Milli Güvenlik uzmanı İyiat'tan Ortadoğu jeopolitiği değerlendirmesi!

Milli Güvenlik uzmanı İyiat'tan Ortadoğu jeopolitiği değerlendirmesi!

Milli Güvenlik ve İstihbarat Politikaları Uzmanı  Bora İYİAT, Ortadoğu jeopolitiğini değerlendirdi.

"Jeopolitik; bugünkü ve gelecekteki güç ve amaç ilişkisini-politik düzeyde-fiziki ve siyasi coğrafyayı esas alarak inceleyen bilimdir. Kendi iç metodolojisi ile güç unsurlarının, coğrafi platform ve verilerle politikaya çizdiği yönü belirler.” Açıklamasında bulunan İyiat, “Jeopolitik adını verdiğimiz özel alan bir anlamda coğrafyanın bütün unsurları ile aktifleşmesi ve bu unsurlar değerlendirilerek sonuçlar çıkarılması anlamındadır. Fiziki coğrafya, başka bir deyimle coğrafi platformun üzerinde, evrensel ve bölgesel güç merkezlerini karşılıklı olarak değerlendirir, politik düzeyde güç ve hedef ilişkisini kurar. Bir devletin, devletler topluluğunun veya bir bölgenin güvenlik ve gelişme politikasının bilimsel zeminini oluşturur. 1” dedi.

İşte Milli Güvenlik ve İstihbarat Politikaları Uzmanı  Bora İYİAT’ın değerlendirme yazısı:

Bugüne kadar bilim insanları tarafından farklı tanımlamalarla jeopolitik kavramı açıklanmaya çalışılmış ancak bunların tamamına yakınında devlet, coğrafya, politika sözcükleri mutlak suretle kullanılmıştır. Aslında nasıl tanımlanırsa tanımlansın jeopolitik, coğrafyanın politikaya çevirdiği yönü araştırır ve değerlendirir. Gerçekte de 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında siyasi coğrafya üzerindeki çalışmalar jeopolitiğin oluşumunu hazırlamıştır. Jeopolitik politika üretmez; politika üretecek alanlara veri hazırlar. 2

Olayları doğru analiz etmenin ilk şartı tarih ve coğrafya bilimlerinden faydalanarak ortaya bir projeksiyon koyabilmekten geçer. Bugün yaşananlar ve gelecekte yaşanması muhtemel tüm hadiseler ancak bu iki bilimin ışığında anlaşılabilir. Günümüzde yaşananlar için başvurulması gereken aynı yöntemdir. Bu yüzden önce içinde bulunduğumuz coğrafyayı ve onun yaşattığı şartları doğru kavramak bir zorunluluktur. Tam da bu anlamda 14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisi İbn-i Haldun’un asırlar önce söylediği “coğrafya, kaderdir…” üzerinde yeniden düşünülmesi gereken muhteşem bir sözdür.  Özellikle de o coğrafyanın adı Orta Doğu ise.

