TBMM'de konuşan MHP Milletvekili Zuhal Karakoç Dora'dan 'yasaklar yerine tedbirler konuşulmalı' vurgusu!

TBMM’de, okul saldırılarını araştırma komisyonu kurulması görüşmelerinde söz alan MHP Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç Dora, yasaklar yerine tedbirlerin konuşulması gerektiğine dikkat çekti.

Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısı sonrası tüm partilerin üzerinde uzlaşı sağladığı “araştırma komisyonu kurulması” önerisi TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeye açıldı. Görüşmeler sırasında söz alan Milliyetçi Hareket Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç Dora, dijital platformların çocuklar üzerinde sınırsız tasarruf kurmasına izin verilmemesi gerektiğini, bu alanın hukukla, eğitimle, bilinçle ve aile sorumluluğuyla yeniden düzenlenmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekti.

Konuşulması gerekenin yasaklar değil tedbirler olduğuna da vurgu yapan MHP Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç Dora konuşmasını şöyle sürdürdü:

Sizlerin huzurunda ata yurdum, milletvekili olmaktan şeref duyduğum Kahramanmaraş'ımızda eğitim yuvası olarak kalması gerekirken matem ocağına dönüşen Aysel Çalık Ortaokulunda yaşanan menfur saldırıda şehadet mertebesine yürüyen 9 öğrencimizi ve fedakârlık abidesi Ayla Öğretmenimizi rahmetle, hürmetle ve yürek dolusu bir vefa duygusuyla anıyorum. Saldırıda yaralanan 13 kardeşimize acil şifalar niyaz ediyorum. Aynı acı zincirinin bir başka halkası olan Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde yaşanan saldırıda yaralanan 16 öğretmen ve öğrencimizi de unutmadığımızı özellikle ifade ediyorum. Türk milleti her acıyı, her yarayı kendi sinesinde hisseden kadim bir millettir. Ateş Kahramanmaraş'ımıza düştüğünde Edirne'yi de Mersin'i de Hakkâri'yi de yakmakta; Şanlıurfa'da kopan fırtına Kars'tan, Amasya'dan, Afyon'dan duyulmaktadır. Kendi yavrumuzdan ayırmadığımız, saçlarının teline kıyamadığımız, gözümüzün nuru olan evlatlarımızın kederiyle yüreklerimiz dağlanmakta, eğitim yuvalarımızı hedef alan her menfur saldırı milletimizin tamamını, 81 ilimizi, 85 milyon vatan evladını yasa doğmaktadır. Kayıplarımızın aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, kederli ailelerimize ve aziz milletimize sabırlar diliyorum.

Bu hafta yüce Meclisimizin çatısı altında ebedi Başkomutanımız ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisanı idrak ederken sevinç ile muhasebeyi, bayram ile sorumluluğu, hatıra ile stratejik aklı birlikte düşünmek mecburiyetindeyiz. Zira, çocuklarımızın yüzündeki tebessüm yalnız merasimlerle korunamaz, onların emniyeti yalnız temennilerle sağlanamaz, onların geleceği yalnız güzel sözlerle teminat altına alınamaz; devletin, ailenin, okulun, mahallenin ve toplumun aynı istikamette buluştuğu bir düzen tesisine ihtiyaç vardır. Yaşadığımız acı hadiseler hepimizin yüreğine ağır bir sızı bırakmıştır. Okul kapısından giren her çocuk kendi adının yanında bir ailenin duasını, bir annenin kaygısını, bir babanın emeğini, bir öğretmenin mesuliyetini ve milletin istikbalini de taşır. Bu sebeple, okulda meydana gelen her acı yalnız bir hanenin matemi olarak kalmaz, bütün toplumun vicdanına yazılır.

