Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç AVAZTÜRK’e konuştu

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç AVAZTÜRK’e konuştu

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç AVAZTÜRK'ten Nuray Başaran'ın gündeme dair sorularına cevap verdi.

Yaklaşık 5 yıl önce kurulmasına rağmen 42 bin kişinin kapısını çaldığı bir kurum var Ankara’da: Kamu denetçiliği Kurumu. Başdenetçisi ise Şeref Malkoç.  Kurumunun görevini ,  ‘Türkiye’de hakkaniyet denetimi yapıyoruz’ diye tanımlayan Şeref Malkoç , aynı zamanda önemli bir hukukçu.

Son zamanlarda en tartışılan konuların başında olan ‘adalet’ten, FETÖ operasyonlarına, buradaki adaletsizlik ve adaletin gecikmesine, Zeytin Dalı Operasyonu’nun hukuki olup olmadığına, 15 Temmuz darbe girişiminden 28 Şubat Davası’na kadar her şeyi sorduk. Önemli açıklamalarda bulunan Şeref Malkoç, özellikle Zeytin Dalı Operasyonlarında ABD silahı ile vurulan şehit yakınlarının ABD’ye dava açabileceklerini söyledi. Malkoç ayrıca Türkiye’deki tüm darbe ve darbe girişimlerinin arkasında Nato ve ABD’nin olduğunu, HDP’li bazı belediyelerin de teröre kaynak aktardığını söyledi. Malkoç’a biz sorduk, o cevap verdi.

NURAY BAŞARAN: Sayın Başdenetçi, bize Kamu Denetçiliği Kurumu hakkında bilgi verebilir misiniz. KDK neler yapıyor?

ŞEREF MALKOÇ: Kamu Denetçiliği Kurumu, Anayasanın 74. Maddesinde yer alan 6328 Sayılı Kanunla ve kendisine tanınan yetki çerçevesinde idarenin her türlü eylem ve işlemleri, tutum ve davranışlarına ilişkin şikâyetleri, diğer anlatımla idarenin işleyişi ile ilgili her türlü işlemi incelemek, araştırmak ve sonucunda da idarelere tavsiyede bulunmakla yetkili bir kurumdur. 29 Mart 2013 tarihinden itibaren alınmakta olan şikâyetler, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içerisinde titizlikle incelenmekte, birey ve idare arasındaki uyuşmazlıklar öncelikle dostane çözüm ve uzlaşı ile çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Bu yönüyle kurumumuz ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi sürecinde önemli bir işlev görmektedir.  Kurumumuzun faaliyetleri yargı ve idari denetim araçları ile mevcut yapılara bir alternatif değildir. Kurumumuza ulaşan şikâyetler yalnız hukuka uygunluk değil; ayrıca hakkaniyete uygunluk yönünden de incelemeye tabi tutulmakta ve bu açıdan bakıldığında Kurumumuz Türkiye’de hakkaniyet denetimi yapan tek kurum olma özelliği taşımaktadır.

screenshot_1-009.jpg

5 YILDA 41 BİN 982 BAŞVURU YAPILDI

NURAY BAŞARAN: Kurumunuza 2017 yılında kaç şikâyet başvurusu geldi ve çalışma sisteminiz nasıl işliyor?

ŞEREF MALKOÇ: Kurumumuza şikâyet başvuruları kabul etmeye başladığı tarihten itibaren toplam 41 bin 982 şikâyet başvurusunda bulunulmuş, bu şikâyetlerin yüzde 80’i incelenip, sonuçlandırılmıştır. 2016 yılında başvuru 5 bin 519 iken 2017 yılında ise bir önceki yıla göre yaklaşık 3 kat artarak 17 bin 131 şikâyet başvurusu yapılmıştır. Bu istatistiklerde göstermektedir ki kurumumuz son derece hızlı çalışmakta ve en geç 6 ay içinde şikâyetleri sonuçlandırmaktadır. Diğer taraftan Türkiye’de kurum yeni kurulduğunda yüzde 20’den başlayan tavsiye kararlarına uyma oranını yaptığımız çalışmalarla, kurduğumuz özel takip birimi ile Kurumumuzun 2017 yılında tavsiye kararlara uyma oranı yüzde 65 olarak gerçekleşmiştir. Avrupa’da Ombudsman kararlarına uyma oranı yüzde 80’dir. Tavsiye kararlarımıza uyma oranını çok daha yüksek seviyelere taşımak öncelikli hedeflerimiz arasındadır.

