Ne olmuştu?
AVAZTÜRK’ün, 13 Eylül 2018’de “Muğla’da SKANDAL! 19 Ekim’de hakim karşısına çıkacak FETÖ SANIĞI Seydikemer Milli Eğitim’de baş tacı edildi” başlığıyla çıkan haberi ile ilgili Memur Sen Konfederasyonu ve Eğitim Bir Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın Genel Yayın Yönetmenimiz Zihni Çakır ve AVAZTÜRK Muğla Temsilcisi Harun Yılfırım ile ilgili yaptığı suç duyurusuyla açılan soruşturma tamamlandı. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada AVAZTÜRK Muğla Temsilcisi Harun Yıldırım ve Genel Yayın Yönetmenimiz Zihni Çakır ile ilgili Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararı verildi.
Eğitim camiası ile bürokraside FETÖ ile mücadele konusundaki tavırları eleştirilen Memur Sen Konfederasyonu ve Eğitim Bir Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, takipsizlik kararı verilen şikayet dilekçesinde, Zihni Çakır’a “FETÖ tetikçisi” iftirasında bulunmuş, Zihni Çakır da soruşturma aşamasında verdiği ifadesinde, Ali Yalçın ve başında bulunduğu sendikanın ‘FETÖ sicili’ni tek tek anlatarak, “Beni örgüte yakınlık ve örgüte tetikçilikle suçlayan Ali yalçın ise 21.10.2013 günü saat 15.07 itibari ile twitter sosyal medya hesabından, üstelik onaylı olan hesabından ve ifade ekinde ekran görüntüsünü sunduğum “Fetullah Gülen Hoca Efendiye Allah’tan acil şifalar diliyor, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Selam ve dua ile…” şeklinde paylaşımda bulunarak örgüt elebaşına olan muhabbetini açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Şahsım ile aynı tarihlerde örgüt ele başı Fetullah Gülen’e “baş hain, baş haşhaşi, Pensilvanya’daki CIA prensi, hahambaşı”” şeklindeki ifadelerim sebebiyle Ankara C. Başsavcılığında açılan soruşturmalarda ifade veriyor, davaların duruşmasına giriyordum. Yine örgüte müzahir Bank Asya gibi kuruluşların şikayeti ile başlayan davada Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde yargılamam devam ediyordu”ifadelerini kullanmıştı.
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, Zihni Çakır ve Harun Yıldırım’ın ifadesinin ardından soruşturmayı tamamlayarak takipsizlik kararı verdi.
İşte Avaztürk Genel Yayın Yönetmeni Zihni Çakır’ın o ifadesi:
Ben avazturk.com isimli internet sitesinin imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeniyim. Şikayete konu haber tarafımdan kaleme alınmış ve yayınlanmıştır. Haberde şikayetçinin iddia ettiği gibi hakaret ya da iftira kastı ve bu şekilde değerlendirilebilecek bir ifade yoktur. Şikayetçi hem Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı hem de Memur-Sen Konferadasyonu Genel Başkanıdır. Haberde şikayetçinin başkanı olduğu sendikanın Seydikemer Şube Başkanının 2018-2019 Eğitim Öğretim Yılı başlangıcında Seydikemer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı olarak düzenlediği ziyarete dikkat çekilmiştir. Şube Başkanı olan İrfan Deveci halen Muğla Ağır Ceza Mahkemesinde FETÖ’nün eğitim Yapılanmasına dair davada sanık olarak yargılanmaktadır. 15 Temmuz’dan ilk dalga operasyonunda göz altına alınıp bir çok kişi ile birlikte tutuklanan, uzun bir süre tutuklu kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere de serbest bırakılan, bu süreçte açığa alınan Eğitim Bir Sen Şube Başkanı İrfan Deveci geçtiğimiz Kasım ayında yapılan Eğitim Bir Sen Şube kongresinde şikayetçi Ali Yalçın ve Eğitim Bir-Sen Muğla İl Şube Başkanı Önder Uçak’ın destekleriyle yeniden Sendikanın Seydikemer Şube Başkanı seçilmiştir. Aynı şekilde Eğitim Bir-Sen Milas Şube Başkanı Ali Akarca Kasım ayında yapılan Şube kongresinde Eğitim Bir-Sen şube başkanı seçilmiş ve geçtiğimiz günlerde Fetullahçı Terör Örgütünün firari