Bir çocuk için evinden sonra en güvenli yer olması gereken okullarımızın kanlı saldırılarla anılması, zihinlerimizin ve vicdanlarımızın tahammül edebileceği sınırları çoktan aşmıştır. Masum evlatlarımızın kalem tutan minik ellerinin korkuyla titremesi, okulunun kapısına son hızla koşan ayaklarının artık geri gitmesi, ders zilinin sevinç değil, endişe yaratması milletimizin yüreğine kor gibi düşmüştür. Kahramanmaraş'ımızdaki saldırı sonrası okuluna yakın olduğu için evine gitmek istemediğini söyleyen kardeşimizin sesi kulaklarımızda çınlıyor. Öğretmenlerimizin bilgilerini ve emeklerini vakfettiği okullarımızın dehşetle anılması, rengârenk yazılarla, kâğıtlarla, panolarla donanan duvarlara yavrularımızın kanının sıçraması vicdanen kabul edebileceğimiz, aklımızla idrak edebileceğimiz bir hadise değildir. Okullarımız, istikbalimizin beşiği, umutlarımızın çatısı, milletimizin dünü kucaklayan, bugünü yazan, yarını inşa eden kapısıdır. Bu kapının önüne korkunun bayraklarının dikilmesine, bu çatının altına namlusu öğrencimize, öğretmenimize doğrulan şiddetin sokulmasına, bu mukaddes mekânların, bizleri yetiştirip günümüze getiren mabetlerin kirletilmesine göz yummak, yüce Türk milletinin evladına karşı en ağır veballerinden biri olacaktır.

Bugün karşı karşıya kaldığımız durum, devleti daha dikkatli, aileyi daha bilinçli, okulu daha donanımlı, toplumu daha sorumlu kılmalıdır çünkü çocuklarımızın korunması artık yalnız eğitim başlığı altında düşünülecek dar bir alan olmaktan çıkmıştır. Bu mesele, aile siyasetidir, sağlık siyasetidir, hukuk siyasetidir, dijital güvenlik meselesidir, kültür meselesidir, şehir hayatı meselesidir ve nihayetinde millî güvenlik meselesidir. Burada sertlikten önce ferasete ihtiyaç vardır, yasaktan önce ölçüye, cezadan önce önleyici akla, müdahaleden önce erken uyarıya ihtiyaç vardır. Elbette hukuk işleyecektir, elbette sorumlular hesap verecektir, elbette ihmal varsa ortaya çıkarılacaktır fakat daha derinde, çocuklarımızın hangi dünyada büyüdüğünü, hangi etkilerle karşı karşıya kaldığını, hangi yalnızlık biçimleriyle mücadele ettiğini ve hangi anlam boşluklarına sürüklendiğini de kavramak zorundayız. Yarınlarımızı ve yarınlarımızın sigortası olan evlatlarımızı kuşatma altına alan dijital tehdit, evlatlarımızın masum zihinlerinden tertemiz ruhlarına, sözlerinden davranış kalıplarına sinsice ve sessizce nüfuz etmektedir. Kontrolsüzce yaygınlaşan dijital mecralar, sosyal medya kanalları, şiddeti, öfkeyi ve saldırganlığı sıradanlaştırıp özendiren sanal sohbet odaları melek yüzlü evlatlarımızda telafisi ağır faturalar doğuracak yaralar açmaktadır. Akran zorbalığını yeniden üreten ekranlara maruz kalan masum yürekler hiddet ve vahşet arasında savrulmakta, ellerimizden kayıp gitmektedir. Şiddeti bir gösteriye, zorbalığı bir güç işaretine, vahşeti bir görünürlük aracına dönüştüren, takipçi ve beğeni sayıları üzerinden kimlik kazanma yarışını besleyen bu kirli dijital iklim merhamet duygusunu aşındırmakta ve duygu terazisini bozmaktadır.