NURAY BAŞARAN: Kamu Denetçiliği Kurumu, son zamanlarda en çok tartışılan konu olan “adalet” konusuna nasıl yaklaşıyor?

ŞEREF MALKOÇ: Kamu hizmetlerinin işleyişini, KDK gibi bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizmasıyla denetleniyor. Kuruma başvurular insan haklarına dayalı bir adalet anlayışıyla, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönünden incelenip araştırılıyor. KDK, bu yönüyle tarafsız, bağımsız, özerk, uzman ve güvenilir bir yapıya sahip. Vatandaşın derdine derman oluyoruz, idarecilere de kararlarımızla danışmanlık yapıyor ve yol gösteriyoruz.

“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” düsturuyla görev yaparak kamu hizmetlerinin kalitesinin standartlarının yükselmesine katkıda bulunmayı, iyi yönetim ilkelerini gerçekleştirmeyi, hak arama kültürünü yaygınlaştırmayı, vatandaşla idare arasında köprü olmayı ve insan haklarına dayanan hukuka bağlı idare oluşturmayı hedefliyoruz. Adalete hizmet eden böyle bir kurumun Türkiye’de varlığı Türkiye’de adalet konusunun geldiği boyutu göstermek açısından da önemlidir. Son olarak unutmayalım, adaletin olmadığı yerde zulüm, haksızlıklar ve yanlışlıklar ortaya çıkar.

Türkiye, demokrasi, adalet ve insan haklarına verdiği önemi artırdıkça daha da güçlü olacaktır. Olağanüstü hal uygulanmaktadır. Yaşanan darbe teşebbüsü ve terör olaylarının üstesinden gelinmesi açısında uygulanan bu durumda haklıyı haksızdan, suçluyu suçsuzdan ayırmak çok büyük önem arz etmektedir.

screenshot_2-004.jpg

NURAY BAŞARAN: Afrin Zeytin Dalı Harekâtını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin yaptığı bu operasyon meşru mudur?

ŞEREF MALKOÇ: Biz bin yıldan beri bu coğrafyadayız. Dünya kurulduğundan beri dünyaya yön veren medeniyetler, milletler vardır. Bunların başında bizim milletimiz, Türk milleti geliyor. Biz 1071'den beri buradayız, bin yıl geçti. Biz buradaki bin yıllık varlığımızı başkalarının himmetine bağlı olarak sürdürmedik. AB'nin himmetiyle mi sürdürdük, ABD'nin desteğiyle mi sürdürdük? Hayır. Kendi gücümüzle, adaletimizle, imkânlarımızla sürdürdük.

Türkiye büyük bir devlettir, Milletimiz aziz, vakur, adaletli ve şerefli bir millettir. Tarih bunun şahididir.

ABD bölgede terör örgütlerine binlerce tır dolusu silah veriyor. Teröre destek veriyor, bölgeyi kana buluyor. Burayı bölüp parçalamak istiyor. Türkiye elbette kendini savunacaktır.

Onun için PYD/PKK/YPG gibi terör örgütlerinin kökünü kazımak için Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Afrin'e düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtı, uluslararası hukuka göre meşru bir operasyondur. Birleşmiş Milletler kararına göre meşru bir operasyondur.

Bu operasyon Türkiye'nin, kendisine gelen, kendisini tehdit eden terör olaylarını önlemek, terör gruplarını ortadan kaldırmak için yapmış olduğu bir operasyondur. Elin adamı kıtalar ötesinden gelip, 'bir gün ülkeme tehdit oluşturur' diye Irak'ta, Suriye'de DEAŞ'la mücadele ediyor. Aynı ülkeler bize zarar veren PYD/PKK'ya silah veriyor. Bunun uluslararası hukukta, milletler arası anlaşmalarda kabul edilebilir hiçbir yönü yoktur.