Orta Doğu olarak adlandırılan bölge, Doğu ile Batı’yı, Akdeniz ile Hint Okyanusu’nu, Rusya ile sıcak denizleri birbirine bağlayan, aynı zamanda Doğu ile Batı arasındaki bütün ticarî ve kültürel bağlantıların yapıldığı bir bölgedir. 3 Yerkürenin en önemli kara ve su yolları üzerindeki hakim konumunun anılan coğrafyaya kazandırdığı eşsiz jeopolitik değer, bölgeyi tarihin ilk dönemlerinden bu yana dünya egemenliği peşinde koşan güçlerin birincil hedefi haline getirmiştir. “Kara altın” olarak tanımlanan petrolün 20. yüzyılın ilk yarısından itibaren değer kazanmasıyla Ortadoğu’nun, dolayısıyla buradan geçen kara ve deniz yollarının stratejik önemi dünyanın hiçbir yeriyle kıyaslanamayacak derecede artmıştır. 4 İşte tüm bu özellikli durumuyla Orta Doğu kavramı  bir coğrafi tanımlamadan çok bir politik ve stratejik tanımlamanın ürünüdür. “Orta Doğu” diğer bölgeler gibi kendi içinde tutarlı bir tanımlamaya sahip olmayıp üzerine yakıştırılan biçimlendirmeler daha ziyade sübjektif çerçevede olmaktadır. Bahsi geçen kavram, ilk kez 1902 yılında Amerikalıların ünlü deniz istihbaratçısı ve Amerikan Deniz Politikası’nın babası olarak bilinen Alfred Thayer Mahan’ın, National Review isimli dergide yayımlanan “The Persian Gulf and International Relations” başlıklı makalesinde yer almıştır. Mahan, makalesinde, Basra Körfezi’nin dünya ekonomisi ve deniz hakimiyeti üzerindeki büyük rolü ve önemini anlatırken, Orta Doğu (Middle East) kelimesini ilk kez Arap yarımadası ve Hindistan arasındaki bölge için kullanmıştır. 5

 

Bilinen yaygın görüş ve bu görüşlerin toplandığı kaynaklar her ne kadar bu terimin etimolojik geçmişinde Alfred Thayer Nayan’ı işaret etse de “Orta Doğu” teriminin ilk olarak İngilizler ve Fransız tarafından kullanıldığı iddiasında mevcuttur. Bu iddiayı ileri sürenler ise tezlerini geçmişten referans savunurlar. Şöyle ki: Geçmişte “Şark meselesi” olarak bilinen kavram zaman içinde Orta Doğu sözcüğü ile ifade edilmeye başlamış günümüzde kullanılan sözcük de Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ardından ortaya çıkmıştır. Bu subjektif coğrafi niteleme İngilizler tarafından ilk defa 9 Mayıs 1916 tarihinde Fransa ile aralarında imzalanan ve Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını öngören Sykes-Picot gizli anlaşmasının akabinde 1920’lerde kullanılmıştır. İngiltere, Osmanlının hakim olduğu topraklar için Near East (Yakın Doğu) sözcüğünü kullanırken, Osmanlı Devleti’nin çöküşünden sonra bu sözcükten sarfı nazar etmiş yerine Middle East (Orta Doğu) terimini kullanmaya başlamıştır. İngiltere için bu kelime Irak, Türkiye ve Suriye’yi içine alan toprakları ifade ediyordu. 6

 

Esasında ilk nasıl ya da kim tarafından kullanılırsa kullanılsın tarihi insanlık tarihi kadar eski olan Ortadoğu, bölgeyi ifade eden özellikler ve buna bağlı sınırlar, dünyadaki siyasal duruma, zamana ve bölgeye nereden bakıldığına bağlı olarak değişiklikler göstermiştir. Bu durumu Cemil Meriç; “Ortadoğu kaypak bir mefhumdur. Çünkü ne zaman doğduğu, niçin doğduğu, hudutlarının ne olduğu konusunda rivayetlerin muhtelif olduğu bir kavramdır” 7

 

