1. YAZARLAR

  2. CELALETTİN YÜNEL

  3. Siz hiç kitap okuyan fil gördünüz mü?
CELALETTİN YÜNEL

CELALETTİN YÜNEL

Yazarın Tüm Yazıları >

Siz hiç kitap okuyan fil gördünüz mü?

A+A-

Başlık çok garip değil mi?

Ne alaka kitap okuyan fil?” dediğinizi duyar gibiyim.

Şaka yapmıyorum kitap okuyan filler var hayatımızda. Metroda, otobüste, durakta… Her yerdeler. Sadece herkes göremiyor. Bu yazı ile siz de onlardan mısınız değil misiniz görmüş olacaksınız.

Ve başlıyorum şimdi kitap okuyan filleri size göstermeye…

Gelişimin en önemli parçası verdiğiniz eğitimdir. Azgın bir atı dizginlemek, kaplanları kedi yapmak, filleri istediğiniz gibi yönlendirmek tamamen verdiğiniz eğitime bağlıdır. Uzun yıllarınızı alır belki ama sonuca varmanız kesindir.

Hayatta en zor eğitilen canlı da insandır. İnsanı eğitmek, onunla ilgilenmek, gerçekleri öğretmek belki bir aslana ateşten atlamayı öğretmekten daha zordur. Ama insanı vicdanlı bir şekilde eğittiğiniz takdirde verdiğiniz emeğin karşılığını her türlü alırsınız. AVAZTÜRK Dergisinin ikinci sayısında ele aldığım eğitim sistemi, “Eğitimde devrimin adı: Başa dönmek” başlıklı yazımda ifade ettiğim gibi Türkiye’de sürekli eskiyi yenileyerek başa döndürüyoruz. Oysaki eğitim üzerine koyularak gidilen bir yoldur. Biz ise kafayı sisteme takmış durumdayız ve bu yüzden bir arpa boy yol alamıyoruz. Şimdi size kalıpları yıkmanın ne kadar doğru, sistemin ne kadar saçma olacağını kitap okuyan fillerle göstereceğim…

Türkiye’de eğitim alan herkesin başı “İNGİLİZCE” ve yabancı dillerle beladadır.

Neden öğrenemiyoruz yabancı dili hiç kendinize sordunuz mu?

Eğitim sisteminden dolayı mı?

Yabancı dilleri öğrenmenin zor olmasından dolayı mı?

Yok yok, hiçbiri değil.

Şimdi size sadece kitap okuyan fillerin hikâyesini anlatacağım;

Zamanın birinde ormanda hayvanlar bölge bölge göç ederken filler oldukları bölgeyi terk etmez bunun yerine o yeri kendilerine yaşam alanı ilan ederlermiş. Sürüler yanlarından geçer gider filler bulundukları bölgeyi asla ama asla terk etmezmiş. Karıncalar bile sürüye uyup her yıl oradan oraya seyahat ederken filler yerlerinden kımıldamazlarmış ve bunun sebebini de asla birbirlerine sormaz, kendi aralarında konuşmazlarmış.

Gel zaman git zaman filler bulundukları bölgede sürülerden aldıkları çeşitli eğitimlerle kendilerini geliştirmeye başlamışlar. Sonra bir fil bu bilgiler unutulmasın diye bilgileri yazmaya başlamış. Her öğretileni teker teker yazmış. Aslandan liderliği, tilkiden kurnazlığı, çitalardan koşmayı, maymunlardan zıplamayı derken yanlarından geçen her sürü fillere bir şey katmış. Ve bu bilgiler o kadar çok olmuş ki bir kitap haline gelmiş. Her doğan fil önce anne ve babalarından öğrendiklerini uygularken kitap ortaya çıkınca sadece kitabı okumaya ve kitapta yazılanları uygulamaya başlamış.

Gel zaman git zaman uzun bir süre sonra sadece kitapta yazılanlar okunur olmuş ama uygulayan olmadığı için canlılığını kaybetmiş. Ve filler o terk etmedikleri cennet vadiyi bir zamandan sonra yavaş yavaş terk etmeye başlamışlar. Aslandan öğrendikleri liderliği unuttukları için sürü yavaş yavaş parçalanmış küçük gruplara… Tilkiden öğrendikleri kurnazlığı unuttukları için kendi aralarında nasıl anlaşacaklarını becerememişler. Ve binlerce sayıya ulaşan fil kabilesinden geriye sadece kitaptakileri uygulayanlar kalmış. Diğerleri ise başka hayvanların saldırılarına uğrayarak ölüp gitmişler…

Bizim eğitim sistemimizdeki kalıplarımız da fillerin okudukları kitapta yazılanları sadece okuması gibi. Sadece okuyoruz ama uygulayamıyoruz. Bir de o kitabı yanlış okuyorsanız zaten baştan bitmişsiniz demektir.  

Ayrıca bize sadece kitap okumasını öğretiyorlar. Nasıl okuyacağımızı, hangi kitabı okumamız gerektiğini kimse söylemiyor. Kitap okumak iyidir, okuyun. Kitap okuyan bir adım öndedir, doğrudur. Ama hangi kitapları ve nasıl?

İngilizce öğretirken de öyle öğretiyorlar, matematiği öğretirken de “öğrenmeniz gerek” diyorlar, ama nedenini söylemiyorlar.  Bizde sadece sınavları geçecek kadar öğreniyoruz okuduğumuz kitaplardan. Sonra da unutup gidiyoruz bütün öğrendiklerimizi.

Oysaki İngilizceyi yıllarca görmemize rağmen sadece yardımcı fiilleri öğrendiklerimizle okulları bitiriyoruz. Yani sadece kuralları öğretiyorlar, ne mantığını, ne işimize yarayan kısmını, ne de derdimizi anlatacak kadarını… Filler gibi sadece kitap okuyor ama uygulamıyoruz bu yüzden hiçbir şey öğrenemiyoruz.

Peki, suç kimde?

O kitapları dağıtıp uygulama sahası vermeyen MEB’te mi?

Üç kuruşa geceli gündüzlü çalıştırdığı ücretli, sözleşmeli öğretmenlerde mi?

Yoksa her sene başa döndüğümüz müfredat konularında mı?

SUÇ HEPİMİZ DE…

Neden göç etmeleri gerektiğini birbirlerine sormayan filler gibiyiz, uyduk düzene gidiyoruz. Kimse de çıkıp ya bunu böyle öğretiyoruz ama “yıllar sonra öğrencilerin işine yarıyor mu?” diye hiç sormuyor. Avrupa bizim önümüzdeki en büyük engelin eğitim olduğunu biliyor ve bizim eğitilmemiz için ellerinden geleni yapıyor. Kimi zaman sosyal medya ile ağına düşürüyor, kimi zaman pahalı telefon reklamlarıyla… Ama asla eğitime yönelik çalışmamızı istemiyor. Öğrenmememiz için ellerinden geleni yapıyor ve biz de buna alet oluyoruz. Eğitimsiz bir nesil yetişiyor sosyal medyanın kucağında… Vicdanını unutmuş, sadece kitap okuyan filler büyütüyoruz… Vesselam

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum