Yiğit Bulut’tan inanılmaz gaf!

Yiğit Bulut’tan inanılmaz gaf!

Cumhurbaşkanlığı danışmanı Yiğit Bulut, Amin Maalouf’un Semerkand adlı romanında geçen hikayeyi gerçek zannederek köşesine taşıdı.

Bulut, Star gazetesindeki köşesinde, Haşhaşiler tarikatının kurucusu Hasan Sabbah’ın Selçuklu Veziri Nizamülmülk tarafından istihbaratçı olarak yetiştirildiğini iddia etti.


İlgili paragraf şöyle:


“Nizamülmülk, Büyük Selçuklu Devleti’nin en etkili ismiydi, Malazgirt zaferinden, Osmanlı’nın üstünde kurulduğu temellere kadar çok önemli adımlarda imzası vardı. Kendi yetiştirdiği istihbaratçı Hasan Sabbah’ın adamları tarafından katledildi.”


Romanda nasıl geçiyor


Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf (Emin Maluf)’un Semerkant adlı romanında anlatılan olay şöyle:


1072 yılında, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın saltanatı İran’ı da kapsamıştır. Ömer Hayyam kısa bir süre önce Semerkant’a yerleşmiştir. Selçuklu Veziri Nizamülmülk Semerkant’a geldiği sırada onunla tanışmıştır. Nizam, Hayyam’ı bir sene sonrası için Isfahan’a davet etmiştir. Ömer Hayyam bu tanışmanın ardından bir yıl geçince Isfahan’a doğru yola koyulmuştur. Hayyam yolculuğu sebebiyle Kum kentinden geçerken Hasan Sabbah ile tanışmıştır. Hayyam’ın o güne kadar tanıdığı en bilge kişi Hasan’dır. Hasan da Isfahan’a giderek Nizam’dan bir iş istemeyi planlamıştır. Hayyam, Isfahan’da Nizam’ın huzuruna çıktığında, kendisinden “Sahib-i Haber” (casusların başı) olması istenmiştir. Hayyam bir bilim adamı olduğunu ve hafiye olamayacağını belirtmiştir. Ancak Nizam’a, Hasan Sabbah’ı önermiştir.


Nizam, bu işe Hayyam’ı layık görmesine rağmen Hasan’ı kabul etmek zorunda kalmıştır. Hayyam, Selçuklu’nun malî desteği ile çalışmalarını sürdürmüştür. Hasan, Nizamülmülk’ün vazgeçemediği yardımcılarından biri olmuş ve Nizam’a hizmet etmek yerine onun mevkiine geçmeye niyetlenmiştir. Kısa bir sürede Nizam’dan soğutmak için Selçuklu Sultanı Melikşah’a yakınlaşmıştır. Nizam ile Melikşah arasına nifak sokmaya çalışmış, ancak planı ters tepince de Melikşah tarafından çöle sürgüne gönderilmiştir.

Hasan, emelleri uğruna bir şekilde çölden kurtulmuş, mezhep ve kültürlerinin tehlike altında olduğunu düşünen bir kısım Acem halkını cennet vaadi ile kandırmıştır. Ünlü Haşşaşiyûn tarikatını kurarak Alamut kalesine yerleşmiştir. Hasan Sabbah’ın vaazlarıyla ve cennet vaatleriyle sarhoş olan insanlar intihar saldırıları düzenlemişlerdir. Bu kişilere fedai denmiştir ve Hasan Sabbah fedailerine; "Ölmek, öldürmekten yücedir." deyip bu anlayış üzerinde eğitmiştir. Her fedai halk tarafından sevilmeyen, haram yiyen, sahte kişileri öldürüp kaçmamış ve olay yerinde ölmeyi beklemiştir. Böylece her fedai öldüğünde halktan onlarca kişi fedailer arasına katılmıştır.

