Erdoğan'ın en büyük hayal kırıklığı: Medya
AVAZTÜRK dergisi Genel Yayın Yönetmeni Nuray Başaran'ın AVAZTÜRK dergisinin ilk sayısında kaleme aldığı, "Erdoğan'ın en büyük hayal kırıklığı: Medya" isimli haberinde ,"15 yıllık AK Parti iktidarında Erdoğan dışındaki siyasiler, o günkü Erdoğan gibi ne ya
Önce belirtmek gerekir ki, Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ve en üst derecede Türkiye’yi temsil eden ismidir. Ve artık bir medya kuruluşu ya da imparatorluğuna ihtiyacı yoktur. En azından olması gereken budur. Türkiye Cumhuriyeti’nde var olan mevcut medya, Cumhurbaşkanının söylediklerini gerektiği gibi vermekle sorumlu ve yükümlüdür.
Peki, ama sorun nedir? Neden hala, ‘Muhtar bile olamaz’ manşetlerinden kopamamıştır?
Bunun için 15 yıl öncesine gitmek gerekmektedir. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde tanıdığım Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük sıkıntısı medyaydı.Çünkü o gün hemen hemen hiçbir medya kuruluşu kendisine hak ettiği kadar yer vermiyordu. Tam tersi, ‘Muhtar bile olamaz’ manşetleriyle kendisi bırakın medyada yer almayı, adeta o’nu ‘silmek’ üzere bir medya ile karşı karşıyaydı.
Nitekim 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde gazete ve televizyonların Ankara Temsilcileri, o dönemin siyasi partilerinin genel başkanları Mesut Yılmaz, Tansu Çiller olmak üzere, seçim gezilerine liderlerin uçaklarında gidiyor ve gözlemlerini yazıyordu. Yeni kurulmuş AK Parti’nin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ı ise sadece muhabir seviyesinde takip ediyorlardı. Medya dilinde bunun anlamı, takip edilen kişinin ‘öneminin’ az olması demekti. Hatta gelecek görülmemesi ya da gelecekte bir yere getirilmemek için mücadele edilmesi anlamı da taşımaktaydı. Nitekim özellikle ‘mücadele edilecek kişi olma’ noktası zaman geçtikçe daha da ortaya çıktı.
Yanlış hatırlamıyorsam, 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde; kendisiyle (Erdoğan ile ) Gaziantep Mitingi’ne giden ilk ve tek Ankara Temsilcisiydim. Ve, yasaklı Erdoğan’ın meydanlarda gördüğüm resmini, ‘Meydanların Başbakanı’ diye değerlendirmiştim. Daha sonra yine ilk televizyon programını da o günlerde Çukurova Grubu’nun yeni kurduğu SKY TÜRK televizyonunda yapmıştık. Doğrusunu söylemek gerekirse, Çukurova Grubu’nun patronu Mehmet Emin Karamehmet medyada herkese eşit mesafede olmamız ve tüm sesleri duyurmamız noktasında (ki olması gereken budur) bize karışmıyordu.
Ancak zaman hem çok şeyleri değiştirdi, hem de birçok şeyi ne yazık ki değiştiremedi. 15 yıllık AK Parti iktidarında Erdoğan dışındaki siyasiler, o günkü Erdoğan gibi ne yazık ki bugün medyada yer alamamaktan şikâyet ediyor.
Süreci anlamaya çalışarak devam edecek olursak, Erdoğan ve Partisi Ak Parti seçimlerden zaferle çıktı. Ki o gece (3 Kasım 2002’de) Erdoğan, İstanbul’dan Ak Parti Genel Merkezi’ne gelir gelmez Çukurova Grubunun SKY TÜRK ve Show TV televizyonlarının ortak yayınında kendisiyle röportaj yaptım. Sonra ne mi oldu?
Erdoğan için artık o günden sonra televizyonlara çıkma problemi olmadı. Bütün gazete ve temsilciler O’nu takip etti. Ve şimdi hepsi ‘uçağı’na binmek için yarıştalar.
Ama haberlerin ve olayların veriliş şekli ise hep problem olmaya devam etti. Başta Doğan Grubu olmak üzere, Erdoğan hep medya ile mücadele etti. Onları isim vererek halka şikâyet etti. Aslında ‘3. Güç’ olarak değerlendirilen medya, o güne kadar ‘1. Güç’ olduğu zannıyla görevi haber vermek ve halkı aydınlatmaktan öteye de götürdüğü için (kendi sınırlarından çoktan çıkıp- hükümetler kurup hükümetler yıktığı, kabineye bakanlar, başbakanlar atadığı, guruptaki diğer şirketlerinin çıkarları daha öne geçtiği için) halk nezdinde de çoktan yıpranmıştı. Bu nedenle medyada çıkan her kötü haber, Erdoğan için adeta piar çalışması etkisi yarattı. Özellikle Doğan Grubu gazeteleri mücadele ettikçe, Erdoğan hep sandıkta kazanıyordu. Kaybeden ise hep medyaydı. Bir yandan da medya Erdoğan’ı halk nezdinde ‘mazlum ve mağdur’ yapıyordu. Erdoğan da mağduriyetten kariyer elde ediyordu.
Bir süre sonra iktidarda ve AK Parti’ de, ‘Bizi de yazan medya olsun’ isteği oluştu. Yeni Şafak, Akit, Zaman gibi gazeteler vardı ama ‘merkez’e hitap etmiyorlardı ve bu medya gücü yeterli görülmüyordu.
Ve kolları sıvadılar. Önce TMSF’ye devredilen Sabah Gazetesi, ATV (AK Parti iktidarına yakın bir patrona) Ahmet Çalık’a satın aldırıldı. Ardından TMSF tarafından el konulan Akşam Gazetesi ve SYK TÜRK (360) yine Erdoğan’ın en yakın arkadaşlarından Ethem Sancak’a verildi. Artık Ak Parti’yi destekleyecek (hem de sorgulamadan destekleyecek) bir medya imparatorluğu kurulmuştu.
Devamı AVAZTÜRK Dergisi 1. Sayısında (Ekim/2017)