Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kovid-19 salgınını önleme gerekçesiyle dayatılan yasaklar ve maske mesafe zorunlulukları ile ilgili son dönem yükselen itirazlar yargıya da taşındı. Bazı illerde Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından maske zorunluluğu ile ilgili “yasaya aykırı” kararları konuşulurken, Viranşehir Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut, zorunlu kılınan maskelerin zehirli madde içerdiği, maske zorunluluğunun yasaya aykırı olduğu, adeta bir dayatmaya dönüşen aşılarla ilgili bilim adamları tarafından öne sürülen vahim iddiaların araştırılması konularında re’sen soruşturma başlattığını açıkladı.
Cumhuriyet Savcısı Akbulut, youtube üzerinden yayınladığı videosunda, “Ben bunları söylediğim için muhtemelen işimi kaybedeceğim, başıma bela alacağım. Fakat haysiyetli bir hukukçunun bunu yapması lazım” ifadelerini kullandı.
HUKUK DEVLETİNE YARAŞMAYACAK UYGULAMALAR
Yayınladığı videosunda, pandemi kısıtlamaları adı altında dayatılan bir çok uygulamanın hukuk devletine yaraşmadığına da dikkat çeken Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut, “Hukuk devletine yaraşmayacak uygulamalar görüyoruz ve bunlar büyük mağduriyetlere sebep oluyor” ifadelerini kullandı.
Sokağa çıkma yasağı, maske takma zorunluluğu, sosyal mesafe kuralı, seyahat kısıtlaması gibi uygulamaların hukuka aykırı olduğuna da dikkat çeken Savcı Eyüp Akbulut açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Bugün uygulamada olan, sokağa çıkma yasağı, maske takma zorunluluğu, sosyal mesafe kuralı, seyahat kısıtlamaları, bunların tamamı hukuka aykırıdır. Uzatmamak için çok fazla tasfilata girmiyorum fakat Anayasada bunun nasıl yapılabileceği ayrıntısıyla düzenlenmiş. Onun haricinde başlangıçta büyük karışıklık vardı yani belirlilik te yoktu ortada. Vatandaş neyle muhatap olacağını bilmiyordu. İl İdaresi Kanunu zikrediliyordu. Bunun 11/c ve 66. Maddeleri uyarınca bu işlemlerin yapıldığı söylendi. Fakat bir kanunda Vali gereken tedbirleri alır denmesi bu kısıtlamalar için hiçbir şey ifade etmez. Yoksa Vali bize aklımızın almayacağı şeyleri de emredebilir. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında dar yorum esastır. Kanunilik ilkesi caridir. Bunu bu kanuna istinaden yapamazsınız. Kabahatler Kanununa gelecek olursak… O da mesnet olarak zikrediliyordu. Bunun da 32. Maddesi istismar ediliyor. Ancak ikinci fıkrası okunmadı. Çünkü birlikte değerlendirildiğinde görülür ki emrin yahut yasaklamanın kanunda açıkça düzenlenmesi gerekir. Fakat burada zımni bir düzenleme dahi bulunmamakta. En son Umum Hıfzısıhha Kanunu uyarınca idari yaptırım kararlarının verilmesi kararlaştırılmış gibi görünüyor. Fakat kanun açılıp okunduğunda bu kanun da hem tedbirlerin -ki bu tedbirler arasında hukuka aykırı olduğunu zikrettiklerim bulunmamakta- hem hastalıkların ki bu hastalıklar arasında Kovid-19 yoktur, hem de tedbirlerin uygulanabileceği kişiler sınırlandırıldığı bu şekilde belirtildiği görülür. Kimdir o kişiler? İnsanlar ancak hasta olduğunda yahut hastalık şüphesi altında bu tedbirler uygulanabilir. Yani toplumun geneline yönelik bu şekilde kısıtlamalar düzenlemeler getirilmesi hukuken mümkün değildir. Bunlar hukuk devletinde olacak işler değil.”
