SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Şeytan!

A+A-

‘Defolsun çıksın Türkiye Qatar’dan!’ diye haykırdı, Londra’nın Edgvare Road’unda kaldırıma masa kurmuş bir kahvede nargile tüttüren, beyaz galabeyalı Arap. Bu sözlere, yoldan geçen herkes gibi aldırış etmediğim halde, vaziyet, Ortadoğu’daki politik oyunları da hatırlatmadan edemedi: Amerika ve Sudi Arabistan’ın hızla pekişen ekonomik ilişkileri; sözü geçen ülkelerin, Qatar hırçınlığını bastırma manevraları ve aynı amaç yönünde kullanılan dini egemenlik kavramıyla ‘Sünni İslam liderliği rekabet üçgeni’.

 

İçerik itibarıyla, Sudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliği, Bahreyn ve Mısır’ın, Qatar’ı dize getirme niyetli plan kovanına, Ortadoğu topraklarındaki varlığıyla çomak sokan Türkiye, sadece geleneksel Arapların değil, AB ülkeleri ile ABD yönetiminin de huzurunu kaçırdı. Batı ve doğu devletleri gözünde AK Parti idaresi artık, geçmişteki Osmanlı dönemi zaferlerini temel alarak, Sünni Müslümanlığın liderliğini yakalayabilme niyetiyle ilerlemekteydi. İşin aslına Ankara yönetimi açısından bakıldığında ise, Başkan Erdoğan Türkiye’sinin İslam ve demokrasi modernliğini bağdaştırarak, yepyeni bir dini güven ile uygulama anlayışı getirmeyi amaçladığı vurgulanabilir. Öte yandan, Türkiye’yi Qatar, Rusya, Çin ve Uzakdoğu’daki diğer ülkeler ile kurduğu başarılı ilişkilerden dolayı ‘dikbaşlı bir dini yayılmacılık ülkesi’ tanımlamasıyla eleştirmek, Bati devletleri tarafından yapılmış bir haksızlık daha olmuştur. Özellikle, Türkiye ile Sudi Arabistan arasındaki soğuk savaş zaten, demokratik İslam ya da Wahabi İslam anlayışlarını, inananlara açıklayabilme uğraşısına dönüşmüşken…

 

Tüm bu çalkantıların yanında geçtiğimiz hafta, beklenilmez bir gelişme oldu ve Ortadoğu’da askeri müdahale sinyalleri veren Washington’un Donald Trump yönetimi, bölgeye yönelik yatırım taktiklerini genişlettiğini açıkladı. Sürpriz uyarınca, ‘ABD’nin, Katar’a 21.1 Milyar Dolar değerinde satacağı, 72 adet F15 savaş uçağı üretimi gerçekleştireceğine dair’ yepyeni bir anlaşma katildi gündeme. İşin aslına bakılırsa, batılılar için, Qatar’ın zenginliğini Türkiye’ye kaptırmak yerine, krallık ile taze ekonomik bağların kurulması, daha avantajlı bir seçenek yaratmaktadır. Bu sayede, gözü kara Türkiye ile de herhangi bir sıcak savaşa varılmaksızın ‘Ortadoğu’daki finans akışı’ tekrar kontrol altına almış olacaktır.  

 

Gelişmeleri yakından izleyen Sudi Arabistan bile, yeni düzene ayak uydurmak için, İsrail ile ilişkilerini olumlu yönde ilerletti. Hatta iki ülke arasında bu ay başlayan görüşmelerde, detayları, kamuoyuna henüz duyurulmayacak, taze kararlar alındı. İlaveten, Riyadh Krallığı, hem dini liderlik yönündeki rakibi modern Türkiye’yi geride bırakmak hem de tüm dünyaya, çağdaş bir ülke olduğunu kanıtlayabilmek için, imajını değiştirmeye bile başladı. Örneğin, krallığın müstakbel idarecisi Prens Mohammed bin Salman bin Abdulaziz al Saud’un ilan ettiği 2020 ulusal değişim planı ile Sudi Arabistan, dini açıdan yansıttığı aşırılık tablosuna son vermeyi amaçlamaktadır. ‘2030 Sudi Vizyonu’ olarak nitelendirilen çağdaşlaşma programı uyarınca, 2020’de 100 Milyar Dolarlık, (petrol kaynağına dayanmayacak) bir gelir dönüşümü sağlamayı amaçlayan ülke, destekçilerine cömertçe ulaşacak bir ekonomik refahı da garantilemektedir. Ayni niyetle yapılan yatırımlar doğrultusunda, krallığın en büyük yapı-inşaat firması Saudi Binladin Group, edindiği 1.1 Milyar Dolar tutarındaki İslam kredisi imkanıyla halen, Mekke’deki kutsal Al-Masjid al-Haram’ın tadilatını yürütmektedir.

 

Şimdi, bu kısır döngülü, ‘batı-doğu; din ve ekonomi savaşları’ kapsamında, gelelim Mısır’ın Al-Azhar Üniversitesine….

 

Bazı çevrelerce Müslümanlığın Vatikan’ı olarak tanımlanan Kahire’deki Al-Azhar Üniversitesi, Fatımi’ler tarafından 970 yılı civarında kurulmuştur. Tarihten bu yana, İslami eğitimin merkezi olarak kabul edilen üniversite ile ona bağlı Al-Azhar Cami’si çatısı altındaki dini okullardan Sünni mezhebine ait Al-Ashari ile Al-Maturidi okulları, etkisini bugün Asya ve Uzakdoğu’ya dahi hakim kılmaktadır. Al-Azhar bünyesinde, bahsi geçen Sunni okullarının yanında, yine ayni inanca ait Hanefi, Maliki, Shafi, Hanbali mezhepleri; yedi Sufi emirnamesi ile Selefilik ve Wahabilik eğitimleri muhafaza edilmektedir.

 

Fakat aynı konu ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, tüm dünyanın iştahını kabartan doğalgaz ve petrol kaynakları zenginliği Mısır’da bulunmadığı için, Al-Azhar Üniversitesi’nin ‘islam liderliği yarışında’ batı devletlerinden fazla destek almayacağı kesindir. Yani bu alanda Mısır, Türkiye’den bile daha az bir avantaja sahiptir, denilebilir.

 

Tüm bu gelişmelerden anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin Qatar topraklarında attığı adımlarda hiçbir yıkıcılık amacı yoktur. Çünkü asıl yıkıcılık, ekonomik menfaatlerini ‘din perdesi arkasına saklayarak’ kullanan maddiyatçı düşünceler tarafından yaratılmaktadır.

 

Tıpkı Amerika’lı din adamı Joel Osteen’in dediği gibi :

 

“… Baş ağrılarımızdan dolayı, şimdiye değin hep şeytanı suçladık. Aslında bugün ‘başımızı ağrıtan düşman kimdir?’ diye soranları; konuya daha geniş bir açıdan bakarken cevaplamalıyız. Çünkü bazen asil düşman, kendi içimizdeki düşünceler olabilmektedir.”

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.