Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanarak küresel siyasette geniş yankı uyandıran Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nda genişleme sinyali geldi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Mısır'ın tarihi pakta katılıp katılamayacağı yönündeki soruya "Neden olmasın?" yanıtını vererek dev güvenlik mimarisinin yeni aktörlere açılabileceğinin mesajını verdi.
Orta Doğu'da Kartlar Yeniden Dağıtılıyor
Ankara, Riyad ve İslamabad hattında atılan tarihi imzaların ardından gözler yeni savunma blokunun sınırlarına çevrildi. Mekke'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından hayata geçirilen paktın kapsama alanı genişleyebilir. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Mısır'ın askeri gücü, nüfusu ve stratejik konumuna dikkat çekerek Kahire'nin bu yapıya dahil olabileceğini işaret etti. Yapının herhangi bir ülkeyi ya da İran'ı hedef almadığını vurgulayan Yılmaz, paktın NATO'ya bir alternatif oluşturmadığının da altını çizdi.
Mekke Anlaşması'nın en dikkat çeken yönü, müttefik ülkeler arasında kolektif caydırıcılık sağlayan ortak savunma ilkesi oldu. Uluslararası arenada büyük ses getiren maddeye göre; imzacılardan birine yapılacak her türlü silahlı saldırı, diğer iki ülkeye de yapılmış sayılacak. Bölgesel gerilimlerin, Husi saldırılarının ve güvenlik arayışlarının tavan yaptığı bir dönemde gelen bu tarihi hamle, NATO üyesi Türkiye'nin sanayi gücü, Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve Suudi Arabistan'ın ekonomik ağırlığını tek bir çatı altında birleştiriyor.
Kahire'nin Katılımı Dengeleri Kökten Değiştirebilir
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın açıklamalarıyla gözler Mısır cephesine çevrilirken, henüz verilmiş resmi bir karar bulunmuyor. Ancak askeri uzmanlar ve uluslararası gözlemciler, Mısır'ın olası katılımının mevcut yapıyı üçlü bir pakttan çok daha öteye taşıyarak devasa bir bölgesel güvenlik mekanizmasına dönüştüreceğini öngörüyor.
Mısır'ın askeri potansiyeliyle masaya oturması durumunda, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile başlayan bu ittifakın coğrafi etki alanı ve askeri gücü stratejik bir üst seviyeye tırmanacak. Şimdiden uluslararası diplomaside geniş yer bulan bu ihtimal, önümüzdeki süreçte Orta Doğu'daki güç dengelerini şekillendirecek en kritik başlıklar arasında gösteriliyor.