sözleriyle ortaya koymuştur. Bu ise değişen tanımlamalara neden olmuştur. Her şeyden önce bu kavramın siyasi coğrafya olarak tanımlanması tanımlamayı yapan öznenin duruşuna göre değişiklik göstermiştir. 8 Bölgeyi demografik açıdan ele aldığımızda ise yapının çok kültürlü, çok milletli ve çok dinli (ve mezhepli) yapısıyla karmaşaya açık bir alan olduğunu söyleyebiliriz. Zira anılan bu coğrafya üç büyük dini; Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın doğduğu yerdir. Din açısından yaşanan bu zenginlik mezhepsel anlamda da Ortadoğuda hissedilmektedir. İslam dini, Sünni ve Şii temelinde ayrılmakla kalmamış örneğin Şiilik, İsmaliye, Nusayri vb. olarak çeşitlilik göstermiştir. Hıristiyanlık ve Musevilikte de durum pek farklı değildir.  Dini zenginliğin yanı sıra Ortadoğu, etnik anlamda da çoklu bir kimlik sergilemiştir. Farslar, Araplar ve Türkler bu anlamda baskın olan halklardır.  Bugün sıkça adından söz edilen bir diğer etnik unsur Kürtler ise söz konusu coğrafyada diğer üç temel unsurun yanında azınlıktır. Teolojiden, tarihe kadar birçok disiplin tarafından tarihin ve insanoğlunun beşiği olarak adlandırılan bu coğrafya başlarken bahsettiğimiz gibi farklı milletleri, uygarlık ve medeniyetleri barındırmakla birlikte onların kendi kültürleri, inanç ve rituelleri ile yoğun bir bölge olarak göze çarpmakta, yine daha önce belirttiğimiz jeo-politik özellikleriyle zengin enerji kaynakları, coğrafi konumunun sağladığı avantajlarıyla küresel güç iddiasında bulunan tüm ülkelerin ilgisini üzerinde toplamıştır. Ortadoğu bölgesi 19 yy ile başlayan küresel hegemonya mücadelesinin en önemli merkezi olmuş bu durum da periferisinin sürekli bir kriz, çatışma tehdidi altında yaşam sürmesine neden olmuştur. Küresel hegemonya mücadelesinin pik yaparak büyük savaşa dönüştüğü 1914-1918 yıllarının ardından bölgenin tek hakimi Osmanlı Devleti’nin yıkılması bir anda bölgede hakim güçlerin kurduğu yeni devletlerin ortaya çıkmasını sağlamış, soğuk savaş mücadelesi sonrası iyice kırılan bölgesel fay hatları istikrarsızlık ve bunu doğuran din, mezhep gibi olgulardan beslenerek kırılmıştır. 2003 yılına gelindiğinde ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ve yakın tarihte yaşanan, “Arap Baharı” olarak adlandırılan demokratikleşme talep ve süreçlerinin kanlı biçimde bastırılması sonucunda bir anda birçok bölge ülkesinde iç çatışmalar savaşa varacak şekilde körüklenmiş bu durum radikal köktendinci DAEŞ, etnik bölücü PKK, PYD, YPG benzeri örgütleri manevra ve yaşam alanı kazandırmıştır. Bugünlerde halen etkisi süren örgütlerin konjonktürel değişkilikler karşısında yeniden bir tehdit unsuru olabileceği ortadadır. Bunu engellemenin en doğru yolu, iki ana bilimden tarih ve coğrafyadan faydalanmaktır.

_______________________

1- İLHAN Suat, Jeopolitik Kavramı Ve Unsurları, Avrasya Dosyası, Jeopolitik Özel, Kış 2002, Cilt: 8, Sayı: 4, S. 318

2-İLHAN Suat, a.g.y  S.319

3- SAKİN Serdar – DEVECİ Can, Ortadoğu Kavramı ve Sınırları Üzerine Bir Değerlendirme, History Studies ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri Özel Sayısı/ Relationships of the USA and The Great Middele East Special Issue 2011

4-TURAN Ömer, Tarihin Başladığı Nokta Orta Doğu, Step Ajans Yayınları, İstanbul, 2002, s.16-17

5-ŞİMŞEK Erdal, Türkiye’nin Ortadoğu Politikası - Kum Saati Yayınları. İstanbul, Şubat 2005. S.10

6-ARSLAN Ezgi, Ortadoğu Kavramının Ortaya Çıkışı, http://www.yenimakale.com/ortadogu-kavraminin-ortaya-cikisi.html, 25.05.2013

7- MERİÇ Cemil, Kırk Ambar, Ötüken Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1980, s. 282

8-SAKİN Serdar – DEVECİ Can, a.g.y S.28