1. YAZARLAR

  2. NURAY BAŞARAN

  3. Zafere Giden Yol
NURAY BAŞARAN

NURAY BAŞARAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Zafere Giden Yol

A+A-

Bu köşede sık sık değerlerimizin kaybolduğunu, kutsallarımıza dokunulmaması gerektiğini yazıyorum. Ve korkuyorum. Neden biliyor musunuz? Çocuklarımız ve torunlarımız, küreselleşmenin getirdiği yozlaşma ve insan ilişkilerinin kaybolması nedeniyle yakın bir zamanda kutsalları ve değerleri olmayan bir ülkede yaşayacaklar. Küreselleşmenin bize sunduğu nimetleri o kadar hoyrat hayatımıza yerleştiriyoruz ki, mevcut varlık ve var olma sebeplerimiz kırılıp dökülüyor, adeta yok oluyor.

Bunu daha iyi anlamak için hem dini hem de milli bayramlarımıza bakmamız yeterli. 10 gün gibi uzun tatil sürelerine çıkarılan dini bayramlarımız, sıkıntılı durumdaki turizmimizi canlandırsın, buna ihtiyaç var.  Ancak çevremdeki bütün arkadaşlarım, hatta çocuklarımız, bayramlarda sadece ‘tatil’ planı yapıyor. Bu tatilin içinde dini bayramlarımız adına büyüklerle bayramlaşma, buluşma, zaman geçirme yok.  Bu alandaki eski gelenekler yok oldu. Geriye kalan ise ya tatile çıkmadan önce veya tatil dönüşü ailemizin büyüklerinin yanına birkaç günlük uğramak oluyor. Hatta çoğunluğumuz, ‘tatil uzun olunca dinlenmek için bir program yaptık ‘cümlesiyle başlayan bir telefon kutlaması ile bayramları geçiştiriyoruz. Ulaşım araçlarındaki hız ve kolaylık, ailevi ve insani bağlarımızı yakınlaştırmıyor, aksine uzaklaştırıyor. Ulaşım kolaylaştı, ama birbirimize ulaşamıyoruz.

Dini bayramlarda olduğu gibi, milli bayramlarımızda da aynı durumu yaşıyoruz. Eskiden okullar ve öğrenciler milli bayramları kutlar ve çocukların coşkusu ve neşesinden dolayı bu atmosfer her eve yansırdı.  Çocukluğumda bu tür bayramlarda (okulumuzda) şiir ve kompozisyon yarışmaları olurdu. Okullar arası, il ve ilçe çapında yarışmalar düzenlenirdi. Bayramlar, adeta şölene dönüşürdü ve toplum olarak büyük heyecanlar yaşardık. Geceleri şehirlerde fener alayları festival niteliğindeydi. Bu kadar ‘hızlı’ bir haber alma ağı ve medyamız yoktu belki ama bu kutlamaları yüreğimizde hisseder, kalplerimiz ülke sevdası için hızlı hızlı atardı. Şimdi o milli bayramlardaki ritüellerin de azaldığını, hatta yok olduğunu görüyorum. Bu düşüncelerle yetkililere sesleniyorum:

Sizleri, bizleri bu günlere getiren değerler yok olursa, bu kültürümüzü koruyamazsak, yapay ve taklitle yaşayan bir toplum oluruz. İdealleri ve gelenekleri olmayan bir toplumda yönetici ya da yetkili olmamızın anlamı olmaz.

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı ve bu büyük Bayram herkese kutlu olsun.  BÜYÜK BAYRAM diyorum. Çünkü, bugün ülke olarak Zaferimizi ilan ettiğimiz gün. Ülkemizi parçalayıp hepimizi vatansız kitlelere dönüştürecek işgal sürecine karşı verilen bağımsızlık mücadelemizin büyük zaferi, 30 Ağustos'ta ilan edildi ve bugün Bayram olarak kutlanıyor. Biliyorum, tarih biraz sıkıcıdır ama bizi ‘VAR’ eden değerleri de yaşatmak gerekir. Bu nedenle, geleneklerimizi ve değerlerimizi bir bir kaybettiğimizi düşündüğüm bu günlerde, günün anlamına dair birkaç tarihi bilgiyi de yazmadan edemeyeceğim.

Büyük bayram, 26 Ağustos 1922 yılında başlayıp 30 Ağustos 1922 tarihine kadar Dumlupınarda devam eden ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde zaferle sonuçlanan Büyük Taarruzu (Başkomutanlık Meydan Muharebesi) anmak için kutlanmaktadır. İşgal devletleri ülke topraklarını daha geç terk etse de 30 Ağustos, sembolik olarak ülke topraklarımızın yeniden kazanıldığı günü temsil etmektedir.

