1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. Vakit, Para Yapma Vakti -2- The Habibi Yalla!
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Vakit, Para Yapma Vakti -2- The Habibi Yalla!

A+A-

Hayattaki konumundan memnun olmayan bir taş kesici, zengin bir tüccarın gösterişli evi önünden geçerken, bu varlıklı adam gibi olmayı dilemiş. Mucize eseri bu ya, isteği o anda gerçekleşivermiş. Beklenmedik bu gelişme karşısında şaşkınlığa düşen işçi, tüccarlıkta ne yapacağını hiç bilemediği için, yeni vazifesinden çabucak bunalmış ve yüksek kademeli bir idareci olmayı arzulamış onun yerine. Yine gerçekleşiveren isteği akabinde, günler günleri kovalamış. Fakat, boynundaki kravat ile takım elbisesinin ağırlığından giderek rahatsızlık duymaya başlayan taş kesici, sıcak bir öğle vaktinde "Rüzgar kadar kuvvetli olmayı diliyorum!" diye buyurmuş alelacele. Bir çırpıda gerçekleşen hevesiyle, artık fırtınalar estirmeye başlayan işçi, ev çatılarını uçurmuş, ağaçları köklerinden sökmüş… Ona rağmen, hiç beklenmedik zamanda, büyük bir taşa takılı kalıvermiş. Tam bocaladığı sırada "Ben aslında bu taş kadar sağlam ve sarsılmaz olmak istiyorum!" diye haykırmış öfkeyle; biçimini, iri bir taş yüceliğinde buluverirken gerçekten... Ama… Kısa müddet sonra, katı yüzeyine keski atan bir çekiç sesi duyurarak irkilmiş. Çaresizlikle kıvranan işçi, durmaksızın yontulduğunu, şeklinin değiştirildiğini, hatta giderek küçüldüğünü fark etmiş. Akabinde "Koskoca bir taştan daha güçlü ne olabilir ki?" düşüncesiyle, kendisini yontmakta olan çekice yüz çevirmiş… Ve çekici, ustalıkla elinde sallayan bir taş kesicisi görmüş.

… 

Sizlerle paylaştığım yukarıdaki uyarlama ‘Başarının, başkalarının taklit edilmesiyle değil; kendimize has özellikler yoğunluğunun kullanılmasıyla anlamlı yerini bulacağına dair’ haklı bir göndermeye işaret etmektedir. Tipki Çin’lilerin, milliyetlerine ait özelliklerden taviz vermeksizin, küresel alanda uyguladığı yayılmacılık ivmesini ustalıkla kullanışı gibi.

Bilhassa, kendi içerisindeki endüstri kapasitesini, global arenaya ihracat ürün ve servisleri alanındaki yoğunluğuyla sunan Çin; ayni vesileyle partnerlik içerisine girdiği ülkelerin finans, hammadde, gıda ve enerji kapasitesi özelliklerinden de faydalanmaktadır. Bahsi edilen çıkar, ülkeye iç sınırlarında başta altyapı geliştirme, emlakçılık sektörü, iletişim teknolojileri alanında pozitif yatırım imkanları sunmaktadır. Aynı doğrultuda, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, yürürlükteki 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Programı’na işaret ederek ‘Ülkelerin, dünya ekonomisinin şekillendirilmesi açısından, tarihi fırsatlarla karşılaştığını’ hatırlatmış ve ‘Bu fırsatların, ekonomik biçimlendirme; geniş alanlı işbirliklerinin kurulması; yeni, kapsamlı, transparan, yenilikçi kalkınma yollarının aranması alanında değerlendirilmesi gerektiğini’ ifade etmiştir.

 

En büyük grup, bizim grup!...

Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere çağrı yapan Cumhurbaşkanı Jinping, ‘BRICS kapsamında iletişim ve olası işbirliği imkanlarının yaratılması niyetiyle, hazırlıklı bulunulduğu’ mesajını da iletmiştir. Açıklama üzerine Çin’in BRICS aracılığıyla ‘G-20; World Bank; UN; IMF; WTO; G77 (The Group of 77 and China); South-South Cooperation (Global South tanımlamasıyla da bilinen, gelişmekte olan ülkeler birliği); ASEAN (Association of Southeast Asian Nations); Asia-Pacific Economic Cooperation (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği–APEC); The East Asia Summit (EAS- Doğu Asya Zirvesi) ve içerisinde bulunulan diğer gruplarla beraber’ geniş alanlarda partnerlik içerisine girişerek, amaçlanırmış tüm yatırımlarda başarıya ulaşacağı garantilenmiştir. Dahası, Çin’in sınırlar ötesi piyasa dengelerini değiştiren ticari başarılarına, Rusya, İran, Irak, Sudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliği, Qatar başta olmak üzere gerçekleştirilmiş petrol-doğalgaz işbirliği projeleri eklendiğinde; ülkenin, ABD’nin pabucunu dama atacak bir ekonomik liderliğe doğru hızla yükseldiği anlaşılmaktadır.

