Necmettin Erbakan başbakanlığındaki koalisyon hükümeti, Türkiye’yi vesayet altına almış olan askeri-siyasi çevrelerin ve bu çevrelerin uzantısı olan istihbarat-medya yapılarının tepkisini çekiyordu.
İstihbarat çevreleri ile içli dışlı olan vesayet medyası ilk günden itibaren hükümeti kötülemeye, iç ve dış çevrelerde küçük düşürmeye çalışıyordu.
Başbakan Erbakan'ın 6 Ekim'de Libya'ya yaptığı ziyaret, 3 Kasım'da yaşanan Susurluk kazası ve derin yapılarla ilişkili bir takım şeyhlerin kışkırtmaları vesayet çevrelerini harekete geçirdi.
"Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık" gibi eylemler başlatılarak gerilim yükseltildi.
Başbakan Erbakan'ın 11 Ocak 1997'de tarikat şeyhlerine resmi konutunda iftar yemeği vermesi, 31 Ocak'ta Sincan Belediyesi'nin düzenlediği ve cihat oyununun oynandığı Kudüs Gecesi, ardından Aczimendilerin Ankara'da bir başka grubun da İstanbul'da "şeriat isteriz" sloganlarıyla düzenlediği eylemler, gerilimi tetikledi.
Medyanın kışkırtması ve hedef göstermesi, hükümeti devirmek için bahane arayan askeri çevreleri harekete geçirdi.
28 Şubat 1997 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısı bu koşullar altında yapıldı.
MGK'da alınan kararlar
9 saat süren toplantıda, MGK bildirisinde laikliğin Türkiye'de demokrasi ve hukukun teminatı olduğu vurgulanırken, hükümetten aralarında 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi, tarikatlara bağlı okulların Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilmesi, Kuran kurslarının denetlenmesi ve kılık-kıyafet kanunun uyulmasını da içeren bir dizi eylemi hayata geçirmesi istendi.
Bu toplantıdan birkaç ay sonra Refah Partisi hakkında "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu" gerekçesiyle kapatma davası açıldı.
Bu dönemde Genelkurmay Karargahı'na davet edilen gazetecilere, yargı mensuplarına ve üst düzey bürokratlara komuta kademesi tarafından "irtica tehdidine karşı brifingler" verildi.
Daha sonraki yıllarda, bu dönemde Genelkurmay bünyesinde Batı Çalışma Grubu adı altında bir yapı oluşturulduğu ve birçok kişi, kurum ve olay hakkında kayıtlar tutulduğu ortaya çıktı.
Haziran ayında koalisyon ortağı DYP lideri Tansu Çiller, tansiyonu düşürmek adına, Erbakan'ın istifa etmesini ve kendisinin başbakan olmasını önerdi.
Bu öneriyi kabul eden Erbakan, istifasını sundu.
Ancak dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümeti kurma görevini Çiller'e değil, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi.
Mesut Yılmaz’ın hükümet kurma çalışmalarına başladığı dönemde, Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi büyük bir baskı altına alındı. DYP milletvekillerinin yarıya yakını baskı ve şantaj uygulanarak istifa ettirildi.
DYP’den istifa eden milletvekilleri Hüsamettin Cindoruk liderliğindeki Demokratik Türkiye Partisi (DTP)’ne geçirildi.
ANAP Lideri Mesut Yılmaz, Haziran ayı sonunda, Bülent Ecevit'in lideri olduğu Demokratik Sol Parti (DSP) ve Hüsamettin Cindoruk'un liderliğindeki Demokratik Türkiye Partisi (DTP) ile ANASOL-D koalisyonunu kurdu.
Halkın verdiği oylarla kurulan RP-DYP koalisyonu askeri vesayet çevreleri tarafından yıkılmıştı.
'Balans ayarı' ve '1000 yıl sürecek' sözleri
Çevik Bir o dönem Sincan'dan tankların geçmesiyle ilgili olarak "Demokrasiye balans ayarı" demiş, Karadayı'dan sonra göreve gelen Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu da "28 Şubat, 1000 yıl sürecek" diye konuşmuştu.
Türkiye'de 1997 yılında yaşananlar bazıları için ordunun doğrudan siyasete müdahalesi, bir başka kesim için ise laikliğin kurtarılması için yapılmış gerekli bir hamle olarak görülüyor.