1. YAZARLAR

  2. NURAY BAŞARAN

  3. Türk Yargısı Çıkmazda Mı? (1. Bölüm)
NURAY BAŞARAN

NURAY BAŞARAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Türk Yargısı Çıkmazda Mı? (1. Bölüm)

A+A-

Dünkü yazımda, yeni adli yıl açılışı nedeniyle Yargıtay Başkanı İsmail Cirit’in yapmış olduğu konuşmanın bize düşündürdüklerini ele almıştım.  Cirit’in yaptığı konuşma üzerine, kafamıza takılan ve içinden çıkamadığımız soruları sıralamıştım. O kadar çok kutlama ve yorum aldım ki, bunlardan çıkardığım sonuç, kimsenin konuşmayı algılamadığı yönündedir.  Hatta yargı camiasının da işin içinden çıkamadığı anlaşılıyor. Bu durum, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Peki ama neden?

Bu konuda görüştüğüm hem siyasi, hem hukuk kimliği bulunan önemli kişiler, yargının tam bir çıkmazda olduğunu açıkça ifade ediyorlar. Hem de özellikle FETÖ konusunda bir çıkmazın içine girilmiş durumda. Neden çıkmaza girildi? Bunu anlamak için en baştan başlayıp bazı sorulara cevap aramak gerekiyor. Yolumuz uzun ve ince ama anlatmaya başlayalım.

  1. 15 Temmuz’a devletin ilgili birimleri  hazırlıksız yakalanmıştır. Bu nedenle de o gece  ve sonrasında panikle suçlu-suçsuz ayrımı iyi yapılmadan birçok insan  gözaltına alınmış ve bir çoğu da yurt dışına kaçmaması için tedbiren tutuklanmıştır.
  2. O gece, ülkenin Genel Kurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı olaydan haberdar değildir. Ülkenin Başbakanına ulaşılamamaktadır. Ülkenin MİT Müsteşarı bırakın Cumhurbaşkanı'na bilgi vermeyi, Cumhurbaşkanı MİT Müsteşarı’na ulaşamamaktadır. Cumhurbaşkanı, olayla ilgli bilgiyi eniştesinden öğrenirken,  Başbakan’a bilgi verecek bir enişte de bulunamamıştır.
  3. Ülkenin İçişleri Bakanı, olaylardan haberdar değildir. İçişleri güvenlik birimleri de İçişleri Bakanı’na bütün gece ulaşamamışlardır.
  4. Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz, İçişleri Bakanı’na  ulaşamadığı için (o karanlık gecede ) kendi inisiyatifiyle emrindeki güvenlik bürokrasisine  askeri birlikleri kışladan çıkarmama talimatı vermiştir.
  5. Bu koşullarda, o gece devletin ana birimleri sokakta gördüğü herkesi tedbiren gözaltına almıştır. Bu da normaldir. O gecenin tansiyonu, bunu gerektirdiği için doğal karşılanmalıdır. Sonraki günlerde suçlu ve suçsuzu ayırırız diye düşünmüşlerdir. Böylece gözaltına alınan herkese, ‘sen bu nedenle suçlusun ama suçsuz olduğunu kanıtlamalısın' mantığı  kendiliğinden oluşmuştur. Sonuçta, birçok kişiye, FETÖ’cü olmadığını ve suçsuz olmadığını kanıtlamak yükü ve mecburiyeti yüklenmiştir.
  6. Böylece, "iddia eden, iddiasını ispatlamakla yükümlüdür" biçimindeki temel hukuk kuralının tersi işletilmeye başlamıştır.
  7. Hakimler; temel hukuk kuralı tersine işletilince, önlerine gelen ve işledikleri suçlar itibarıyla, "kurban derisini cemaatin ilintili olduğu vakıf ve derneklere veren, çocuğunu cemaatin okullarına gönderen, parasını cemaatin bankasına yatıran  kişiler için Türk Ceza Kanu’nunda verilecek bir ceza karşılığı olmadığından"  gözaltına alınanların tümünü ‘vatana ihanet ve darbe teşebbüsü' suçuyla yargılamıştır.
  8. Oysa bir okulun yönetim kurulu üyesi olmak, bir okula çocuğunu öğrenci olarak kaydettirmenin TCK’da uygulanacak bir cezai hükmü yoktur. Çünkü bu okulların tümü, resmi olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ve Bakanlığın  tabelasını taşıyan okullardır. Bunlar, devletin müfettişleri tarafından denetlenen, devletin oluru ile öğretmenleri atanan okullardır. Bu okulların tüm izinleri de yine devlet tarafından verilmektedir. 

Bankalara gelince, Türkiye’de açılan tün bankalara BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) izin vermektedir ve bu nedenle hepsi BDDK kontrolündedir. Bankaların mali ve para hareketleri de MASAK tarafından denetlenmektedir. Ancak, emekli maaşını belli bir bankadan almayı tercih eden emekliler bile gözaltında ve terör suçu işlemiş kabul edili' darbe yapmak ve vatana ihanet’ ile suçlanmaktadır.  Bu aşamada da savcı ve hakimler, 'bu insanları hangi maddeden ve neye göre yargılayacağız’ açmazına düşmüşlerdir. Bir yandan da kendilerinden siyasi otorite tarafından davaları acilen sonuçlandırmaları istenmektedir.

Bu noktada devreye OHAL  (Olağanüstü Hal) ve KHK (Kanun Hükmünde Kararname) hukuku girmektedir. Ancak, KHK’ların Anayasa gereğince 1 ay içinde TBMM’de yasalaşması gerekmektedir. Oysa, başta çıkan 2-3 KHK dışında diğer hiçbir KHK yasalaşmadığı için şu an Anayasa’ya göre verilen kararların ve idari tasarrufların yasallığı tartışılır durumdadır. Bu durumda, KHK’ların hükümleri geçerliliklerini yitirmiş gözükmektedir. Peki bu açmazda hakimler ne yapmaktadır? Cevap, çok ürkütücüdür: Hiçbir şey. Neden? Yasaya uyup hükmü yok olmuş KHK’ları yok saydıklarında, görevden alınıp, 'Fetö’cü damgası yemek' tehlikesi vardır.  Durum bu kadar acı ve belirsiz bir noktaya sürüklenmektedir.

Yarın, çıkmazdaki yargıyı yazmaya devam edeceğim...

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.