Biz Millet olarak bir ve beraber olduğumuz müddetçe aşamayacağımız hiçbir sorun yoktur.

YAKINLARI ABD SİLAHLARI İLE VURULAN ŞEHİTLERİMİZ İÇİN ABD’YE DAVA AÇABİLİR

NURAY BAŞARAN: Özellikle Afrin Zeytin Dalı Harekâtı sırasında teröristlerin kullandığı silahlar dikkat çekiyor. ABD’nin Tırlar Dolusu Bu Silahları PYD/PKK/YPG’li teröristlere vermesi ve bu silahlarla askerlerimizin şehit edilmesi üzerine şehit ailelerine dava açmaları konusunda bir öneriniz oldu; açıklar mısınız?

ŞEREF MALKOÇ: FETÖ/DEAŞ/PYD/PKK/YPG Türkiye’nin ve Dünyanın başına bela bir terör örgütleridir. Türkiye bu terör örgütleri ile mücadele ediyor. Bu mücadelesi terör örgütleri arasında ayırım yapmadan sürdürüyor. Zira terör örgütünün iyisi kötüsü olmaz. Bu mücadelede şehitlerimiz oluyor.

Afrin Operasyonundaki şehitlerimizin hangi silahla vurulduğu bellidir. Amerika'nın bu konudan 'YPG'ye destek vereceğiz' diyen askeri ve siyasi yetkililerinin her birinin hukuki ve cezai sorumluluğu vardır. Burada yapılması gereken şey, şehit ailelerine destek olmak, onlardan vekâlet alıp bu konuda savcılıklara suç duyurusunda bulunmaktır. Şehit ailelerinin bu konuda PKK'ya verilen silahla Amerikalıların YPG'ye verdiği silahla şehit olan, zarar gören askerimiz, sivilimizin yakınları hukuki yollara başvurabilirler. Teröre destek veren ABD yetkilileri bunun hesabını elbette hukuk önünde vermelidirler.

NURAY BAŞARAN: Türkiye 15 Temmuz 2016’da FETÖ teröristleri tarafından hain bir darbe girişimine uğradı ve belki de yüzyılın ihaneti ile karşı karşıya kaldı. Ama bugün birileri 15 Temmuz’a darbe demekten çekiniyorlar. Siz, 15 Temmuz’la ilgili neler söylemek istersiniz?

ŞEREF MALKOÇ: Türkiye’de ve özellikle yurt dışından kaynaklanan bazı unsurlar bugün hala 15 Temmuz’u küçümsemeye çalışıyorlar. Hatta senaryodur, kontrollü darbedir demeye yelteniyorlar. Biz bunların nereden kaynaklandığını ve niçin yapıldığını biliyoruz. 1071 Malazgirt’i anlayamayanlar, Niğbolu’da Yıldırım Beyazıt’ı anlayamayanlar, İstanbul’un Fethini gönlüne sindiremeyenler, Çanakkale’yi hazmedemeyenler, Kurtuluş Savaşı’nı idrak edemeyenlerin devamıdır bunlar. Tarihte örnekleri var. Bizim aziz milletimiz tarih boyunca bunları yaşayıp gördü her bir badireyi nasıl atlattıysa bunları da atlatacaktır. Temmuz 2016 bir madalyonun iki yüzü gibidir. Madalyonun bir yüzünde Türkiye topraklarının tarih boyunca görmüş olduğu nice büyük ihanetlerle kıyaslandığında belki de tarihimizde kaydettiğimiz en büyük ihanet hareketlerinden birisi olmasıdır. Yüzlerce, binlerce ihanete şahit olmuş olan bir milletiz. Nice zarif ayak oyunlarıyla, nice arkadan hançerlenmelerle, nice bir takım ittifaklarla tarih boyunca bu milletin karşısına çıkılmış ve bu millet yolundan çevrilmeye çalışılmıştır. İşte bunlardan en önemlilerinden biri 15 Temmuz 2016’dır. FETÖ denen eşkıya çetesi onların arkasındaki yerli ve uluslararası güçlerin destekleriyle Türkiye, 15 Temmuz’da bir sırat köprüsünden geçmiş tam manasıyla bir dönüm noktasında milletimiz bir kahramanlık destanı yazmıştır. Onun için, ‘ 15 Temmuz’u unutmayacağız ve unutturmayacağız’ derken hem ihaneti unutmayacağız hem de madalyonun diğer yüzü olan Anadolu topraklarında, Türkiye topraklarında yaşadığımız tarihin en büyük kahramanlık destanlarından birisi olan bu büyük hadiseyi unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Her birimizin şehitlerimize can borcu vardır. Bu hainler, başarılı olsalardı belki Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere birçok insanı öldüreceklerdi. TBMM ortadan kaldırılacak, medya mensuplarının büyük bir çoğunluğu ya derdest edilecek ya herhangi bir yerde infaz edilecekti. Türkiye, böylesine büyük bir felaketten kurtulduysa, Cumhurbaşkanımızın feraseti ve milletimizin kararlılığıyla, cesaretiyle kurtulmuştur. 249 şehidimizi her zaman rahmetle, şükranla anacağız, gazilerimizi minnetle anacağız.

