Rusya’da Putin’le görüşen İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, şimdi de Çin’e gidiyor. ABD-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı krizi ve Trump’ın reddettiği 14 maddelik teklif sonrası Pekin temasları mercek altında.
Ortadoğu’da tansiyon düşmek bilmiyor. ABD ile İran arasında aylardır süren müzakere trafiği sonuçsuz kalırken, Tahran yönetimi diplomasi atağını hızlandırdı. Geçtiğimiz günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile St. Petersburg’da bir araya gelen İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, şimdi de rotasını Çin’e çevirdi.
Pekin’de yapılacak temasların, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil; ABD-İran krizi, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve küresel enerji dengeleri bakımından da kritik olduğu değerlendiriliyor.
Abbas Arakçi Çin Ziyareti: Kritik Temaslar Bekleniyor
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Çin ziyareti, diplomatik takvimin en dikkat çeken başlıklarından biri haline geldi. ABD ile müzakere sürecinin yeniden tıkanması ve Washington’un İran’a yönelik deniz ablukası kararının ardından Pekin hattı daha da önem kazandı.
Diplomatik kaynaklar, Arakçi’nin Çinli üst düzey yetkililerle bölgesel güvenlik, enerji ticareti ve müzakere sürecine dair kapsamlı görüşmeler yapmasının beklendiğini aktarıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin kısıtlanması ve petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, Çin’in de doğrudan etkilendiği başlıklar arasında yer alıyor.
Rusya Teması Sonrası Çin Hamlesi
Arakçi, Çin ziyareti öncesinde Rusya’nın St. Petersburg kentinde Vladimir Putin ile görüşmüştü. Bu temas sonrası Kremlin’den yapılan açıklamada, Moskova’nın Orta Doğu’da barış için çaba göstereceği belirtilmişti.
Putin’in, “Rusya, İran ve bölgedeki diğer ülkelerin çıkarları doğrultusunda Orta Doğu'ya en kısa sürede barış getirmek için mümkün olan her şeyi yapacak” sözleri, diplomatik kulislerde geniş yankı uyandırmıştı.
Uzmanlar, İran’ın Moskova ve Pekin hattında eş zamanlı diplomasi yürütmesinin, Washington’a karşı stratejik bir denge arayışı olduğunu değerlendiriyor.
Çin’in Çifte Stratejisi İddiası
The New York Times’ta yayımlanan analizde, Çin’in savaş ortamında hem ABD hem de İran üzerinden avantaj sağlamaya çalıştığı öne sürüldü. Haberde, Pekin yönetiminin bir yandan İran’ı müzakereye teşvik ettiği, diğer yandan ise ticari ilişkileri sürdürdüğü ifade edildi.
Analizde yer alan, “Pekin, bir yandan İran’ı müzakereye zorlarken diğer yandan ticari ve dolaylı destek kanallarını açık tutarak çifte hamle yürütüyor” değerlendirmesi dikkat çekti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyareti öncesinde Pekin’in bu denge politikasını daha da dikkatli yürüttüğü yorumları yapılıyor.
Hürmüz Boğazı Krizi ve Deniz Ablukası
ABD-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı’nda alınan kararlarla küresel enerji piyasalarını da etkiledi. İran’ın, ABD-İsrail saldırılarının ardından boğazı geçişlere kapatması petrol fiyatlarında sert artışa yol açtı. Uzmanlara göre fiyatlar, savaş öncesine kıyasla yüzde 80’e varan oranlarda yükseldi.
Ateşkes sonrası kısa süreli bir yumuşama yaşansa da, ABD’nin İran bağlantılı gemilere yönelik deniz ablukası uygulaması gerilimi yeniden tırmandırdı. Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda karşılıklı müdahaleler, krizin yalnızca diplomatik değil askeri boyutunun da sürdüğünü gösterdi.
14 Maddelik Teklif ve Trump’ın Tepkisi
ABD ile İran arasında Pakistan arabuluculuğunda yürütülen temaslar kapsamında Tahran yönetimi 14 maddelik bir müzakere taslağı sundu. Söz konusu teklifin savaşın sonlandırılmasına yönelik somut adımlar içerdiği ifade edildi.
Ancak ABD Başkanı Donald Trump, İsrail devlet televizyonu KAN’a yaptığı açıklamada teklifin kendisi için kabul edilemez olduğunu söyledi. Trump, “İran'ın yeni teklifini inceledim ve benim için kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
Trump’ın “Kabul edemeyeceğim şeyler var” sözleri, müzakere sürecinin yeniden belirsizliğe girdiği şeklinde yorumlandı.
Arakçi’nin Çin temasları, ABD-İran müzakerelerinin geleceği açısından belirleyici olabilir. Çin’in hem enerji tedarik güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından İran’la ilişkilerini sürdürmek istediği biliniyor.