 

Küresel alandaki diğer yapılanmalar…

Tabi ki, Çin ve proje ortakları açısından gerçekleştirilecek ekonomik işbirliklerinde, göz önünde tutulması gerekecek, daha riskli oluşumlar da bulunmaktadır. Vesile itibarıyla mesela, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Economic Community of West African States-ECOWAS); MENAP (Middle East, North Africa, Afghanistan, Pakistan) ülkeleri ile Caucaus ve Central Asia (CCA) yapılanması, değişken karakteristikler sunarak karşımıza çıkmaktadır. Dahası, MENAP’taki ülke finanslarının, düşük petrol fiyatlarına dayandırılmış bağımlı ayarlamaları ve sosyo-politik çatışmalar, bu kapsama alanında faaliyet gösteren pek çok yatırımcıyı tedirginliğe doğru sürüklemektedir. CCA bölgesinin ise öte taraftan, fazla hızlı sayılmayacak bir gelişme içerisine girdiği gözlemlenmiştir. Tüm bunlara rağmen IMF’ye göre, alt Sahara kapsamındaki Afrika ülkesi ekonomileri için, bu yıl sonu itibarıyla 2.6 civarında bir yükseliş indeksi beklenilmektedir. 

 

ABD, Sudi Arabistan ve UAE meselesi…

ABD’nin kurnaz bir hamleyle Jerusalem’i İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini, dolayısıyla İsrail’deki ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Jerusalem’e taşımaya karar verdiğini duyurması, kamuoyu üzerinde çalkantılı tepkilere yolarmıştır. Aslında, Amerikan mevcudiyetinin Ortadoğu’daki agresif politikalarını koruyacağına dair kışkırtıcı bir mesaj veren bu uygulama (Turkiye, Rusya, İran, Çin gücünün de dikkate alınarak çizildiği, politik bir rota dahilinde gerçekleştirilirken) ABD ekonomik pençesinin uluslararası yatırım sahaları üzerinden, çekilmeyeceğini de ilan etmektedir. Vesile itibarıyla kendisini etkileyecek tüm ekonomik uygulama akışlarında, Çin’e karşı ticaret kısıtlamaları getirmeyi de planlayan ABD; öte yandansa -özellikle- Sudi Arabistan ile arasındaki ilişkileri sağlamlaştırmayı sürdürecektir. 

 

Trump’in Jerusalem konulu kararını esefle kınayan –dolayısıyla ABD’ye karşı sert yaptırımlar uygulayabileceğini açıklayan- Sudi Arabistan ise, eleştirisini hemen takiben Enerji Bakanlığı tarafından bir açıklama yapmıştır: ‘Petrochemicals Company Saudi Basic Industries Corp (SABIC), ABD’de ciddi yatırımlar gerçekleştirmeyi planlamaktadır’. Simdi, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyenlere, bahsi edilen gelişmelerin devamını özetle açıklayalım: Örneğin, Sudi Aramco, Afrika ve Akdeniz ülkelerine petrol-doğalgaz alanında yatırımlar yapmaya odaklanacak iken; SABIC, önümüzdeki beş yıl içerisinde ABD’ye yönelik $3 ila $10 Milyar Dolarlık yatırım yapacaktır. Bu arada, ABD Enerji Sekreteri Rick Perry ‘Amerika’nın Sudi’lere yönelik sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatı yapılması olasılığını detaylarıyla değerlendirdiğini’ bile açıklamıştır.

Fakat, Amerikan girişimlerine karşı, zaten Çin ile yakın ilişkiler yürütmekte olan Rusya Enerji Bakanı Alexander Novak, Sudi Arabistan Enerji Bakanı Khalid al-Falih ile görüşerek ‘Rusya’nın Arctic bölgesinde, iki ülke ortaklığıyla, muhtemel bir sıvılaştırılmış doğalgaz sondaj alanı kurulabileceği üzerindeki’ planlama detaylarını tartışmıştır. Muhtemel çalışma akabinde, bölgeden yıllık 17,5 milyon ton sıvılaştırılmış doğalgaz çıkarılması beklenilmektedir. Yine aynı coğrafyadaki Çin-Rusya ve Sudi Arabistan dayanışmalı aktiviteleri de hatırımızda tutmakta yarar bulunmaktadır.