Hasan’ın amacı bu tarikat yardımıyla Nizam ve Melikşah’tan intikam almaktır. Nitekim müritleri sayesinde Nizam ve Melikşah’ı öldürmeyi başarmıştır. Ancak daha sonra da huzuru bulamamış ve ebediyete de huzursuz bir şekilde göç etmiştir.


Olay gerçek değil


Amin Maalouf yapıtında, ciddi şekilde ölümcülleştirilen mezhep aidiyetini vurgulamak amacıyla bu üç önemli şahsı kullanmıştır.


Bu hikayedeki başlıca tutarsızlık Nizamulmulk – Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam arasında yaklaşık 30 yaş fark olmasıdır.


Günümüz araştırmacıları bu tuhaf hikayeyi bir efsane olarak görmektedir.


Hasan Sabbah’ın gerçek hayatı


Haşhaşiler tarikatının kurucusu Hasan Sabbah aynı zamanda bir yazardı ve kendi hayatını da kaleme aldı. Sabbah’ın otobiyografisi günümüze kadar muhafaza edilebilmiştir.


Hasan Sabbah’ın babası, Yemen kökenli bir Küfe’lidir; on iki İmam akidesine inanan baba, on iki imam Şiiliği’nin kalesi sayılan Kum kentine göç etmiş, Hasan Sabbah bu şehirde dünyaya gelmiştir.


İran’ın Rey şehrinde dini eğitim alan Hasan Sabbah, İsfahan, Azerbaycan, Silvan, Mezopotamya, Suriye ve Filistin üzerinden geçerek Mısır’a ulaştı. Şii inanışlı Fatımi devletinin halifesi Müntesir Billah huzurunda Kahire’de yemin ederek göreve başlayan Hasan Sabbah “davet” için Kuzey Afrika, Suriye ve İran’da on sene görev yaptı.


Gayet akıllı ve zeki biri olan Hasan Sabbah kısa zaman içerisinde çevresine çok sayıda mürit toplamayı başarmış, amaçları için uygun bir mekan aramaktaydı; Elbruz dağlarındaki Alamut kalesinde karar kıldı.


Kale geniş bir vadiye egemen konumdaki büyük bir kayalık üzerine inşa edilmişti. İki bin metre yükseklikteki kale kayanın tabanının yüzlerce metre üzerinde, yalnızca sarp ve dolambaçlı bir patikadan çıkılabilen bir yerde bulunmaktaydı. Rivayete göre kale Deylem krallarından biri tarafından inşa edilmişti. Kral kartalını salmış, kartal ise bu kayalığa konmuş, böylece kalenin yapımına başlanmıştı. Ve kaleye "kartalın öğretisi" anlamında "Aluh Amut" ismi verilmişti.


Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeki kaleye müritlerini yollayan Hasan Sabbah, Alamut’ta yaşayanları kısa sürede kendi yanına çekmeyi başardı ve kaleyi ele geçirdikten sonra Haşhaşin tarikatını hayata geçirdi.


Alamut'a yerleştikten sonra Selçuklu devleti ile mücadeleye başlayan Hasan Sabbah, elliye yakın büyük suikast gerçekleştirdi. Bunların en önemlisi ve ilki, ünlü Vezir Nizamülmülk’ün öldürülmesiydi. Diğerleri ise Selçuklu üst düzey devlet görevlileri ve Abbasi din adamlarına yönelik suikastlardı.


Nizamülmülk'ün öldürülmesi ve ardından Melikşah’ın ölümü sonrasında Sencer, Berkyaruk ve Muhammed Tapar arasında taht kavgaları baş gösterdi ve Selçuklular gerilemeye başladı.


Selçuklu sarayındaki taht kavgalarını kendi lehine kullanan Hasan Sabbah bu kaos döneminde çevredeki önemli kaleleri de ele geçirdi.


Hasan Sabbah, Alamut'a yerleştikten sonra 34 yıl boyunca buradan hiç ayrılmadı, 23 Mayıs 1124 Cuma günü öldü.