1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. Suriye ve Kuzey Kore dostluğu ile İpek Yolunda ilerleyen Hizbullah adımları
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye ve Kuzey Kore dostluğu ile İpek Yolunda ilerleyen Hizbullah adımları

A+A-

Meşhur bir söz vardır Birleşik Krallıkta: ’İngiltere’de, her zaman, hava durumundan bahsedebilirsiniz; çünkü ülkede, şartları durmaksızın değişen tek unsur hava durumudur’.

 

Bu deyişin benzerini tesadüf eseri, dünya kamuoyunu aralıksız çalkantılarla meşgul eden Suriye iç savaşına veya Kuzey Kore nükleer programına da uygulamak mümkündür. Tıpkı 17-26 Ağustos tarihleri arasında Suriye’de gerçekleştirilmiş Uluslararası Damascus Ticaret Fuarı’nın, politik arenada yarattığı çok seslilik gibi.

 

23 ülkenin katılımıyla kurulmuş fuarda, özel sektöre yönelmiş servis ve ürünleriyle Rusya, Cin, Iran, Almanya, Hindistan, Kuba, Arjantin, Venezuela, Irak, Lübnan ve Mısır bas sırayı çekerken; Türkiye, ABD, İngiltere, Fransa, Sudi Arabistan’ın yokluğu politik çevrelerin umduğu bir vaziyet olarak karşılanmıştır.

 

Hatırlanacağı üzere, 1954’ten buyana gerçekleştirilmiş olan Uluslararası Damascus Ticaret Fuari, Arap dünyasının en eski fuarıdır. Suriye’de 2011’de patlak veren iç savaş dolayısıyla, günümüze değin ertelenmiş fuar, Dünya Bankası verileri uyarınca bu boşluk donemde, Suriye için $226 Milyar Dolarlık bir gelir kaybına yol açmıştır. Dolayısıyla, günümüzde Suriye’deki iç savaşın nihayete ulaşacağını işaret etmeyi amaçlayan ve ülkenin yepyeni bir planlama/kalkınma surecine girişini simgeleyen gelişme, ayni zamanda ülkeye sağlayacağı milyarlarca Dolarlık finans akısı sebebiyle de önemlidir. İlaveten, Ortadoğu’daki ağırlığını ısrarla hissettiren Kuzey Kore Diktatörlüğü ile Hizbullah yönetimi, bu gelişmelerden en fazla çıkar sağlayabilecek manevralarını sergilerken, Damascus fuarı dahil, Suriye’yle alakalı tüm fırsatları değerlendireceklerini de açıkça ispatlamaktadır.

 

Bununla beraber, bati ülkelerinin keyfini durmaksızın kaçıran Kuzey Kore ile Suriye hükümeti aslında, günümüz gelişmelerinden ziyade, daha öncelere uzanmış tarihi bir dostluğa sahiptir. Hatta, fuar ve ticaret imkanları bir yana, Birleşmiş Milletler raporu uyarınca, ‘Kuzey Kore’nin yıllardan beri, denizyolu kargoları aracılığıyla, Suriye’ye kimyasal silah göndermekte olduğu’ dahi ifade edilmiştir. Dahası, Suriye’deki Scud Füzesi programı üzerinde çalışan; kara-hava füzelerinin bakim ve onarım faaliyetlerini destekleyen Kim Jong-Un idaresi, iki ülke arasında, ballistic füzelerin geliştirilmesi programı üzerinde bile yoğunlaşmıştır. Üstelik, konuyla alakalı KOMID (the Korean Mining Development Trading Corporation), Damascus’taki aktiviteleri ile ülkeye yönelik silah ticareti ve ballistic füze ihracatındaki rolü dolayısıyla, 2016’da BM tarafından kara listeye dahi alınmıştır.

 

İşin enteresan tarafı, Suriye’de gerçekleştirilmiş buna benzer faaliyetler, aralıklar itibariyle ABD ve AB ülkeleri tarafından da uygulanmıştır. Örneğin, Ortadogu’daki kimyasal silah programlarını 1970’ten beri yürüten Syria’s Scientific Studies and Research Centre (SSRC) oluşumu, yöredeki bilimsel çalışma ve araştırmalara katkıda bulunması amacıyla ABD-AB desteğiyle meydana getirilmiştir. Bu gerçeği göz ardı eden Birleşmiş Milletler yine de ‘SSRC’nin, Kuzey Kore idareli KOMID’i ile silah ve füze geliştirilmesi alanında işbirliği yaptığını’ önererek, gelişmeleri esefle kınamaktadır.