Bu atılım üzerine Birleşik Arap Emirliği-UAE (ki UAE de Amerika’ya Jerusalem konusunda teessüfler etmiştir) ile de görüşmelerini yoğunlaştıran ABD Enerji Sekreteri Perry, UAE ile ‘sıvılaştırılmış doğalgaz, ticaret ve benzeri pek çok alanda ortak projeler gerçekleştireceğini’ anons etmiştir. Hatta iki ülke, ‘uluslararası güvenlik şartlarına uygun rastlayacak adımlarla’ nükleer enerji üretimi konusunda karar birliğine bile ulaşmıştır.

Görüleceği üzere ABD’nin, Çin yayımcılığına karşı kullanmak üzere Sudi Arabistan ile UAE’i seçişi, tesadüf değildir. Bahsi edilen ülkeler arasında geçtiğimiz yıldan bu yana gerçekleştirilmiş milyarlarca dolarlık işbirliği anlaşmaları da dikkate alınarak vurgulayabiliriz ki: Yıl ortası verileri uyarınca Sudi’lerin $612 Milyar Dolara ulaşmış finans kurumu varlıklarının da etkisi ve 2030 ulusal kalkınma projesiyle; Emirati’lerin Expo 2020 programları akabinde ‘her iki Arap ülkesindeki finans kapasitesi büyümesinin, 2018 itibarıyla en az %5 oranında arttırması beklenmektedir ve Amerika, bu kekteki potansiyeli -malum politik amaçları dahilinde- Çin’in ayağına ekonomik çelme takmak niyetiyle de kullanacaktır’.

 

Türkiye - Çin Dostluğunun Sağlam Zemini…

Türkiye’nin bahsi edilen çoğu oluşumlara üye bulunması ya da yapılanma dışarısında kalan diğer ülkelerle, kararlı ilişkiler yürütmesi, ülkenin küresel alandaki gücünü sağlamlaştırması yönünde attığı istikrarlı adımlarını göstermektedir. Dolayısıyla, TC’nde kısa dönem çerçevesinde karşılaşılmış hareketlenmenin, ülke açısından, üstesinden gelinebilecek ve geçici bir sürece dair olduğu unutulmamalıdır. Çünkü, Dünya Bankası (Word Bank) uyarınca, büyümekte olan ekonomilerin 2018-2019 döneminde 4.6 oranında genişleyeceği beklenmektedir; ve Türkiye de büyümeyi hızla sürdüren bir ekonomik güç simgesi olarak kabul edilmektedir. 

Çin ve TC’nin lehinde de işleyecek global hareketlenmeler, özellikle ticari mal ve eşya -dolayısıyla ithal/ihraç ürünleri alanındaki pazarda- belirli bir gelişme sunacaktır. World Bank verilerine göre hatta 2018 yılı itibarıyla, ‘Gelişmekte olan ülkelerdeki, ticari mal ve eşya alanında faaliyet gösteren ihracatçı sayısının, ortalama 2.7 civarında yükselmesi beklenmektedir’. Yine aynı kapsama ithalat söz konusu edildiğindeyse, 2017-2019 döneminde ortalama 5.7 civarında bir kararlılık indeksi tahmin edilmektedir. 

IMF verilerine göreyse diğer taraftan, küresel alandaki ekonomik aktiviteler yükselişe geçerken, bu alandaki büyümenin 2018 yılında 3.7 oranına ulaşması beklenmektedir. Asya (özellikle Çin -yine!), 2018’de 5.5 oranında tahmin edilen bir yükselişle, para piyasalarını etkileyen ağırlığını sürdürecektir. Çin ekonomisinin, IMF beklentileri uyarınca, bu yıl 6.5 oranında istikrarla büyüyeceği tahmin edilmektedir. Yani, ülkenin bu yöndeki tutarlılığı, kendisiyle alakalı kılınacak diğer tüm işbirliklerini yakından etkileyecektir. 

Fakat her şeye rağmen, Asya’ya yönelik başlıca yatırım risklerinin mevcudiyeti de unutulmamalıdır: ‘Bölgeye dair ülkeler arasında politik gerginlikler; ani sermaye iniş-çıkışları; ülkelerin beklenmedik manevralarla bazen içe dönük uygulamalara yöneliverişi; uygulama belirsizlikleri ve Çin’in taviz vermez yaptırımları…’ bazı yatırımcıların karşılaşabileceği en basit örnekli riskler olarak gösterile bilinir. Bunların dışında, Asya’yla alakalı işbirliklerinin, ülkelere bağlı değişir şartlar ve amaçlara göre dengelenmesiyle, tarafların, planlanılmış olan hedeflerine ulaşacağı beklenmektedir.

Aynı bağlamda, Çinliler’in vurguladığı gibi: ‘Değişiklik fırtınası patlak verdiğinde bazı kişiler duvarlar inşa etmektedir, diğerleri ise yel değirmenleri’.

 

Sağlık, mutluluk ve bereketle pekiştirilmiş yeni bir yıl dileğiyle... SH

 

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.