "kontrollü darbe" olarak ifade etmek  halkta karşılık bulmamaktadır.  

 

Ülkemizin muhatap olduğu 15 Temmuz Darbe teşebbüsü sonrası hemen hemen her kurumda yapılan FETÖ OPERASYONLARI sonucunda devletin içine kümelenmiş bu yapıya karşı özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı duruşunun da etkisiyle ciddi bir ayıklama çalışması yapıldı. 

Temmuz ayından bu yana her ay yaptığımız kamuoyu araştırmalarından gördüğümüz toplumun bu temizliğe ciddi destek verdiğini göstermektedir. Ancak geniş toplum kesimleri Fetö konusunda halen; "üst bürokrasi, siyasi partilerin eski ve yeni milletvekilleri, belediye başkanları ve üst yöneticileri arasında FETÖCÜ bulunduğuna inanmaktadır. Ve haklı olarak varsa bunlara yönelik de işlem yapılmasını beklemektedir.  Bu düzeyde kişiler arasında FETÖCÜ bulunduğuna inanma oranı kararsızların matematiksel dağılımında 80 ler oranındadır. 

Bu oransal durum her partide Fetöcü bulunduğuna toplumsal kabulü göstermektedir. Bu sonuçla bir siyasi parti BİZİM PARTİDE FETÖCÜ YOKTUR diyorsa bu söylediğiyle toplumun ikna olmadığı sonucu çıkmaktadır.

 

 

Pek çoğumuzun adını dahi 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrasında duyduğu ByLock kelimesinin ne ifade ettiğini sorduğumuzda aslında hem ByLock kelimesini toplumun bilip bilmediğini hem de üzerinden 1 yıl geçen bu sürecin toplum hafızasında oluşturduğu kavramsal etkiyi anlamaya çalıştık.
 
Bu süreçte basında yer alan yoğun haber trafiğinin de etkisiyle  toplumun çok ciddi bir kesiminin artık düne kadar hiç bilmediği duymadığı BYLOCK kelimesini de bu iletişim ağını kimin kullandığını da bildiğini anlıyoruz. 
 
Ortaya çıkan veri; toplumun dörtte üçünün bu iletişim ağının FETÖ terör örgütünün bir iletişim ağı olduğuna inandığını gösteriyor. 

 
Kararsızların matematiksel dağılımı sonunda yarısına yakının ülkemizin halen bir darbe teşebbüsüne muhatap olabileceğine inandığını gösteriyor. Bu sonuç iki türlü izah edilebilir. 
 
Birinci olarak; 15 Temmuz Hain Darbe Teşebbüsünün oluşturduğu toplumsal travma devam ediyor.
İkinci olarak; vatandaş bir darbe teşebbüsü ihtimalini dikkate alarak teyakkuzda bulunmanın önemine dikkat çekiyor.

 

 

Sorusuna (kararsızların matematiksel dağılımında)  vatandaşın dörtte üçünden fazlası İDAM GETİRİLMELİ demektedir. 
Bu oranda bir idam beklentisinde son yıllarda yaşanan toplumsal infiale neden cinayet, çocuklara tecavüz vb. olaylar yanında FETÖ, PKK ve DEAŞ benzeri terör örgütlerine karşı oluşan öfkenin etkisi şüphesizdir.
 
 

 

 

Ülkemizde geçmişteki kötü uygulama örneklerini hatırlayan yada Batıda uygulanma biçimlerini görenlerin OHAL uygulaması konusunda var olan olumsuz kanaat ve tereddütleri normal vatandaşa yönelik hayatı kısıtlayan uygulama örneklerinin olmadığı bu sürece bakışı değiştirmiştir. 
 
Vatandaşın çok büyük kısmı OHAL uygulamasını neredeyse hmemektedir.

Bu soru aynı zamanda seçmene oy verdiğiniz partiniz sizi yeterince temsil ediyor mu? sorusudur. Türk seçmenin kararsızların matematiksel dağılımında   43 lük bir oranı  TBMM de temsil olunacak yeni bir siyasi partiyi tercih edebileceğini ifade etmektedir. Yine bu oran Türkiye seçmeninin çok ciddi bir oranının oy verdiği bir parti olsa da bu partinin kendisini yeterince temsil edemediğini de ifade etmektedir. 
 
Yine bu sonuç siyasi partilerin kendi tabanlarının beklentilerine göre yeni revizyonlara ihtiyaç duyacaklarını da göstermektedir. 
Ancak; farklı partilere mensup seçmen kitlesinin bu memnuniyetsizliği yarınlarda kurulacak tek bir partide toplanacakları gibi sıradışı bir sonuç da çıkarmaz. 
 