 

Diğer bir zemine dayanarak hatırlayabiliriz ki, Kuzey Kore 1967 ile 1973 yıllarındaki  Arap-Israil savaşında Suriye ve Mısır’a, Israil’e karşı savaşmak üzere toplam 55 pilot göndermiştir. Kuzey Kore 1975 ve 1976’da yine ayni Arap ülkelerine, Israil’e karşı verilecek mücadelede katkı sunacak, 40 savaş pilotu ile 75 hava kuvvetleri uzmanı desteği sağlamıştır. İlaveten, ABD-Kuzey Kore Enstütisi analizleri uyarınca, 1984-1986-1990 yıllarında Pyongyang, toplam 80 askeri uzmanını Suriye ordusunu eğitmek üzere ülkeye göndermiştir. Kısacası, Kim Jong-Un idaresi, Suriye ve İran’a nükleer silah üretimi konusunda asistanlık desteği sunarken; Hizbullah’a sağladığı destek ile de özellikle ABD’yi, Washington’un Asya-Pacific bölgesi dostlarını ve Israil’i hedef almayı amaçlamaktadır. 2010’da yayınlanmış Araştırma Kongresi Servisi Raporu uyarınca, yine ayni egoya dayanan Pyongyang rejimi ‘Hizbullah’a, Lübnan’da tünellerin kazılıp oluşturulmasında yardımda dahi bulunmuştur. Amaç yönünde, bölgede kazılmış bu tüneller, Hizbullah’a, Israil’e karşı kullanılacak silahların aktarılması alanında kolaylık sağlamıştır’.

 

Gelişmeleri izleyen ve Kuzey Kore ile Suriye yakınlığından, kutsamasını esirgemeyen Lübnan hükümeti, ‘Sınırları içerisindeki liman şehri Tripoli ile kapılarını Suriye’nin Damascuss Uluslararası Ticaret Fuarındaki etkinlik sonuçlarına açtığını’ duyurmuştur. Damascus’a yönelik tüm ticaret olanaklarını destekleyeceğini ima eden Tripoli Liman idaresi, ‘Pyongyang’tan gelebilecek, kargo gemileri ile Cin ihraç ürünlerinin Suriye’ye yönelik akışıyla; Tripoli Özel Ekonomi Bölgesi’ndeki limanda, yıllık 30 milyon tonluk kargo talebinin yaratılacağını’ vurgulamaktadır.

 

Lakin, göz ardı edilmez bir tesadüf uyarınca, Lübnan’ın Tripoli Liman’i, Birleşik Arap Emirliği (UAE)’nın liman işletmecisi Gulftainer tarafından, 2013’te imzalanmış ‘liman idareciliği ve yatırımı’ içerikli, 25 yıllık bir kullanım anlaşması ile yönetilmektedir. Buna rağmen, belirgin bir tezatlıkla UAE’nin, bu yıl gerçekleştirilmiş Damascus fuarına katılmayış sebepleri, söz konusu bile edilmemelidir(!).

 

Gulftainer idarecisi İbrahim Hermes uyarınca, ‘Cin’den gelebilecek tüm ticaret olanakları değerlendirilecektir. Çunku, Tripoli Limanı desteğiyle ticaret gücünü arttıracak Suriye, Asya’dan Avrupa’ya uzanan ve milyarlarca Dolarlık finans akışının sağlanacağı yepyeni bir İpek Yolu’nun ana merkezlerinden biri olacaktır’.

 

Limanlar arası ticaret akışından yüklü meblağlar kazanacak olan ve Bashar Al-Assad’in iktidarda kalışından büyük memnuniyet duyan Hizbullah idaresi bile, yukarıda bahsi gecen gelişmenin başarıya ulaşacağına kesinlikle inanmaktadır. Hatta Hizbullah lideri Hassan Nasrallah ‘Lübnan, Çin, Suriye ticaret ortaklığını takiben, Urdun ile Irak’a da ayni olanakların aktarılması planlarının yapıldığını’ açıklamaktadır.

 

Tüm bu uygulamalara rağmen, Suriye’deki iç savaş ile terörizmin tamamen sona ermediği gerçeğine dayanarak, ‘yeni ortadoğu’ başlığıyla nitelendirilecek bölgesel bir kavramın henüz ilan edilemeyeceğine emin olabiliriz. Onun yerine bölgeyi şimdilik ’Suriye, Rusya, Iran, Irak ve Hizbullah işbirliğiyle’ saman altından su yürüterek etkileyen Kuzey Kore ile Çin yaylımcılığı şekillendirecektir. İngiltere’deki hava durumu gibi, durmaksızın değişecek bu gelişmelere, geçtiğimiz günlerde Çin ile $20 Milyar Dolarlık yatırım ve dayanışma anlaşması imzalamış olan ABD, dilediği kadar tepki göstersin ya da göstermesin.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.