Yaklaşık üç aydır tutuklu bulunan komedyen Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisindeki ifadeler nedeniyle yargılandığı davada ilk kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme Göktaş’a iki ayrı suçtan toplam 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezası verirken, “suçu ve suçluyu övme” suçlamasından beraatine ve hükümle birlikte tahliyesine karar verdi.
Deniz Göktaş ilk kez hakim karşısına çıktı
Sosyal medya platformlarında yayımlanan stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan komedyen Deniz Göktaş’ın yargılandığı davada ilk duruşma görüldü.
Göktaş, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” ile “suçu ve suçluyu övme” suçlamalarıyla hakim karşısına çıktı. Duruşma İstanbul 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görüldü. Salon kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle yargılama İstanbul 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonunda gerçekleştirildi.
Yaklaşık üç aydır tutuklu bulunan Göktaş, duruşmada uzun bir savunma yaptı. Hakkındaki suçlamalara tek tek yanıt veren komedyen, gösterisindeki ifadelerin bağlamından koparıldığını savundu.
“Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemiyordum”
Deniz Göktaş savunmasında gözaltına alınması ve adliyeye getirilmesinin ardından yaşadıklarını da anlattı. Yurt dışına yaptığı seyahatin basında “kaçtı” şeklinde yansıtıldığını söyleyen Göktaş, seyahatinin rutin olduğunu belirtti.
Göktaş, “Benim gösterime yapılan organize bir linç kampanyasından ibarettir. Turnem biter bitmez, her yıl olduğu gibi yurt dışındaki arkadaşlarımın yanına gittim. Gelecek görmedikleri için yurt dışına gidip oturum izni alan bütün arkadaşlarımı, her gittiğimde Türkiye’ye dönmeleri ve beyin göçünü tersine çevirmeleri için ikna etmeye çalışan biriyim. Buna rağmen rutin seyahatlerim basında ‘yurt dışına kaçtı’ şeklinde haber yapıldı. Bunları onların yanında okumak da trajikomikti. Ben beyin göçünü engellemeye çalıştıkça Türkiye Cumhuriyeti bunu zorlaştırıyor. Polis memurları bana, ‘Deniz, ne yapıyorsun, niye Türkiye’ye döndün?’ diye sordu. ‘Senin yerinde olsam, Türkiye’de kalmam’ dediler. Polis memurları bile Türkiye’den gitmek istiyor. Çocukken bize, ‘Devlet memuru ol, hayatın kurtulur’ derlerdi. Şimdi devlet memurları da gitmenin hayalini kuruyor. Bu süreçte karşılaştığım birçok kişi bana aynı şeyi söyledi. Ertesi sabah Çağlayan Adliyesi’ne getirildim. Savcılık ifademde davaya konu olan gösterideki şakaları anlattım. Savcılık sorgusundan sonra hakimliğe çıkarılmayı beklerken aileme, avukatlarıma ve bana ‘Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?’ diye soruldu. Görüşmek istemediğimi söyledim. Buna rağmen adliye koridorunda bir komiserin yönlendirmesiyle kendisiyle görüştürüldüm. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Ben böyle bir görüşme istemiyordum. İddianamenin hazırlanması 64 gün sürdü. Bir de 57’nci gün, cuma akşamı mesai bittikten sonra bir haber geldi. Bana, ‘Deniz, toparlan’ dediler. Yine avukatlarım çağrılmamıştı. Beni tutuklayan hakimin karşısına çıkarıldım. Hakkımda yeni bir suçlamadan dolayı tutuklama istemi olduğunu söylediler. İki iş günü içinde üç farklı suçtan tutuklanmış oldum. İnsan böyle bir durumda ister istemez düşünüyor: İlk iki suçlama yönünden tahliye kararı verilmeseydi yeni bir suçlamayla karşılaşacak mıydım? Şu anda bende böyle bir his var. Umarım yanılıyorum” dedi.
Mizah ve hiciv savunması yaptı
Göktaş’ın savunmasında üzerinde durduğu başlıklardan biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki ifadeleri oldu. Sözlerinin siyasi eleştiri ve hiciv kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Göktaş, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında söylediğim sözlere gelelim. Buradaki ifade bir siyasi eleştiri, bir hiciv. ‘Diktatör’ benzetmesinin Cumhurbaşkanı’na hakaret sayıldığını görüyorum. Oysa bu sözcük siyasi tartışmalarda da kullanılıyor. Siyasi bir nitelemenin bir komedi gösterisinde kullanılması neden hakaret olsun? Komedyenler aynı konuya farklı şakalar yazabilir. Bir sanatçı başka bir sözcük seçer, bir başkası farklı bir benzetme kurar. Bir şaka diğerinden daha komik bulunabilir. Bu, komedinin doğasında var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı. Uzun yıllardır iktidarda bulunan partinin lideri ve Türkiye’nin en yetkili yöneticisi olarak, bu coğrafyanın yüzlerce yıllık geleneği olan hicve açık olması gerekir” dedi.