Aşı konusunda bir zorlamaya giden tavırlara da dikkat çeken Viranşehir Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut, aşı olan insanlara imzalatılan “onam belgesi”nin eksik olduğuna, aşının prospektüsünde bulunan risklerin bu söz konusu belgede yer almadığına, imzalatılan söz konusu belgelerin hukuken çöp niteliğinde olduğuna da vurgu yaptı. İşte Akbulut’un büyük yankı uyandıracak o açıklamaları:
“Yine aşı ikna timleri kurulup insanlar aşılanıyor ve yine onam belgesi adı altında bir belge imzalatılıyor. Benim incelediklerimde Bio tıp sözleşmesinde hasta hakları gibi mevzuatın öngördüğü şartları sağlayan ibareler o metinlerde yer almıyor. Bu metinler hukuken çöp. Çünkü pek çok insanın tereddütleri varken ve bu tereddütler yetkililer tarafından giderilmezken ortada soruşturma açılmasını gerektirir pek çok iddia varken aydınlatılmış rızanın varlığından bahsedilemez. Kaldı ki bu zaten uygulamada doğru şekilde tatbik edilen bir şey de değildi. Yani ben aylardır müracaat savcılığı yapıyorum vatandaş pek çok kez gelip savcım ameliyata girmeden önce bana bir belge imzalattılar ne olduğunu kimse anlatmadı ben de bilmiyorum şu anda çocuğum sakat ben hastayım ve mesuliyet kabul edilmiyor demiştir.
Türkiye’de belki milyonlarca dava vardır bu şekilde ve aşının prospektüsünde bulunan yan etkiler ikazlar dahi o metinde yazmıyorken orada aydınlatılmış rıza var denilemez. Yargıda da çok büyük tuhaflıklar oluyor. Kabul edilebilir şeyler değil. Mesela Bolu’da bir vatandaşa yazılan maske cezası oranın Sulh Ceza Hakimliği tarafından iptal edildi. Bunun üzerine dosya Kanun Yararına Bozma talebiyle Yargıtay’a gitti. Yargıtay 19. Ceza Dairesi isteyen bakabilir 2020/4353 esas 2020/14250 karar sayılı ilamıyla. Bunun tarihi 9 Kasım 2020. 17 sayfalık bir karar. Bir hakim 7 sayfalık muhalefet şerhi yazdı. İlk derece mahkemesi sosyal devlet ilkesine, bunun mali bir külfet getirdiğine dayanarak iptal kararı vermiyti. Dairenin çoğunluğu idareyi yaptırımı ayakta tutmak izlenimi veren bir karar verdi. Mahkemenin araştırma yükümlülüğünden bahsetti. Farklı ihtimallerin değerlendirilmesi için kararı bozdu. Muhalefet şerhi yazan hakim ise hukukta böyle bir şeyin olmadığını söyledi özetle. Hem de interdisiplinel çalışarak… Anayasa hukuku, kabahatler hukuku, ceza hukuku hepsini birlikte alıp farklı ülkelerdeki uygulamaları da anlatarak bu en sonunda müeyyidesiz bir idari işlemdir dedi. Fakat tuhaf olan bir şey var biz uygulamacılar her türlü Yargıtay kararına ulaşabiliriz normalde. Fakat aradan aylar geçmesine rağmen bu karar hala UYAP a yüklenmedi. Çünkü pek ala biliniyor ki Sulh Ceza Hakimleri bu hukuksuz uygulamalar dolayısıyla verilen idari para cezaları patır patır iptal edecekler. Sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu karara da itiraz edildi. Dosyayı yeniden ele alan Yargıtay Dairesi, 2021/267 esas 2021/464 karar sayılı ilamıyla bunun da tarihi 25 Ocak 2021, başsavcılığın itirazını kabul ettiler. Oy çokluğuyla yine bir muhalefet şerhiyle. Başsavcılık, Kanun Yararına Bozma talebinin dışında hukuka aykırılıklar saptandığını söyledi. Dairenin çoğunluğu da bunu kabul etti. Ve burada gerekçe 3 satır.
Mevzuat gereği her türlü mahkeme kararında bir gerekçe bulunmak zorunda. Bir ilk derece mahkemesi hakimi bunu yapsa onun kararını bozarlar. Bu tavrı anlamak mümkün değil.
