1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. METİN KÜLÜNK YAZDI… ÜST AKIL NE YAPMAK İSTİYOR?
METİN KÜLÜNK YAZDI… ÜST AKIL NE YAPMAK İSTİYOR?

METİN KÜLÜNK YAZDI… ÜST AKIL NE YAPMAK İSTİYOR?

AK Parti Milletvekili ve Avaztürk yazarlarından Metin Külünk, üst aklın, 2007 yılından bu yana Erdoğan’sız bir Türkiye için çeşitli operasyonlar yaptığını vurguladığı yazısında “Erdoğan, Türkiye’nin tek başına ve en büyük partisidir!” dedi.

A+A-

AK Parti Milletvekili ve Avaztürk yazarlarından Metin Külünk, kaleme aldığı yazısında amacın AK Parti’yi içeride, özellikle de Parlamento’da kontrol altına alıp Erdoğan’ı inisiyatifsiz bir lider hâline getirmek olduğunu söyleyerek “Sayın Erdoğan’ın basireti, feraseti ve siyasal kültürü ise buna izin vermeyecek kadar güçlüdür” ifadelerini kullandı.

Paralel devlet yapılanmasının, 28 Şubat’ın askersiz bir versiyonu olduğunu da söyleyen Külünk, “Mursî’ye yapılmak istenenin aynını, Beşiktaş’taki özel yetkili mahkemelerde özel yetkili savcılar eliyle Erdoğan’a karşı yapmak istediler. Hem de çok aşağılık bir komployla…” dedi.

Külünk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nasıl bir lider olduğunu da dile getirerek “Erdoğan, Türkiye’nin tek başına ve en büyük partisidir!” ifadesini kullandı.

İŞTE METİN KÜLÜNK’ÜN O YAZISI!

 

ÜST akıl, 2007 yılından bu yana Erdoğan’sız bir Türkiye için ekonomik, siyasî ve de bu iki konu üzerine bağlantılı tüm operasyonları denedi. Üst akıl öncelikle AK Parti’yi paralel devlet yapılanması üzerinden içeriden teslim almak istedi. Bunun için şimdi medyada konuşanların da içinde oldukları bir modelle AK Parti’nin özellikle Parlamento kadrosunu kendi kontrollerinde kılmak için Sayın Erdoğan’a değişik kanallardan güçlerinin fevkinde ve de maksadını aşar bir şekilde listeler ile zorladılar. Amaç, AK Parti’yi içeride, özellikle de Parlamento’da kontrol altına alıp Sayın Erdoğan’ı inisiyatifsiz bir lider hâline getirmekti.

Sayın Erdoğan’ın basireti, feraseti ve siyasal kültürü ise buna izin vermeyecek kadar güçlüdür.Hem 2007, hem de 2011’de bu denklemin içeriden gerçekleştirilecek oyun bozuldu. Tabiî sadece bununla da kalmadı, operasyon elemanlarını tasfiye sürecine soktu. Bu son derece önemliydi; çünkü paralel devlet yapılanması, 28 Şubat’ın askersiz bir versiyonuydu.

Bu sırada herkesin unuttuğu önemli bir hâdise cereyan etti ve İlker Başbuğ tutuklandı. Bu tutuklamanın hedefi, tıpkı MİT kriziyle hedeflenen odak gibi, dönemin Başbakan’ı Erdoğan’dı. Uludere üzerinden yürütülen operasyonun hedefinde de Erdoğan vardı.

Türkiye’yi Erdoğan’sızlaştırma sürecinin, iktidarının ilk yılından itibaren çeşitli kanatları vardı. Bu kanatların biri Kemalist odaklarla, diğeri ise paralel devlet yapılanmasıyla hareket ettirildi. Bu noktada İlker Başbuğ’un tutuklanması, Erdoğan’sız Türkiye tahayyülünde kendisine biçilen rolü yerine getirmemesi sebebiyle gerçekleşmiştir.

Bunun ardından gelen MİT krizindeyse, paralel devlet yapılanmasına mensup darbeci güruhun hamlesi, düşündüğümüzden daha sert oldu. MİT kriziyle bu güruh, Mursî’ye yapılmak istenenin aynını, Beşiktaş’taki özel yetkili mahkemelerde özel yetkili savcılar eliyle Erdoğan’a karşı yapmak istediler. Hem de çok aşağılık bir komployla…

O savcılar, küresel ölçekte adaletin savcıları tarafından üst akıl tarafından alkışlanacak ve ödüllendirileceklerdi.

Ancak liderlik öyle bir şey ki, Sayın Erdoğan’ı farklı ve güçlü kılan iradesi, sabrı, metaneti, Rabbine olan teslimiyeti ve de bunlarla beraber almış olduğu dualar, onun bu sürecin aşılmasının sırrıdır. MİT krizi, 17-25 Aralık darbe teşebbüsünün ne kadar evvel planlandığının verilerini sunmuştur.

