1. YAZARLAR

  2. SHENI HAMID/Londra

  3. SÜNNİ İSLAM LİDERLİĞİ REKABET ÜÇGENİ VE AYASOFYA
SHENI HAMID/Londra

SHENI HAMID/Londra

Avrupa ve Londra Temsilcisi
Yazarın Tüm Yazıları >

SÜNNİ İSLAM LİDERLİĞİ REKABET ÜÇGENİ VE AYASOFYA

A+A-

Dünya kamuoyunun belli başlı figürleri, Covid-19 ile karşılaşılan zorlukları geride bırakmayı sanki ziyadesiyle başarmış gibi; şimdi de işi-gücü ihmal edip ‘Türkiye’nin tarihi Ayasofya’sı, Cami olarak ibadete açılabilinir mi, yoksa açılamaz mı?’spekülasyonlarının peşine düşmüş.

Aynı bağlamda, içteki spekülatörleri, yetkililere havale etmekle beraber; International sahalardaki düzen bozuculara hitaben ‘Türkiye’nin kendi sınırları içerisinde verilmiş kararlar, sizleri rahatsız etmemeli(!)’ diyerek, son sözü, evvelden vurguluyor ve meselenin tarihi bir rekabet üçgeninde yatan özüne, kısa bir özetle dikkatinizi çeviriyorum:

To whom that might concern’in özeti:

İçerik itibarıyla, Saudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliği, Bahreyn ve Mısır’ın, Qatar’ı dize getirme niyetli plan kovanına; Ortadoğu topraklarındaki varlığıyla rahatsızlık vermiş bulunan Türkiye, sadece geleneksel Arapların değil, AB ülkeleri ile ABD yönetiminin de huzurunu kaçırmıştır.

Ne de olsa, malum batı ve doğu devletleri gözünde AK Parti idaresi çünkü, geçmişteki Osmanlı dönemi zaferlerini temel alarak, Sünni Müslümanlığın liderliğini yakalayabilme niyetiyle ilerlemekteydi.

İşin aslına Ankara yönetimi açısından bakıldığında ise, Başkan Erdoğan Türkiye’sinin İslam ve demokrasi modernliğini bağdaştırarak, yepyeni bir dini güven ile uygulama anlayışı getirmeyi amaçladığı vurgulanabilinecektir.

Öte yandan, Türkiye’yi Qatar, Pakistan, Malesia, Libya, Ethiopia, Sudan, Rusya, Çin ve Uzakdoğu’daki diğer ülkeler ile kurduğu başarılı ilişkilerden dolayı ‘dikbaşlı bir dini yayılmacılık ülkesi’ tanımlamasıyla eleştirmek; Saudi Arabia, UAE, Mısır ve bazı batı devletleri tarafından yapılmış etiketleme daha olmuştur. Özellikle, Türkiye ile Saudi Arabistan arasındaki soğuk savaş zaten, demokratik İslam ya da Wahabi İslam anlayışlarını, inananlara açıklayabilme uğraşısına dönüşmüşken…

Vesileye dair:

Elbetteki, Riyadh Krallığı, hem dini liderlik yönündeki rakibi modern Türkiye’yi geride bırakmak hem de tüm dünyaya, çağdaş bir ülke olduğunu kanıtlayabilmek için, imajını değiştirmeye bile başlamıştır. Örneğin, krallığın Prens Mohammed bin Salman bin Abdulaziz al Saud’u, ilan ettiği ulusal değişim planı ile Saudi Arabistan’ın, dini açıdan yansıttığı aşırılık tablosuna son vermeyi amaçlamaktaydı. ‘2030 Saudi Vizyonu’ olarak nitelendirilen çağdaşlaşma programı uyarınca, 100 Milyar Dolarlık, (ve de petrol kaynağına dayanmayacak) bir gelir dönüşümü sağlamayı amaçlayan ülke, destekçilerine cömertçe ulaşacak bir ekonomik refahı da garantilemekteydi. Mesela, aynı niyetle yapılan yatırımlar doğrultusunda, krallığın en büyük yapı-inşaat firması Saudi Binladin Group, edindiği 1.1 Milyar Dolar tutarındaki İslam kredisi imkanıyla halen, Mekke’deki kutsal Al-Masjid al-Haram’ın tadilatını yürütmekteydi.

Ta ki… Covid-19 salgınının kendini gösterdiği güne değin.

Şimdi, fazla kısır döngülü, ‘batı-doğu; din ve ekonomi entrikaları’ kapsamında, gelelim Mısır’ın Al-Azhar Üniversitesine:

Bazı çevrelerce Müslümanlığın Vatikan’ı olarak tanımlanan Kahire’deki Al-Azhar Üniversitesi, Fatımi’ler tarafından 970 yılı civarında kurulmuştur. Tarihten bu yana, İslami eğitimin merkezi olarak kabul edilen üniversite ile ona bağlı Al-Azhar Cami’si çatısı altındaki dini okullardan Sünni mezhebine ait Al-Ashari ile Al-Maturidi okulları, etkisini bugün Asya ve Uzakdoğu’ya dahi hakim kılmaktadır. Al-Azhar bünyesinde, bahsi geçen Sunni okullarının yanında, yine ayni inanca ait Hanefi, Maliki, Shafi, Hanbali mezhepleri; yedi Sufi emirnamesi ile Selefilik ve Wahabilik eğitimleri muhafaza edilmektedir. İşte başta bu sebep de hesaplarında bulunması beraberınde, Mısır’da pekçok karar verici, kendilerini İslam aleminin doğal lideri olarak da kabul etmektedir.

Fakat aynı konu ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, tüm dünyanın iştahını kabartan doğalgaz ve petrol kaynakları zenginliği Mısır’da bulunmadığı için, Al-Azhar Üniversitesi’nin ‘islam liderliği yarışında’ batı devletlerinden fazla destek almayacağı da bilinmektedir.

Kısacası, vesile itibarıyla Mısır, Saudi Arabia ile Türkiye’den bile daha az bir ‘dini liderlik’ avantajına sahiptir. Fakat, konuya dair karışıklık yaratma gereği duyabilecek ‘bazı’ empeyalist ülkeler, vaziyeti yer ile zamanı geldiğinde körüklemekten de kaçınmayacaktır.

After all…

Yukarıda bahsettiğimbazı ülkelerin konuya dair esefli kınamalarına ragmen; Türkiye’nin, AYASOFYA’yı cami olarak tekrar halka açmasında hiçbir tarihi yıkıcılık ardniyeti veya diğer inançlara karşı yapılmış bir saygısızlık meselesi yoktur.

Çünkü asıl yıkıcılık, ekonomik menfaatlerini ‘din perdesi arkasına saklayarak’ kullananmaya devam eden ve yaylımcı ajandalarını gizleyerek hareket eden, sözde barışçıl istismarcılar tarafından yaratılmaktadır. Ve artık bunların kimler olduğunu çoğumuz iyi biliyoruz.

Yani, hadi herkes işine gücüne baksın, İstanbul’un 1453 yılında fethedildiği o şanlı günden beri, boğazdan çok sular geçti ama birdaha da hiçbir düşman entrikası geçemedi.

Anlayanlar, anlayamayanlara anlatsın.

Yazıların her türlü yasal sorumluluğu Yazarın kendisine aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.