Daha da vahimi bir vatandaş tarafından maske zorunluluğu getirilen genelgelerin iptali istemi ve yürütmenin durdurulması talebiyle bir dava açıldı. Ve şahıs davayı açarken medyada dahil ben maskenin gereksiz ve zararlı olduğuna dair onlarca çalışma sundum. Bakanlık tek bir bilimsel veri çalışma ortaya koysun ben davamı çekeceğim demesine rağmen Danıştay 10. Dairesinde görülen davada, bunun da esas numarası 2020/4961, 23 Kasım 2020’de kurulan ilk ara kararda daire bakanlığa dedi ki genelgeleri gönder sana 30 günlük süre veriyorum. İkinci ara karar 3 Mart 2021 tarihinde yaklaşık 3,5 ay sonra kurulmuş ve aynı ara karar kurulmuş. Yani içerikten anladığımız kadarıyla bakanlık genelgeleri göndermemiş, mahkemeye cevap vermemiş. Daire de aynı ara kararı tekrar kurmuş, 30 gün içerisinde gönder diye. Bunu anlamak mümkün değil. Yani İdari Yargılama Usulü Kanunun 27. Maddesinin 8’inci fıkrasında bu hususta nasıl bir yol izlenmesi gerektiği açıklanmış. Aynı kanunda sürelerin dahi kısaltılabileceği belirtilmiş. Ayrıca Hakimler Savcılar Kurul Teftiş Kurulunun idari yargı tavsiyelerinde iki husus, bir yürütmenin durdurulması talepli davalarda bu talep hakkında iki bu talep hakkında karar verildikten sonra esas hakkında ivedi karar verilmesi tavsiye edilmiş aksine davranışlar eleştirilmiş. Yani burada sorulması gereken sorular var. Yayımlanmış bir genelge neden istenir? Yani mantık buysa uygulanacak kanunların da TBMM’den istenmesi gerekir. Mahkemeye cevap vermemek ne demek? Yürütmenin durdurulması talebi neden geciktirilir? Yani genelge yayımlanmamışsa daha büyük bir problem var demektir. Başka Türkiye’nin birkaç istisna dışında pek çok Sulh Ceza Hakimliğinin yakinen biliniyor ki bu tedbirler dolayısıyla verilen idari yaptırım kararlarına itiraz dosyaları aradan yıl geçmesine rağmen kasten bekletiliyor. Bu suçtur. Adil yargılanma hakkının ihlalidir. Görevi ihmaldir. Ve bir suçun yaygın şekilde işleniyor oluşu o suçu cezalandırılabilir olmaktan çıkarmaz.
MASKELERİN YÜZDE 90’ININ HİJYEK KOŞULLARINI SAĞLAMADIĞI
Ben aşı karşıtı birisi değilim. Mesleğim icabı adıma aşı tanımlandığı için araştırmaya başladım ve araştırırken medyada bilimsel verilerle de desteklenen tıp sahasında uzman kişilerin beyanlarını raporları gördüm. Bunlar kan dondurucu ifadeler. Ve bir Cumhuriyet Savcısı bunları ihbar kabul edip soruşturma yapmak zorunda. Fakat bu dillendirildiği zaman insanlar cesaret edemiyor. Ben işim gereği bu hususta gerekli cesareti gösteriyorum. Herkes de haberdar olsun. Yani mesela hepsini zikretmek mümkün değil. Zikretmek de istemiyorum. Mesela bölünmeden önceki ismiyle Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş sağlığı ve güvenliği Genel Müdürlüğünün piyasada satışı arzedilen 41 marka ve model maskenin gerekli koşulları sağlamadığına dair raporu var. Yine Erkan İşgören imzalı Cumhurbaşkanlığına sunulmuş piyasadaki maskelerin yüzde 90’ının hijyen koşullarını sağlamadığına dair raporu var. Sonradan bunlar hakkında idari yaptırım dahi verilmemiş. Açılmış bir soruşturma bilmiyoruz.
Bilim Kurulu Üyelerinin ve ekranlarda boy gösteren pek çok işinin ehli doktorun çelişkili beyanları var. Hastalığın seyri dolayısıyla bir takımını anlayabiliriz. Fakat virüsün maske gözeneklerinden 7 kat küçük olduğu ve bu sebeple koruma sağlamayacağı, sağlıklı insanın maske takmasının güvenilir olmadığı şeklindeki beyanlar… Yani olayı karikatürize ediyorlar galiba. Virüsün semirdiği artık gözeneklerden çıkamadığı iddia edilmiyorsa ve şüphe çekmektedir.