"TBMM DE BENİ TEMSİL EDECEK YENİ BİR SİYASİ PARTİYE İHTİYAÇ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM" diyen seçmenlerin partilere göre analizinde karşımıza çıkan EVET cevabı aynı zamanda PARTİM BENİ TBMM DE YETERİNCE İYİ TEMSİL EDEMİYOR şeklinde okunabilir. Bu Tablo bize seçmenlerin parti yönetimlerinden memnuniyet, güven yada beklenti karşılama endeksini de vermektedir. 
 

 

 

Kararsızların matematiksel dağılımı sonucunda seçmenin Türkiye'deki yüzde dağılımına yakın beklentisini görüyoruz. 
 
Zira; Türkiye seçmeninin ideolojik dağılımında sağ sol ayrımı 30 70 şeklindedir. Beklentide en önemli değişim  yıllar öncenin orta sağ partileri ANAP - DOĞRUYOL yerine daha muhafazakar çizgi olan Ak Parti benzeri bir temele kaydığını gösteriyor. Bu noktada akla gelen soru peki öyleyse Ak Partili seçmenin yeni parti arayışı nedir? Onunda muhtemel cevabı ya partinin kendini yeterince temsil edememesi ya da partide kendine yer bulamaması olarak ifade edilebilir. 
 

 

 

Bu soruya verilen cevabın ne kadar dramatik olduğunu izah etmemize gerek yok. Elbette bu sui akibet uzun yıllardır ihmallerin ve farklı süreçlerin sonucudur. Öyle ki 5000 civarında hakim ve Savcı bir terör üyesi suçlamasıyla görevden atılıyorsa bu kişilerin yıllarca verdiği kararlarla oluşan adalette bu sonuç kaçınılmazdır. 
 
Son yıllarda adalet sisteminin mekan ve teknik donanım olarak çok ciddi iyileştirmelerin yapıldığı gerçeği adalet sistemine olan güvensizliği giderememiştir. Adliye sarayları şu an ülkemizin hemen her şehrinin nerdeyse en büyük binalarıdır. Ancak ne hikmetse büyüyen binalar adaletin büyümesini de beraberinde getirememiştir. 
 
Mahkemelere olan güvensizlik teferruatı nedeniyle basınla paylaşmadığımız bu sorunun alt sorularında bayatlayan hukuk, farklı kişilere farklı hukuk, hakim takdirlerindeki korkunç makas, adli karara etki eden yan dallar (adli tıp raporları, bilir kişi ve uzman raporları vs), yetersiz savunma hakkı kullanamama gibi pek çok alt başlıkta yığılmaktadır.

 

 

Bu sonuç oy oranı son iki seçimde hem Ak Parti'nin tek başına hükümet olamadığı 7 Haziran'da hem de Ak Parti'nin en yüksek oy oranına ulaştığı 1 Kasım da 25 bandında kalan CHP nin REKOR bir destek bulduğu eylem olarak değerlendirilebilir. Bir başka boyutuyla son referandum seçiminde HAYIR cephesinin merkez partisi CHP nin kararsızların matematiksel dağılımında 48,5 lik oranı büyük ölçüde yanında tuttuğu bir eylem olarak dikkat çekmektedir.
 
Bu noktada Türkiye'deki siyasi partilerin ideolojik dağılımında klasik değerlendirme olan 70 30 dengesi dikkate alındığında ADALET YÜRÜYÜŞÜ nün başarılı bir stratejik proje olarak uygulandığını da göstermektedir.

 

 

Bu soruya verilen cevaplardan CHP tabanının önemli bir oranda bu yürüyüşü desteklediğini ancak yürüyüşü destekleyenlerin nihai beklentilerinin adaletten çok Cumhurbaşkanı ve Ak Parti karşıtlığı olduğunu anlıyoruz.

 

 

Milletimiz ABD ve NATO konusunda gördüğü güvensizliğin aynısını AB karşısında da göstermektedir. Ülkemizi yarım asırdır ipe sapa gelmez bahanelerle oyalayan AB'nin özellikle son yıllarda yaşadığı kendi iç problemleri ülkemiz insanının AB den daha da uzaklaşması algısına neden olmuştur. 
 
Ortaya çıkan sonuç yönümüz Avrupa'ya karşı olsa bile AB karşısında dik duruşun gerekliliğine inancın neticesidir.

 

Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası vatandaşta ABD ve Nato'ya güven neredeyse sıfırlanmıştır. Zira bu yapıların ülkemizin bekasına kastettikleri yönünde genel bir kanaat oluşmuş durumdadır. 

Asıl vahim olanı ABD ve NATO' nun bu sürecin sonrasında bu tür araştırma sonuçlarını ve daha da önemlisi ülkenin başkomutanı ve Cumhurbaşkanı ile Başbakanının pek çok kerre ifadesine rağmen bu bozulan ilişkileri düzeltme konusunda samimi bir gayretini de göremiyoruz.

 

YASAL UYARI: Yayınlanan haberin tüm hakları AVAZ MEDYA Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.