Büyük Taarruz; Kütahya-Dumlupınar civarında Türk ve Yunan askerleri arasında yapılmış, tarih olarak 30 Ağustosta gerçekleşmiştir. Öncesinde Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonucu olarak Yunanlılar, İngilizlerden yardım talebinde bulunmuş, ancak bu talepleri reddedilmiştir. Yunan işgal güçleri, İngiltere'den yardım talepleri reddedilmesine rağmen mevcut hükümetlerinin baskısıyla Anadolu'da kalmaya devam etmiş, Türkiye topraklarından çekilmemişlerdir. Türkiye, İngiltere ile ortak bir yol bulamayacağını anladığında, taarruza geçme kararı almıştır. Daha sonrasında seferberlik ilan edilmiş, eksiklik olduğu düşünülen bölgelere askerler yerleştirilmiştir. Bu esnada Yunan Ordusu da herhangi bir taarruz ihtimaline karşılık, Türk Ordusu'na üstünlük sağlayabilmek için birçok kamyon, uçak ve otomobil tahsis etmiştir ki bu onlara Türk Ordusuna karşı fazlasıyla keşif ve lojistik açısından üstünlük sağlamıştır. Bu şekilde açık arazide karşı tarafa göre çok daha başarılı olabileceklerini, karşı tarafın oluşturabileceği herhangi bir sığınak ya da benzeri bir alanı kolaylıkla teşhis edebileceklerini düşünmüşlerdir. Ancak Yunanistan'ın bilmediği, Mustafa Kemal Atatürk'ün gizli planıdır. Her ne kadar lojistik ve askeri sevkiyat konusunda Türkiye'den üstün olsa da Yunanistan, savaş ve strateji dâhisi Atatürk'ün güney ve kuzey tarafından gelmesini hesaplayamamıştır. Bir anda başlayan taarruzda Yunanistan işgal kuvvetleri, yalnızca askeri lojistik ekipmanlarını geride bırakmakla kalmamış, ölen Yunan askerlerini de Türkiye'de bırakarak kaçmışlardır. Nutuk'ta Mustafa Kemal Atatürk, bunun Yunanlılar için utancını ifade etmiştir.

Peki o dönemin ittifakları nasıl olmuştur?

Yrd. Doç. Dr. Emin Elmacı'ya göre Yahudiler, Kurtuluş Savaşında Yunanlıları değil, Türkleri desteklemiştir. Emin Elmacı'ya göre; "genel tablo olarak baktığımızda Kurtuluş Savaşı’nda en azından hiçbir şeye karışmadıklarını, hatta birçoğunun bizi desteklediğini biliyoruz. Hatta Osmanlı’da Yahudiler isimli kitapta da bu durum anlatılmıştır. Bir örnek vermek gerekirse, Yunan Kralı Ağustos ayında İzmire geldiğinde, İzmir Yahudi Cemaati Başkanı’nı yanına çağırıp destek istemiş, Rumlardansa Türkleri tercih ederiz yanıtını almıştır."

 

Emin Elmacı, Yunan işgal kuvvetlerinin son günlerini şöyle anlatıyor: "Bir kere Yunan ordusu, Türk taarruzu sonrasında panik halinde geri çekilirken geride bıraktığı her şeyi yakıyor. Bakın Manisada bulunan 15 bin evden 10 bini yakılıyor. Hem de dipçiklerle, süngülerle insanlar evlerine sokulduktan sonra yakılıyor. Aydında da böyle durumlar meydana geliyor. İzmire gelindiğinde Yunan askerleri gemilere binip kaçıyor ama bir de yerli Rumlar var. Onlar ise Türk halkından kaçıyor. Çünkü işgal sırasındaki mezalimden dolayı halkta bir kin var. Tabii sonunda Türk ordusuna sığınıyorlar. Hatta bir kısmı Denizli tarafına gönderiliyor. Dönemin Fransız belgelerinde, 'Türk ordusu çok düzenli' ibaresi geçiyor."

 

Zafer Bayramı’nı kutlamak için çilenin her halini yaşadığımızı dile getiren Elmacı; "Bir kere batı karşıtı Rusya’dan gelen bariz yardım var. Sakarya Savaşı sonrasında Fransızlar Anadolu’yu terk edince onların bıraktığı silahlar bize kalıyor. Kafkaslarda Kazım Karabekir denetimindeki orduya ait silah ve mühimmat batıya taşınıyor. Ayrıca, İtalyanlarla da anlaşılıyor ve onların silahları da yine bize kalıyor. Mühimmatların çapları bile küçük atölyelerde değiştiriliyor. Bu da bize malzemelerin ne kadar titiz kullanıldığını gösteriyor. Sakarya Savaşı sonrası çok fazla uçağımız yoktur ve kanatları da yırtıktır. Balmumuyla sertleştirilip kolayla yapıştırılan bez kanatları vardır bu uçakların. Pilotlar, her havalanmalarında geri dönmeme bilinciyle uçarlar" ifadeleriyle ne kadar zor koşullarda Zafer kazanıldığını açıklamaktadır.

 

Bunları neden yazıyorum, biliyor musunuz? Biz balmumuyla sertleştirilip kolayla yapıştırılan bez kanatları olan uçaklara binen pilotlarla çizdiğimiz sınırları, bugünlerde tereddütsüz koruyacak bir güce sahibiz. Biliyorum ki, hala o günkü ruhta, her havalandıklarında geri dönmeme bilinciyle uçacak pilotlara sahibiz. Sınırlarımızda yaşanacak ‘Referandumlar' ile sınır değiştirtmeyiz. Yeter ki, bizi yöneten siyasilerimiz ‘masa başında’ yanlış kararlar almasın ve masada yanlış sandalyeye oturmasınlar.

Yarın 30 AĞOSTOS Zafer Bayramı nedeniyle ara verdiğim VATİKAN yazılarına kaldığımız yerden devam edeceğim. Cizvit okullarında eğitim gören baş danışmanları, Vatikan’daki Cizvit depreminin bize etkilerini ve tabii ki Trump’la ilgili ABD’deki son sıcak gelişmeleri paylaşmak üzere BÜYÜK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN…

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.