Onun haricinde sağlıklı bir aşının iki ila beş yıl içerisinde kullanıma geleceği, mutasyona uğrayan bir virüse karşı aşı geliştirilemeyeceği, salgının sosyal bağışıklıkla sona ereceği şeklindeki beyanlar… Aşıdan sonra hastalanan ve hatta ölen kişiler olduğuna dair iddialar. Ki bunlardan bir kısmıyla bakanlık ilgilenmekte. Başka… Maskenin petrol türevi maddelerden üretildiği. Petrotoksit maddeler ihtiva ettiği. Soluma ile bunların inhale olacağı ve kemik iliğinin baskılanacağı. Son dönemde çocuklarda bu sebeple hastalık teşhisi yapıldığı şeklinde iddialar…
Aşılar hakkında şu an zikredemeyeceğim pek çok ciddi iddia ve vakıa… Yani bu şekilde beyanda bulunan pek çok doktor var. Maskelerin içerisinde formaldehilid anilin, titanyumdioksit gibi zararlı maddeler bulunduğu şeklinde raporlar bulunmakta.”
Bütün bu verileri kanunda aldığı yetki ile suç duyurusu kabul ettiğini belirten Savcı Eyüp Akbulut, bu sebeple de re’sen soruşturma başlatığını ilan etti. Akbulut, soruşturmanın dayanak maddelerini de şöyle açıkladı:
“Bunlar dolayısıyla her Cumhuriyet Savcısının bunları suç duyurusu kabul edip re’sen soruşturma başlatması gerekir. Yani Ceza Muhakemesi Kanunun 162. Maddesi açık. Bir suç işlendiği izlenimini gören Cumhuriyet Savcısının derhal hemen için gerçeğini araştırmaya başlayacağı düzenlenmiş. Yine farklı bir olaya ilişkin eski Adalet Bakanlarımızdan Cemil Çiçek’in beyanında, söz konusu görüntülerin internette yayıldığı artık savcıların bundan haberdar olduğu ve re’sen soruşturma başlatılması gerektiği beyan edildi. Ki böyledir. Mevzuat böyledir. Savcıların görev tanımı böyledir. Bir soruşturma başlatıyorum. Şöyle maskelerin içeriği hakkında az evvel çok cüzi bir kısmını saydığım iddialar dolayısıyla Türk Ceza Kanunun zehirli madde katma başlıklı 185. Maddesi kapsamında değerlendirilmek üzere. Yine aşılar hakkında aynı kanunun 187. Maddesi kişilerin hayatı ve sağlığı bakımından tehlike oluşturabilecek şekilde ilaç yapma veya satma başlıklı suç kapsamında değerlendirilmek üzere re’sen soruşturma açıyorum. Herkes böyle bir soruşturmanın varlığından haberdar olsun ve ellerindeki delilleri bu soruşturmaya göndersin. Bunlar çok ciddi iddialar. Ben zaten ilgili kurumlara müzekere yazıp bu hususta delil toplamaya başladım. Fakat ilgililer de bu noktada taşın altına elini koysunlar.
Başka… Tedbirlerin gerekli olduğuna dair de ciddi şüpheler var. Yani tedbir uygulanmayan ülkelerde korkutulduğumuz şekilde feci neticeler meydana gelmiyor. Yurt dışında pek çok fotoğraflar haberler görüyoruz. Bu tedbirler kaldırılıyor. Aşılama olmamasına rağmen kaldırılıyor yahut hiçbir tedbir alınmamasına rağmen kaldırılıyor. O ülkelerde de korkutulduğumuz neticeler yaşanmıyor. “
Bu çıkışından ötürü mesleğini kaybetme riskiyle de karşı karşıya olduğunu belirten Savcı Akbulut, “Ben bunları söylediğim için muhtemelen işimi kaybedeceğim, başıma bela alacağım. Fakat haysiyetli bir hukukçunun bunu yapması lazım. Susan avukatların, baroların tavrını anlamak imkan dışı.
Ben görevim icabı haksızlığa karşı susmayı haysiyetime yediremediğim için böyle bir soruşturma açtım. Bu hukuksuzlukla hukuk çerçevesinde her türlü mücadeleyi edeceğim. Gördüğüm haksızlıklar karşısında yine beyanda bulunup işimi yapacağım. Ve bu saatten sonra işini titizlikle yapmaya gayret gösteren hiçbir cumhuriyet savcısı bu iddialar hakkında ben bilmiyordum diyemez.
Aşı konusunda vatandaşı zorlayamazsınız. Bu bir zorbalıktır. Haysiyetli hukukçular bu konuda gereğini yapar, benim ümidim bu yöndedir. “ dedi.
İŞTE SAVCI EYÜP AKBULUT’UN KONUŞMASININ TAMAMI:
İŞTE SAVCI EYÜP AKBULUT’UN KONUŞMASININ TAMAMI