Eğer biraz geçmişe gidip bazı analistlerin yorumlarına bakarsak, Sayın Erdoğan’ı ve AK Parti’yi periyodik olarak güç zehirlenmesiylesuçladıklarını görürüz. Evet, ortada bir güç zehirlenmesi vardır! Fakat bu güç zehirlenmesi, elde ettiği verilerle devlet içerisinde devlet kurduğunu ve devletin asıl sahibi olduğunu vehmeden paralel ihanet şebekesinde yaşanmıştır, güç zehirlenmesi Sayın Erdoğan ve AK Parti'de yaşanmamıştır. Paralel çete kurguladığı oyunu hukukî alanlardan faydalanarak kurmuşsa da, Allah bu tuzakları bozmuştur!

Tarif edilen ülke tarif yapar olunca bozuldular!

Özellikle Emniyet İstihbarat, bakanlıklardaki bilgi işlem daireleri ve asayiş birimlerini kontrol istemeleri boşuna değildi. Amaç, Muhaberat modeliyle bütününe hâkim oldukları alanları ellerinde tutmak ve buradan hareketle devleti teslim almaktı.

17-25 Aralık’tan önce de aynı küresel üst akıl, özellikle IMF-Türkiye ilişkilerinin sonlandırılmasıyla ciddi bir beyin travması yaşamıştır. Bu onlar için kabul edilebilir bir şey değildi. Onlar istiyorlardı ki, Türkiye her zaman küresel sistemin uzuvları tarafından kontrol edilsin. Onlara göre Türkiye, kendilerince tarif edilmiş bir ülkeydi.

Sayın Erdoğan’ı 2007, 2011 ve 2013’e kadar büyük başarı hikâyelerinin kahramanı olarak görenlere soruyorum: Ne değişti?

Değişen şu: Sayın Erdoğan onların gözünde fazla oldu! Çünkü küresel üst akıl, Türkiye’de şapkasını alıp giden siyasetçi profiline kendisini kodlamıştı. Ancak Erdoğan bu çizgiyi fazlasıyla aşmıştı…

Baktılar ki bir adam var ortada ve hiç kendilerine uymuyor, üstelik son yüzyılda kurulmuş düzenin bütün kodlarıyla oynuyor. Zaten bu oynama değil miydi milleti heyecanlandıran?

Sonra Taksim kalkışması gördük. Bana göre iki taksim var.

İlki meseleyi Ağaç zannedenlerin Pedagojik tepkilerinin kabul edemeyeceğimiz Vandalizm'e dönüşmesi daha sonra ise; Taksimin bir kalkışma ve sokak darbesi girişiminin adresi haline dönüştürülmesi.

Eski dosyalar açılacak, her şey konuşulacak!

Oraya pedagojik hislerle gelenleri asıl hedeflediği mecraya akıtmak isteyen üst akıl, Taksim’de bir kalkışma organize etti. Direkt meydanda yer alamayan bu akıl, çadırları yakarak meseleyi dinamitledi. Başka bir tabirle, yangına benzin döktü. Emniyet güçleri konudan habersizmiş gibi davranmaya sevk edildi. Hatta bazı yetkililer, “Biz de istemiyoruz bunu ama ne yapalım?” seviyesinde çıkışlar yaptılar. Orada üst akıl, içerideki müttefikleriyle beraber büyük oyunu oynayamadılar. Bunu yapacak güçleri bir araya getiremediler.

Bu noktada bir şeyin altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde İstanbul’da görev yapanlarla ilgili olarak vakti geldiğinde bizatihi kendisinin bazı şeyleri konuşulacağını ve dolayısıyla bazı konuların da konuşulacağını belirtmeliyim.

O süreçte Sayın Erdoğan’ın gösterdiği dirayetli tutum, bu milletin üzerine duvarın çökmesine izin vermemiştir.

Ancak küresel üst akıl, paralel devlet yapılanmasını bu sürecin ardından cezalandırmış ve demiştir ki,“Madem Taksim’de doğrudan yoktun, öyleyse haydi, Hükümet’i şimdi devir!”. Küresel üst aklın işaretini alan paralel çete, bu çağrı üzerine kapıldıkları güç vehmini harekete geçirdi ve bir hamle yaptı. Bütün bu süreçler boyunca Türkiye’yi Erdoğan’sızlaştırma projesi devam ediyor.  

YAZININ DEVAMINI AŞAĞIDAKİ LİNKTEN OKUYABİLİRSİNİZ 

http://avazturk.com/yazar-ust-akil-ne-yapmak-istiyor-93.html

 

 

YASAL UYARI: Yayınlanan haberin tüm hakları AVAZ MEDYA Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.