olarak Amerika’da yaşayan ele başı Fetullah Gülen’e övgüler düzen paylaşımı nedeniyle açığa alınmıştır. Bütün bu gelişmeler internet sitemizde haberciliğin gereği olarak yayınlanmıştır. Her ne kadar bu kişilerle ilgili devam eden adli ve idari yargı süreci tamamlanmamış olsa da haberlerimizin hiç birisinde kesin bir ifadeyle bu kişilerin FETÖ üyesi olduğun ibaresi yer almamış ancak şikayete konu haberde belirtilen Şube başkanının FETÖ’den sanık olarak yargılanmasının devam etmesi aynı şekilde Muğla’da sendika referansı ile eğitim yöneticiliği yapmış bir çok insanın 15 Temmuz’dan sonra FETÖ’nün adli ve idari işlem görmüş olması bu ildeki eğitim camiası üzerinde sendika ile ilgili olumsuz bir kanaat oluşturmuş ve bu kanaat şikayet konusu haber içerisinde aynen aktarılmıştır. Şikayetçi FETÖ’nün kamudaki en önemli hedef halkası olan eğitim camiasındaki örgüt yapılanması ile mücadele etmesi gereken ve bu yönde devletin yürüttüğü mücadeleye azami katkı vermesi gereken bir sorumluluk konumundayken FETÖ şüphelisi olarak işlem gören yada FETÖ davasında sanık olarak yargılananların sendika şube başkanlığı görevine devam etmesinde göz yumarak, tepkisiz kalarak yada destekleyerek FETÖ’nün eğitim yapılanması ile ilgili kamuoyunda olumsuz algıya sebep olacak bir tavrın içerisinde olmuştur. Bu bizim kamuoyunu bilgilendirme hakkı yasal teminat altına alınan gazetecilerin kamuoyu ile paylaşması gereken önemli bir görüntü ya da durumdur. Hiç şüphesiz FETÖ’nün devletin kılcallarına sızma stratejisinin öncelikle eğitim ağını kendi kontrolüne alıp bu ağda yetiştirdiği mensuplarını devletin en kritik yerlerine yerleştirerek hayata geçirmiştir. Burada bizlerden daha fazla hassasiyet göstermesi gereken ve siyasi irade ile yakınlığı herkesçe malum olan Eğitim Bir-Sen ve Memur-Sen konfederasyonun şube başkanlıklarında FETÖ’ke ilişki iddiası adli yargılanma, adli soruşturma ve idari işlem konusu olanların bulunması eğitim camiasında mücadeleye yönelik inanç ve iradeye sekte vuracaktır. Şikayetçinin şahsımla ilgili “FETÖ tetikçisi” iftirası kendi başına bir akıl tutulması ve hezeyandır. Şahsım 1996 yılında kaleme aldığım bir yazıda FETÖ ele başı Fetullah Gülen için CİA ajanı ifadelerini kullandığımdan dolayı meslek hayatımda adliye ve yargı ile ilk defa tanışmış, bu ifadeden dolayı bir yıl hapis cezası o dönemin parasıyla 900 bin TL’de tazminat cezası almış, 2012 yılından itibaren bu örgütle mücadelenin devlet için çok önemli olduğunu, örgütün Ergenekon ve türevleri soruşturmalarını manipüle ederek kendine alan açtığını nihai maksadının devleti tamamen ele geçirmek olduğunu, erken müdahale edilmemesi durumunda Fetullahçılarla mücadelenin askeri vesayetle mücadeleden daha meşakkatli geçeceğini gerek sosyal medya paylaşımlarımda gerek gazetecilik faaliyetleri bağlamında gerekse katıldığım canlı yayınlarda açık ve aleni bir şekilde dile getirmiş bu sebeple de örgüt elbaşı dahil olmak üzere örgüt mensuplarının ve örgüte müzahir kurumların açtığı onlarca davalarda yargılanmış ve bu dava ve soruşturmalar 15 Temmuz’dan sonra hükme bağlanarak rahat nefes almış biriyim. Yine örgüte yönelik bu söylemlerimden dolayı örgütün televizyon kanalında “Nakkaş” kod adıyla senaristlik yapan Bayram Özbek’in senaryo yazarı olduğu dizide “Zihni” ismi verilen ve dizideki profili kontrol edilmez olan bir gazetecinin arabası bombalı eylemle havaya uçurulup öldürülmek istenen biri olarak hedef yapıldım. Bu yönde ve örgütün Ergenekon süreci dahil olmak üzere aynı zamanda Necip Hablemitoğlu dahil faili meçhul suikastlarında ki rolünü İstanbul C. Başsavcılığının açmış olduğu bir soruşturmada tanık olarak yaklaşık 6.5 saat süren ifade ile anlatmıştım. Bu ifadem Ankara C. Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda Çatı davası olarak bilinen davanın soruşturma dosyasına da girmiş, iddianamede bu tanık ifadem yer almıştır. Beni örgüte yakınlık ve örgüte tetikçilikle suçlayan Ali yalçın ise 21.10.2013 günü saat 15.07 itibari ile twitter sosyal medya hesabından, üstelik onaylı olan hesabından ve ifade ekinde ekran görüntüsünü sunduğum “Fetullah Gülen Hoca Efendiye Allah’tan acil şifalar diliyor, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Selam ve dua ile…” şeklinde paylaşımda bulunarak örgüt elebaşına olan muhabbetini açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Şahsım ile aynı tarihlerde örgüt ele başı Fetullah Gülen’e “baş hain, baş haşhaşi, Pensilvanya’da ki CIA prensi, hahambaşı”” şeklindeki ifadelerim sebebiyle Ankara C. Başsavcılığında açılan soruşturmalarda ifade veriyor, davaların duruşmasına giriyordum. Yine örgüte müzahir Bank Asya gibi kuruluşların şikayeti ile başlayan davada Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde yargılamam devam ediyordu. Özetle şikayetçi Ergenekon soruşturma sürecinde Sayın Cumhurbaşkanı’nın “ben bu davanın savcısıyım1 dediği dönemde silahlı kuvvetlerdeki 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat 1997 ve dahi 27 Nisan e-muhtırası gibi demokrasiye ve millet iradesine kast eden vesayet odaklarıyla mücadele ve onların tasfiyesi, temennisiyle aynı şekilde 28 Şubat döneminde TSK içerisindeki cunta yapılanması ve bunların sivil uzantılarıyla ilgili Savcılık daveti üzerine açık tanık olarak ifade verdim. Örgütün o süreci kendi amaç ve çıkarlarına alet ettiğini net bir şekilde gördükten sonra kamuoyunu bilgilendirecek her türlü mecrayı değerlendirdim. Hatta tamamen kendi kontrolümde bir mücadele sergilemek için, iktidara yakın gazete ve televizyonların demeç ve canlı yayınları sırasında “Zihni Bey hizmet hareketi ve hoca efendiye laf söylemeyelim” diyerek kurdukları bariyeri aşmak için kendi adıma teksözhaber.com isimli bir internet sitesi kurup uzun süre bu site üzerinden örgütü deşifre etme çabamı da sürdürdüm. Bu sebepten de örgüt elebaşı dahil olmak üzere bir çok örgüt mensubu ve örgüte müzahir kuruluşların hedefi oldum. Mesela bu internet sitesinde örgütün tetikçi savcılarından Zekeriya Öz ve örgütün yargıdaki yapılanmasının kritik isimlerinden Adalet Akademisi eski başkanı ve halen cezaevinde tutuklu bulunan Hüseyin Yıldırım’ın açtığı soruşturma ve davalarda ifade verdim. 15 Temmuz’dan bir hafta önce Hüseyin Yıldırım’a Hukuk Mahkemesi marifetiyle ve İcra Dairesinin kararıyla tazminat ödemek zorunda bile kaldım. Şikayetçinin “FETÖ tetikçisi” nitelendirmesi ve bu nitelendirmeyle şahsıma açık iftirada bulunduğu gerek Uyap üzerinde yapılacak olan araştırmalarda gerekse adliye kayıtlarındaki aleyhime açılan soruşturma ve davalarında görülecektir. FETÖ ile mücadeleyi şikayetçi gibi 15 Temmuz’dan sonra en iyi niyetli 17-25 Aralık’tan sonra değil gazetecilik mesleğine başladığımdan bu yana idrak etmiş, bu yönde bedel ödemiş biriyim. 2013 yılında bile yani MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a operasyon, MİT Tırlarına baskın ve dershane tartışmaları gibi dönemlerden sonra bile örgüt elebaşına geçmiş olsun dileklerini açık ve aleni olarak iletmiş muhabbetlerini dile getirmiş birinin şikayet dilekçesinde şahsıma yönelttiği iftiranın altında yatan asıl sebebi Yüce Türk yargısının takdirlerine bırakıyorum. Üzerime atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum.
MUĞLA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ TAKİPSİZLİK KARARININ TAM METNİ: