1. YAZARLAR

  2. NURAY BAŞARAN

  3. Ankara’da neler oluyor?- 2
NURAY BAŞARAN

NURAY BAŞARAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Ankara’da neler oluyor?- 2

A+A-

Dün kaldığımız yerden devam edelim.

BOP Projesi ile Türkiye, sadece küresel sermaye, küresel siyaset ve küresel iktidarlarla tanışmakla kalmadı. Aynı zamanda, Türkiye'nin DNA’larıyla da oynandı. Daha önce bölgede 'model ülke’ olarak gösterilen Türkiye'nin, önce  'modelliği',  yeni proje çerçevesinde değiştirilmeye ve bölgeye uyarlanmaya başlandı. Laik cumhuriyet, küresel siyaset gücü ile  ‘ılımlı İslam modeli’ne dönüştürülüp özellikle Ortadoğu'ya, "biz de sizin gibiyiz" mesajı verildi. Bugüne kadar batı tarafından gerekli demokratik standartları taşımadığı için AB dışında tutulan Türkiye, vites büyütüp ilerlemek ve yeni kurulan başka dünyalarda yerini almayı tercih etti. Arap ve İslam dünyası tarafından (din ve devlet işlerini ayırdığı ve laik olduğu için) "İslam ülkesi" kabul edilmeyen Türkiye ‘deki yeni iktidar, ARAF’taki durumunu adeta gözden geçirmeye başladı.

Türkiye’deki ‘küresel iktidar’, önce AB’de ciddi ve önemli adımlar attı. Batı da bundan umutlandı. İçerdeki halk, insan hakları ve özgürlükler noktasında bir ‘oh’ çekti. Çünkü bugüne kadar, ‘Cumhuriyet’i koruma’ adı altında insan hak ve özgürlüklerine karşı yapılmış önemli hataların birikimi, toplum hafızasından hiç bir dönemde silinmemiş, hafızalarda kalıcı travmalar bırakmıştı. AB’ye karşı yapılmış açılımlar ve bu sayedeki kazanımlar elde edilirken de ülkenin en büyük kaybı, laik Cumhuriyetin varlığını koruyan TSK üzerindeki ‘zayıflatma’ ve yıpratma operasyonları oldu.

Elbette ki, dünyanın ger bölgesinde birçok devlet kurumunda hatalar ve bazı kriminal olaylar olduğu gibi, TSK içinde de vardı. Ancak bunları gidermenin ve temizlemenin yolu olarak TSK içerisinde adeta kurumu tasfiye eder nitelikte çalışmalar yapıldı. Toplum hafızasındaki kötü anılar, (gerek darbe filmleri ve gerekse geçmişteki 28 Şubat'ın kötü anılarıyla) gündeme getirilerek adeta 'toptan suçlama’ duygusu yaratıldı ve toptancı bir yargılama modeli geliştirildi. Toptan suçlama ve ardından gelen ‘toptan aklama’ yöntemleri ise sadece kurumun yıpranmasına, gücünü kaybetmesine, belki küstürülüp baskı altına alınmasından öteye gitmedi. Kriminal olan her şey yerli yerinde kalırken; bir sabah baktığımızda o güçlü  ve tartışılmaz TSK'yı  ve milli ruhu  toplum  artık hissetmez oldu.  Kimilerine göre, ‘asker ne diyor?’ devri kapanmıştı. Kimilerine göre, ‘parantez’ kaldırılmıştı! Ta ki 15 Temmuz darbe girişimine kadar.

Bir gün uyandığımızda bu kez, ‘küresel iktidarı' aratan küresel güç, uzun süredir ‘asker ne diyor?’ sorusunun sorulmadığı ülkemizde, bu kez  ‘asker’ eliyle siyasal iktidara ‘ayar’ veriyordu. Bu ayar ise Türkiye’nin sistemini değiştirmeye kadar gidecek ve önümüze, Cumhurbaşkanlığı Sistemi için referandum sandığını getirilecekti.

Bu süreçte, Türkiye’deki temel güç olan TSK ile birlikte hareket eden Türk şirketleri küreselleşme ile birlikte yürüyor ve büyüyordu. Adına "Türk burjuvazisi" dediğimiz ya da zenginliğin zirvesindeki aileler, bir şey üretme ve milli bir marka ile değil,  yabancı markaların  ‘satış zincirini’ gerçekleştirerek zengin oldukları için (dış bağlantıları ile büyüdüklerinden olsa gerek) bütün faaliyetlerinde küresel güçlerin yanında olmayı tercih ettiler. Küreselleşme, büyük aile şirketlerini büyütüyordu. Oysa bir başka gerçek daha vardı: Şirketler büyürken, devletler küçülüyordu. Dünyanın gerçeği buydu. Lafın kısası, Devletler ile şirketler karşı karşıya geliyordu. Burjuvazi ya da sermaye, olup bitenlerden rahatsız değildi. Ta ki gelişmeler onlara dokunana kadar. Bir süre sonra, küresel şirketler de ülkemizde var olmak istemeye başlayınca ve bazıları da çok rahat burada hayat bulunca, rekabete alışık olmayan Türk sermayedarları (burjuvazisi) kıpırdanmaya başladı. Bugüne kadar batı ve İsrail ile hareket eden Türk burjuvazisinin bir kısmı, hiçbir zaman İslamcıları ciddiye almamasına rağmen, İran-Irak başta olmak üzere bazı İslam ülkelerinde enerji sektörü ağırlıklı ticarete başladı. Yerli ve küresel sermaye arasında buralarda anlaşmalar veya ön anlaşmalar yapanlar bile oldu. Ancak Ortadoğu’daki dinler savaşının göbeğinde, bunu sağlıklı yapmak o günlerde tam anlamıyla mümkün olmadı. Ön anlaşmaların büyük çoğunluğu, ticarete yansıyamadı paraya ve nakde tahvil edilemedi. İki taraftan da preslenen şirketler, varlıklarının elden gideceği korkusu ve gerçeği ile yeniden içeriye dönüp kendilerine ‘koruma’ ararken,  bazı güçlü aile şirketleri, aile bireylerini bile bu süreçte kaybettiler. Bunlar, elbette uzun uzadıya anlatılması gereken hikayeler ve ekonomik-toplumsal gerçeklerimizdir.

Bir gerçeğin altını çizmemiz gerekiyor. Bu gerçek, yakın dönemdeki gelişmeleri belirleyecek kadar önemlidir. Şimdi sıkı durun, bu gerçeği açıklıyorum:  Türk burjuvazisi ve siyasi muhalefet, şu anda Cumhurbaşkanlığı Sistemi Referandumunun iptali için birlik olup kolları sıvadı. Gündemde ise AİHM’den, YSK’ya; AYM’den, Sami Selçuk’un hazırladığı son rapora kadar ciddi çalışma var. Ciddi veriler de toplanmış durumda. Üstelik bu kez, küresel güçlere karşı herkes ‘milli devleti’ ile hareket ediyor. Belki de ilk kez, ortak bir çıkar ya da ideal için yola çıkılmış ve devletin devamı için bir yola girilmiş durumda. Nasıl mı? Yarın devam edeceğiz.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.