Dünyanın içinden geçtiği süreç çocuk meselesinin yalnız Türkiye'ye mahsus bir başlık olmadığını da bizlere gösteriyor. Gazze'de, Suriye'de, Sudan'da, Yemen'de, Ukrayna'da ve daha nice coğrafyada çocuklar savaşın, açlığın, göçün, korkunun ve belirsizliğin yükünü taşıyor. Büyük güç rekabetlerinin, enerji hesaplarının, sınır mücadelelerinin, ideolojik kamplaşmaların ve vekâlet savaşlarının en ağır bedelini çoğu zaman maalesef çocuklar ödüyor. Tarihin bize öğrettiği temel hakikat şudur: Büyük güç mücadeleleri çoğu zaman haritalar üzerinde başlar fakat acısı evlerin, okulların bahçesine, çocukların hafızasına kadar iner. Bir bölgede kurulan güç dengesi başka bir yerde çocuğun sofrasını, okulunu, sağlığını ve güvenliğini etkileyebilir. Bu nedenle çocuk meselesi yalnız insani bir konu olarak ele alınamaz, uluslararası düzenin ahlaki meşruiyetini sınayan tarihî bir göstergedir. Türkiye bu tabloya kendi tarihî tecrübesiyle bakmak zorundadır. Biz imparatorlukların çözülüşünü, sınırların yeniden çizilişini, göçlerin acısını, savaşların aileler üzerinde bıraktığı izleri, yetimliğin ne anlama geldiğini bilen bir milletiz. Bu hafıza bize yalnız dayanıklılık kazandırmamıştır, aynı zamanda merhamet ve ölçü terbiyesi de kazandırmıştır. Fakat burada da hamasete kapılmadan konuşmak gerekir. Merhamet akılla birleştiği zaman devlet siyasetidir, merhamet ölçüden koparsa sürdürülebilirliğini kaybeder, güvenlik merhametten ayrılırsa katılığa dönüşür. Devletin vazifesi bu iki alanı birbirine karşıt hâle getirmeden dengede tutmaktır. Devlet aklı insanı korurken düzeni de korur, düzeni korurken insanı ihmal etmez. Bugün bize düşen, çocuklarımızı yalnız bayram günlerinin neşesi içinde görmekle yetinmemektir; onların güvenliğini, ruh sağlığını, ahlaki gelişimini, eğitim hakkını, dijital dünyadaki mahremiyetini ve anlam arayışını aynı bütünlük içinde ele almak zorundayız çünkü çocuklarımız Türkiye'nin geleceğine bırakılmış bir süs değil Türkiye'nin geleceğini kuracak asli unsurdur; 23 Nisan’ın büyüklüğü de buradadır. Türk milleti en ağır kuşatma altında Meclis kurmuş, o Meclisin hatırasını da çocuklara armağan etmiştir. Bu, tarihin hiç şahit olmadığı bir siyasi inceliktir; hem egemenliği savunmak hem çocuğu merkeze almak hem devlet kurmak hem gelecek nesle tebessüm bırakmak Türk milletinin tarihî derinliğini gösterir.

Evlatlarımızın gökyüzünün mavisine, toprağın sarısına, doğanın yeşiline yabancılaşıp sanal dünyanın vizyonuna aşina olduğu, sosyalleşmeye dijital bağları tercih ettiği, gerçeklik duygusunu yitirdiği, şiddeti meşru gördüğü, korkutmayı kudret saydığı, hakareti normalleştirdiği, saygısızlığı benimsediği bir düzende artık sadece bireysel bir savrulmadan değil toplumsal bir çözülmeden söz etmek gerekir fakat teknolojiyi düşman ilan eden kolaycı bir tutum da isabetli olmaz. Mesele teknolojiyi reddetmek değil onu insan haysiyetine, çocuk masumiyetine, aile düzenine ve toplum huzuruna uygun bir ölçüye kavuşturmaktır. Dijital platformların çocuklarımız üzerinde sınırsız tasarruf kurmasına izin verilemez, bu alan hukukla, eğitimle, bilinçle ve aile sorumluluğuyla yeniden düzenlenmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak teknolojiye değil, kontrolsüzlüğe karşıyız.

Sanal aleme değil, başıboşluğa karşıyız. Sosyal medyaya değil, ahlaki çoraklaşmaya karşıyız. Çocuklarımızı sahipsiz, ailelerimizi sohbetsiz, arkadaşlıkları atıl bırakan dijital karmaşaya karşıyız. Bu nedenle, yasakları değil, tedbirleri konuşmalıyız. Sonuçlar üzerinden gündem yaratmak yerine sebepleri ve süreçleri tartışıp çözüm üreten bir anlayış benimsiyoruz.”

MHP Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç Dora, çocukları koruyacak, aile yapısını güçlendirecek, eğitim ve öğrenim düzenini yeniden şekillendirecek ve dijital alanı millî güvenlik haysiyetiyle ele alacak kalıcı çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla faaliyet gösterecek Meclis araştırması komisyonunun kurulmasını Milliyetçi Hareket Partisi olarak desteklediklerini ifade ederek konuşmasını tamamladı.

Gündem Haberleri