Doğumunun 102. Yıl dönümünde Cemil Meriç
Fikir insanı, yazar, çevirmen Hüseyin Cemil Meriç, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 12 Aralık 1916 tarihinde dünyaya geldi. “Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Batılının gözünde; haçlı seferlerinin yalın kılıç tekbir getiren askerleriyiz.”
Hüseyin Cemil Meriç’in ailesi Balkan savaşları esnasında 1912’de Meriç nehri yakınlarındaki Dimetoka’dan Antakya’ya göçtü. Babasının hâkim olmasından dolayı yedi yaşına kadar Antakya’da kaldı. Babası Mahmud Niyazi Bey, annesi Zeynep Ziynet Hanım. Meriç, Fransız mandası altındaki Antakya Sultanisi’nde son sınıfta milliyetçi kimliğinden ötürü okula devam edemedi. Bir gün hocası, evladım biz sana ne yaptık? Sorusuna “siz bana değil, ülkeme kötülük yaptınız” diyerek yanıt verdi. Meriç, 1933’te Yenigün gazetesindeki “Geç Kalmış Bir Muhasebe” yazısıyla Fransız istihabaratının dikkatini çekti. Sınavlarına on beş gün kala burdan mezun olamayacağını anlayınca İstanbul Pertevniyal Lisesi’ne kaydını aldı. Burda dönemin Nazım Hikmet ve Kerim Sadi gibi solcu aydınlarla tanıştı. Geçim sıkıntısı yüzünden 1936 Mayısında Antakya’ya dönerek lise öğrenimini Antakya Sultanisi’nde tamamladı.
Cemil Meriç, İskenderun’a bağlı bir köyde öğretmenlik yaptıktan sonra İskenderun Tercüme Bürosu’nda başkan yardımcısı oldu. Fakat işlerinde istikrarlı bir çizgi yakalayamadı. Kısa sürelerle Nahiye müdürlüğü, Türk Hava Kurumu’nda sekreterlik ve belediyede katiplik görevlerinde bulundu. 1939’da Bağımsız Hatay hükümetini devirmekle suçlandı; idam talebiyle yargılandı, ama beraat etti. 1942 yılında İstanbul Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. Fransızca öğretmeni olarak Elazığ’da iki yıldan fazla görev yaptıysa da özel hayatında ve işindeki problemlerden dolayı İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.
1955 YILI HAYATININ DÖNÜM NOKTASI OLDU
Hüseyin Cemil Meriç, dört yaşındayken gözleri dört derece miyoptu. Küçüklüğünden beri sorunlu olan görme duyusunun giderek zayıflaması üzerine 1955’te Paris’e Quinze-Vingts Hastanesi’nde geçirdiği bir dizi ameliyat da başarısızlıkla sonuçlanınca hayatının geri kalan kısmını gözlerini kaybetmiş bir şekilde sürdürdü. 38 yaşında gözlerini kaybederek hayata devam eden Meriç, en özgün çalışmalarını, eserlerini 1955’den sonra verdi. Cemil Meriç, İstanbul’a geldikten sonra “Honore de Balzac” başlıklı yazısı İnsan dergisinde neşredildi. Meriç, yine Balzac’ın kitabı olan “Altın Gözlü Kız” çevirisini yaptı. Ve yayımlanan ilk eseri oldu (1943). 1944- 47 yılları arasında çeşitli dergilerde çeviri eleştirileri, Fransız düşüncesi, edebiyatı üzerine incelemelerde bulundu. 1955’de günlük tutmaya ve roman yazmayı denemişse de devam etmedi. Aralıklarla yirmi yıl boyunca devam edeceği günlüklere (Jurnal) 1963’te başladı. 1960- 64 yılları arasında bütün mesaisini Hint edebiyatına verdi. Bir Dünyanın Eşiğinde kitabı Meriç’in Asya’yı, Hint’i keşfidir. Cemil Meriç, bu eseri için kendi deyimiyle 48 yılını gömdü. Kitabında düşüncesiyle, şiirleriyle, masallarıyla, Hint edebiyatı ve uygarlığını inceledi. Meriç, “her inanca söz hakkı tanıyan bir ülke olduğu için ikinci vatanım oldu. Bu kitapta rüyaları ve realitesiyle bütün Hint var... yani bütün insan” der.
Hüseyin Cemil Meriç, ara verdiği yazılarına Yeni İnsan ve Hisar dergilerinde yeniden başladı. Bu arada Saint- Simon İlk Sosyolog- İlk Sosyalist kitabı yayınlanır (1967). Kendisine asıl ünü kazandıracak olan, olgunluk eseri ise Bu Ülke 1974 yılında neşredildi. Meriç, Bu Ülke kitabı için “Bu sayfalarda, hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülâkata bu kitabı yazmak için geldim: Etimin eti, kemiğimin kemiği.” ifadelerini kullandı. Cemil Meriç, eserlerinde Türkçe’nin hızla kan kaybetmesi ve mâzi ile aradaki çatlağın her geçen gün biraz daha büyümesi, düşünce geleneğinden mahrum olmaları yüzünden Eflâtun’un ünlü istiaresinde geçen “mağara” ya kapatılmış olan Türk aydınlarının kısa zaman aralıklarında hızla burçtan burca savrulmalarına işaret etti. Türk aydınının Batı karşısında girdiği acziyet, aşağılık kompleksinin zararlı sonuçlarını, Doğu ve Batı’nın gerçekte bir bütün oluşturduğunu, sığ düşünceleri bir kenara bırakmanın fikir dünyamıza zenginlik kazandıracağını belirtti.
Cemil Meriç, hayatının çeşitli evrelerinde fikir hayatı arayışlarla geçti. 1917-25: Koyu Müslümanlık devri. 1925-36: Şoven milliyetçilik devri. 1936-38: Sosyalistlik devri. 1938-60: Âraf dediği kuluçka devri. 1960-64: Hint devri. 1964’ten sonra ise sadece Osmanlıdır (bkz. Ergün Göze, İçimizden Otuz Kişi, Boğaziçi Yayınları, 1975). Bir hocamın deyimiyle Meriç’in bu arayışları onun bir fikir mültecisi olmasının bir sonucudur.
Eserleri: Bir Dünyanın Eşiğinde, Saint- Simon İlk Sosyolog- İlk Sosyalist, Bu Ülke, Jurnal 1, Jurnal 2, Sosyoloji Notları ve Konferansları, Işık Doğudan Gelir, Umrandan Uygarlığa, Mağaradakiler, Kırk Ambar 1, Kırk Ambar 2, Kültürden İrfana.
Çevirileri: Altın Gözlü Kız, Otuzunda Kadın, Onüçlerin Romanı, Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti (Honore de Balzac’tan yaptığı çeviriler. Meriç, aynı zamanda bir Balzac hayranıdır. Meriç, Balzac için “Kaynakları hem hayal, hem hakikat. Rüyayla konuşan gerçek. Bu romanlar birer itirafname değil, Balzac konuları seçmez, konular seçer Balzac’ı” der (Bu Ülke, Balzac, s.f 237, 38). Ziya Gökalp: Türk Milliyetçiliğinin Temeli (Uriel Heyd), Hernani (Victor Hugo), Batıyı Büyüleyen İslam (Maxime Rodinson) belli başlıca yaptığı çevirilerdir.
AVAZTÜRK- Muhammed Yenigül