screenshot_3-001.jpg

NURAY BAŞARAN: 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra birçok kişinin mağdur olduğu dillendiriliyor. KHK ile yüzbinlerce kişi ihraç edildi. KHK ile ihraç edilenler Kamu Denetçiliği Kurumuna da başvuruda bulundu mu? Siz bu konuda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

ŞEREF MALKOÇ: KDK olarak hukuk alanında tüm kurumlarla işbirliği içerisindeyiz. Bize de KHK’larla ilgili, FETÖ ile ilgili çok sayıda müracaat oldu. Ancak KHK’lar bir nevi yasama faaliyeti olduğu için görev alanımız dışında. Bu yüzden bu dosyaların hepsini OHAL Komisyonuna ilettik. Diğer taraftan, FETÖ davalarında yargılamalar, uluslararası hukuk usulüne riayet edilerek devam etmektedir. Bu yargılamaların kısa zamanda ve adil bir şekilde sonuçlanmasını millet olarak bekliyoruz. Kamu Denetçiliği Kurumu gibi kurumlar bu süreçte işlerin hukuka, insan haklarına uygun olarak yürütülmesinde titizlikle çaba gösteriyor. Ancak şunu da belirtmek gerekiyor ki suçlular adil bir şekilde hukuka uygun yargılanıyor. Türkiye, umut ediyorum ki bundan sonra bu tür olayları yaşamayacaktır. İşlerin hukuka uygun şeffaf bir şekilde yürütülmesi son derece önemlidir. Burada da en önemli görev OHAL Komisyonumuza düşmektedir. OHAL Komisyonunu ziyaret ettik. Arkadaşlarımızın çalışmalarını, titizliğini ve gayretlerini gördük, memnun olduk. Şuna da şahit olduk ki en az 20 kurumdan istenen belgeler titizlikle dosyalanmıştır. Temennimiz, mahkemelerimizin de OHAL komisyonunda toplanan bu bilgi ve belgelerden faydalanmasıdır.

Türkiye FETÖ, DEAŞ, PKK terör örgütleri ile mücadele için Olağanüstü Hal uyguluyor. Burada Anayasadaki temel hakları korumak önemli. Bu mücadeleyi hukukun içinde sürdürmek mühim. İtiraz yollarının açık olması, yargılamaların adil olması, hâkim ve savcılarımızın gayreti ve titizliği mühimdir.

NURAY BAŞARAN: FETÖ malları ve arazilerinin TMSF eliyle satışa çıkarılıyor. Bu malların bazı kişilere peşkeş çekildiği söyleniyor. Özellikle HDP’nin kazandığı belediyelerde, belediye ihalelerinin ve belediye kaynaklarının PKK’lı teröristlere aktarıldığı yönünde şikâyetler var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

HDP’Lİ BAZI BELEDİYELER AÇIKTAN TERÖRE KAYNAK AKTARMIŞLARDIR

ŞEREF MALKOÇ: Türkiye bir hukuk devletidir. Askeri müdahalelere rağmen demokrasisini ayakta tutmuş ve geliştirmiştir. Diğer yandan da terör örgütleri ile mücadelesini sürdürmektedir. Bunu da hukukun içinde yapmaktadır. PKK, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri ile mücadele edilirken bunlar yakalanıp, sorgulanıp yargılanırken işkencenin hiçbir şekilde gündemde olmaması bunun en büyük delilidir.

Türkiye’de terörü teşvik etmeyen, terörü övmeyen, tahrik etmeyen her düşünce serbesttir ve örgütlenmektedir.

Ancak bahsettiğiniz siyasi partinin yöneticileri terörle irtibatlarını kesmemiş hatta bazı yöneticileri sırtlarını terör örgütlerine dayadıklarını söylemişlerdir. Burada yapılacak olan bellidir hukuku işletmek

HDP’li bazı belediyeler açıktan teröre kaynak aktarmışlardır. Bazı belediyeler terör örgütleri tarafından yönetilmeye kalkılmıştır. Belediye araçlarıyla güvenlik güçlerine karşı hendek açıp çukur kazmışlardır.

Dünyanın neresinde olursa olsun buna müsaade edilmez hukukun içinde buna çözüm üretilir, yapılan budur.

Terörü teşvik etmeyen, şiddeti övmeyen her fikir ve düşünce serbestçe çalışır ve örgütlenir. Bunun aksi anarşidir, terördür, huzursuzluktur, kandır, gözyaşıdır.

Devletin görevi can güvenliğini, mal güvenliğini sağlamak, hukuku temin etmektir. Yapılan budur.

TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN DARBELER NATO VE ABD İLE İRTİBATLIDIR

NURAY BAŞARAN: Şu anda devam eden 28 Şubat Darbe davaları büyük ihtimalle 12-16 Şubat’taki duruşmada karara bağlanacak. Mahkemeden çıkacak sonucu hep birlikte göreceğiz.  Ancak siz bu yargılama sürecini hem demokrasi hem de insan hakları açısında nasıl değerlendiriyorsunuz?

ŞEREF MALKOÇ: Şikâyet dilekçesini yazan biri olarak ben burada tarafım. Yargılama devam ediyor. O sebepten çok şey söylemek istemiyorum ama savcının mütalaasına iştirak ettiğimi ifade ettim. Bir hukukçu olarak devam eden yargılamada bunu söylemek hakkımdır. Çünkü müdahil sıfatıyla davaya katılan olduğum için bunu orada söyledim.

Türkiye’deki bütün darbeler NATO ve ABD ile irtibatlıdır. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz’da da ikisinin parmağı vardır. ABD’nin ve NATO’nun özellikle Türkiye’ye çizdiği bir model var. Türkiye bunun dışına çıktığında ABD Türkiye’de irtibatlı olduğu kesimlerde TSK içerisinde cuntalar oluşturuyor. ABD 15 Temmuzda olduğu gibi 28 Şubatta da TSK içerisinde Çevik Bir ve arkadaşlarından bir cunta oluşturdu.

28 Şubat’ın cuntacıları Çevik Bir ve arkadaşları yargılanıyor doğru olanı da budur. Fakat bunlara yardım ve yataklık yapan, destek olan, yol gösteren medya mensupları ve iş adamlarının darbecilerin yaptığı işlem sonucunda siyaseten nemalanların yargılanmaması durumunda 28 Şubat yargılamaları eksik kalır.

Bir hukukçu olarak söylemem gerekirse savcının mütalaasına katılıyorum. Bu davadan çıkan birkaç sonuç var:  toplumun bir kesimi ya da bir grup tarafından eğer bir hukuksuzluk yapılırsa, millet iradesine karşı bir hareket söz konusu olursa, ne kadar güçlü olursanız olun, hukuka aykırı eyleminizi ne kadar uzun süre sürdürebilmiş olursanız olun, önünde sonunda yargı önünde hesap vermek zorundasınız.

İlgili Haberler