1. YAZARLAR

  2. NURAY BAŞARAN

  3. Perşembe'nin gelişi...
NURAY BAŞARAN

NURAY BAŞARAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Perşembe'nin gelişi...

A+A-

Klasik bir söylem olacak ama bugünlerde her şey çok hızlı gelişiyor. Yarın da günlerden Perşembe olunca, yazının başlığı kendiliğinden ortaya çıktı. Bizim mahallede (medyada) birçok kişi, “adalet” yürüyüşünün ülke siyasetinin yıl dönüm olduğu konusunda hem fikir olmuş görünüyor. Peki öyle mi?

Diğer taraftan, siyasi iktidar (Cumhurbaşkanı Erdoğan desek yanlış yapmış olmayız) ise  ‘güçlü’ gördüğü bu yürüyüşe karşılık, 15 Temmuz Yıldönümü Kutlamaları ile karşı bir cephe açmışa benziyor. AK Parti sözcüsü Mahir Ünal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılacağı 15 Temmuz yıldönümü törenlerinin Demokrasi Nöbetlerine dönüşeceğinin sinyallerini verdi. Kılıçlar çekildi, Vira Bismillah!

Darbeden çıkan Demokrasi!  Nereden nereye geldik değil mi? Darbelerle kesintiye uğrayan demokrasimizden, darbeyle ulaşılan demokrasiye ulaştık. Ne diyeyim, ülkemi çok seviyorum!

 Bir Afrika atasözü vardır: “Gözlerin rengi, biçimi ne kadar farklı olursa olsun, gözyaşlarının rengi aynıdır.” Farkında mıyız acaba, çok hızla geliştirdiğimiz, beslediğimiz bu ayrıştırma kime ne kazandıracak? Kimlerin iktidarını sağlamlaştırıp kimlerin muhalefetine can katacak?

Benjamin Franklin, “Düşmanınızı sevin, çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça yüzünüze söyleyebilir” demişti. Ben de bu söze bir ilave yapmak istiyorum: “Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yere düşer.”

Demek istediğim şu ki; içinde bulunduğumuz durum bir kaos işareti veriyor ve bu kaosu doğru biçimde yönetmek gerekir. Ülkemizde yaşanan protestolar ve muhalefet eylemleri, sadece adalet yürüyüşüyle sınırlı değildir. Bunlar arasında ilk akla gelenler;  şortlu kıza yönelik haksız saldırıyı protestolar, öğretmen intiharları, AK Parti yöneticilerine yönelik terör saldırıları, asker zehirlenmelerine verilen tepkiler ve önceki gün Ankara’da Demetevler semtinde yaşanan ve itinayla ana akım medyanın görmezden geldiği Suriyeli sığınmacılar ile yörede yaşayanlar arasında çıkan gerginlik ve çatışma. Bunlara, her geçen gün yenilerini ekleyeceğiz gibi görünüyor.  

Ülkede muhalefet partilerini bile aşan ani ve şiddetli protestoların gelişmesi, kırılgan bir yapıya doğru gittiğimizin kanıtı değil midir? Ülkemizde her bölgede ve her kesimde bu kadar mağdur algısı varsa, adalet arayışı noktasında bu kadar kaotik bir durum oluştuysa,   ardı ardına provokasyon kokan eylemler yaşanmaya başlamışsa,  bunları ortadan kaldıracak ve bu durumu yönetecek bir güç olmak zorunda değil midir? Bu gücün de siyasi iktidar olduğu açık değil mi?

Adalet arayışları konusunda ülkenin içinde bulunduğu durumu masaya koyarak düşünmemizin zamanı gelmiştir. Adalet, yalnızca mülkün temeli değil, iktidarın ve muhalefetin de varoluş ve sürdürülebilirlik kaynağıdır. Herkesin bir gün ihtiyaç duyacağı ve adalet arayacağını düşünerek adaleti gözümüzden sakınır gibi korumak zorundayız. Adaletin tesisi konusundaki bütün kırılma noktalarını onarmak, ülkede adalete yönelik bütün tehditleri ortadan kaldırmak, hem iktidarın, hem muhalefetin, hem de sivil toplumun ve onun parçaları olarak bireylerin en önemli görevi olmalıdır.

Adaletin bir ülke için ne kadar önemli olduğunu anlatmak için yakın tarih ve yakın komşumuz Irak’tan bir örnek vermek istiyorum. Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin yargılanırken, elinde bir Kuran-ı Kerim vardı ve onu göstererek “Adalet  İstiyorum” diye haykırmıştı. Saddam Hüseyin’in elinde tuttuğu O Kuran-ı Kerim ki, iki yıl boyunca başında duran bir hemşireye bizzat Saddam’ın verdiği 27 litre kanın 24 litresi bir mürekkep gibi kullanılarak 3 yılda yazılmıştı. Bu davranış, Saddam Hüseyin için “Ben bu dine kanımı, canımı veririm ‘demenin bir ifadesiydi. Ancak Saddam’ı yargılayan Hakim, kendisine  son söz olarak, “sizin koyduğunuz kanunlarla yargılanıyorsunuz” demişti. Sözün özü, adalete nasıl davrandıysanız, günü gelince size de öyle davranacaklardır.

Yazımı kaleme aldığım sırada Başbakan Binali Yıldırım, Kuzey Marmara otoyolu Projesinin bağlantı yolunun açılışında konuşuyordu. Ve yine o meşhur Ak Parti şarkısının sözlerini söyledi:

“Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda”

Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu ve iktidar muhalifleri de yollara çıktılar ve onlar da beraber yürüyorlar. Yoğun duygular ve yakıcı güneş altında yürüyorlar. Bakanım nereye kadar yürüyebilecekler, adalet arayışlarına ulaşabilecekler mi?

 Aynı dili değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir. Adalet yürüyüşü,  iyi bir organizasyon olmasına rağmen,  katılımcılarının duygularının aynı olmasının önünde engeller var gibi görünüyor. Özellikle yürüyüşe HDP’nin katılması, bazı kırılmalara yol açabilecek gibi.  Yürüyüşe destek veren bazı kesimler, terör bağlantılı bir siyasi partiyle nasıl adalet aranacağını sorgulamaya şimdiden başladılar. “Hendekler açılırken neredeydiniz?” sorusu başta olmak üzere,  daha birçok soru ortada dururken, HDPnin yürüyüşe destek mi sağlayacağı, yoksa köstek mi olacağını yaşayarak göreceğiz.

Dünkü yazımda, Adalet yürüyüşünde taşınan pankarttaki yazı karakterinin bir çikolata markasını çağrıştırdığı için “Çikolata Tadında” adalet arayışı olarak bir ifade kullanmıştım. Biraz daha açarsam, çikolata, geçici mutluluk hormonu üretir. Oysa adalet yürüyüşünden mağdur kesimlerin beklentisi, kalıcı ve adil sonuçlar üretmesidir. Lafın tamamı kediye söylenir.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.