Savunmasının devamında gösteride geçen “terapi” ifadesine de değinen Göktaş, sözleriyle herhangi bir kişide psikolojik rahatsızlık bulunduğunu ileri sürmediğini söyledi.
“Mizah ve hiciv değerlerimiz arasında”
Göktaş, gösterisinin suç unsuru taşıdığı yönündeki değerlendirmelere karşı mizah ve hicvin de korunması gerektiğini savundu.
Komedyen, “İddianame, manevi değerlerimizin korunmasından söz ediyor. Mizah ve hiciv de yüzyıllara yayılan değerlerimiz arasında. Onların da korunması gerekir. Bir şakadan rahatsız olan kişinin verebileceği tepkiler bellidir: Gösteriye gitmeyebilir, komedyeni izlemeyi bırakabilir, şakayı ve komedyeni eleştirebilir. Ama sahneye çıkan kişiye verilecek tepkiler arasında sansür, yasak ve tutuklama olmamalı. Sansür, yasak ve tutuklanma korkusu sanatçılar açısından olduğu kadar bütün vatandaşlar açısından da endişe verici. Siyasetçiler de diğer kamuya mal olmuş kişiler gibi eleştirileri göğüslemek zorunda” ifadelerini kullandı.
Göktaş ayrıca insanları kin ve düşmanlığa tahrik ettiğini düşünmediğini belirterek gösterideki sözlerinin dini değerleri aşağılama amacı taşımadığını savundu.
İddianamedeki alıntılara itiraz etti
Deniz Göktaş savunmasının bir başka bölümünde iddianamede gösterisinden alınan bazı ifadelerin eksik aktarıldığını ileri sürdü.
Göktaş, “Öncelikle iddianamedeki alıntılar çok eksik ve yönlendirici. Bir insanı yıllarca özgürlüğünden mahrum bırakabilecek bir suçlamada cümleler ortasından başlatılmış. Bir örnekte cümlenin yalnızca son sözcüğü alınmış” dedi.
Gösterisinde geçen “oruç tutan canlı bomba” ifadesini de açıklayan Göktaş, söz konusu bölümün bir kelime oyunu üzerine kurulduğunu ve iddianamede bağlamın eksik aktarıldığını savundu.
Göktaş, gösteride önce “çevik kuvvet, oruç tutan otobüs şoförü, canlı bomba” ifadelerini sıraladığını, daha sonra iki ifadeyi birleştirerek şakayı kurduğunu anlattı.
“Dördüncü kitap” şakasını da açıkladı
Göktaş, hakkında suçlamaya konu olan bir diğer bölümün “dördüncü kitap” şakası olduğunu belirtti. İddianamede söz konusu şakanın kutsal kitabı ve ona inanan kişileri hedef aldığı değerlendirmesine katılmadığını söyledi.
Savunmasında kullandığı “yazar” sözcüğüne açıklık getiren Göktaş, bir kutsal kitaba insanlara ait “yazarlık” özelliğinin atfedilmesinin dini açıdan yanlış bir kullanım olarak değerlendirilebileceğini anladığını ancak kelimeyi olumsuz veya aşağılayıcı anlamda kullanmadığını ifade etti.
Sözlerinin hatalı veya alışılmadık bulunabileceğini belirten Göktaş, bunun aşağılama boyutuna ulaşmadığını savundu.
Savcı tahliye talebinde bulundu
Duruşmada Deniz Göktaş’ın savunmasının ardından savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.
Savcı, Göktaş’ın yöneltilen suçlamalardan cezalandırılmasını talep ederken tutukluluk durumuna ilişkin de tahliye yönünde görüş bildirdi.
Mahkeme heyeti mütalaanın ardından kararını açıkladı. Göktaş hakkında iki suçtan hapis cezası verilirken bir suçlamadan beraat kararı çıktı.
İki suçtan ceza aldı, bir suçtan beraat etti
Mahkeme, Deniz Göktaş’a “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası verdi.
Göktaş hakkında “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” kapsamında ise 7 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildi. Böylece verilen iki cezanın toplamı 1 yıl 7 ay 5 gün oldu.
“Suçu ve suçluyu övme” suçlaması yönünden ise mahkeme Göktaş’ın beraatine karar verdi.
Yaklaşık üç aydır tutuklu bulunan Deniz Göktaş’ın hükümle birlikte tahliyesine karar verildi.