Yükselen Türk milliyetçiliğini siyasal İslam ve Tengricilik-Şamanizm ideolojileriyle marjinalleştirme operasyonu
AVAZTÜRK dergisinin ilk sayısında Hakan Polat son zamanlarda yükselen Türk milliyetçiliği üzerinde siyasal İslam ve Tengricilik-Şamanizm ideolojileriyle marjinalleştirme operasyonu yapıldığını yazdı.
Yıllardır Türkiye Cumhuriyetini ve Devletini bölmek için değişik tezgâhlar ve oyunlar kuruluyor. Özellikle hasta adamdan ulus devlete geçiş sürecinde yaşadığımız sancılar ve 1923 yılında Cumhuriyetin kurulması ile rafa kalan Sevr Anlaşmasından bu yana, Lozan Anlaşmasını dahi yarım kalmış bir hesaplaşma gören hem dış hem iç dinamikler oyunu kaldığı yerden oynamak için diretiyorlar. Bu oyunu bozabilecek tek güç olan Türk milliyetçiliğine ise her türlü numara çekmek, Türk milliyetçilerinin içine nifak sokmak veya vücudu tahrip eden bir virüs gibi milliyetçiliğin en ilkel tarafı olan ırkçılıktan girerek darbe vurmak yavaş yavaş moda olmaya başlıyor ülkemizde ne yazık ki. Türk milliyetçiliği ise son zamanlar da hızla yükselişe geçmiş durumdadır. Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu durum, yeniden bağımsızlık mücadelesi, Ortadoğu’daki vekâlet savaşları, AB patronlarının ülkemizi boyunduruk altına alma çabaları, müttefik ABD’nin her daim aldatmaları ve sınırlarımızda meydana gelen olaylar, çok hızlı ve yüksek miktarda göçmenin ülkeye girmesi, bunun sonucu olarak yaşanan ekonomik kriz ve en önemlisi terörün yükselişi, ana sebeplerdir denilebilir.
Yükselen Türk milliyetçiliğini yok etmeye veya marjinalleştirmeye çalışan aslında üç grup var. Üçü de birbiriyle alakasız gözükse de aynı amaca hizmet eden gruplar.
Birincisi, en belirgin özelliği Türk düşmanlığı olan ama İslamcı görünen, gerçekte ise İslam’la alakası olmayan ve ana akım medyada da yazılar yazan siyasal İslamcı bir grup. En basite indirgemek gerekirse “Kuyuya bir Müslüman, bir de Türk düşse hangisini kurtarırsın?” diye sorulara cevap arayacak kadar aptal, ahmak olan bu grubun amacı, Müslüman Türk’ün Türklüğünü silmek ve Türklüğüne düşman etmektir.
İkincisi, Türk gibi görünen ama Türklükle alakası olmayan, hem İslam hem Türklük düşmanı olan grup ise, “Müslümanlık veya İslam dini önemli değildir, önemli olan Türklüktür. Siz İslam derseniz Müslüman olmayan Türkleri dışlamış olursunuz’ deyip hatta daha da ileriye gidecek olursak, ‘ bizim kendi dinimiz olan Tengri ve Gök Tanrı inancıdır’ vuruşunu da yaparlar. Böyle diyenlerin amacı da Türkleri İslam’dan soğutmaktır.
Üçüncü grup ise aslında en kalabalık grup budur ki, Müslümansa niye Müslüman olduğunu, Türk ise niye Türk olduğunu, millet kavramı nedir, din kavramı nedir, bunu bilmeyen, tarihini hiç okumamış, tv dizilerden izleyerek hükme varan, sosyal medyadan aslı astarı olmayan soytarıların yazdıklarını baz alan ama önceki iki grubun yoğun taarruzu ve etkisi altında olan belirleyici grup.
Siz dünyada “ İspanyol musun Hristiyan mısın”, “Çinli misin Budist misin”, “Rus musun ateist misin” diye sorular duydunuz mu? Duyamazsınız, çünkü bunlar dünyanın en aptal sorularıdır. Din tabiiyeti farklı, soy tabiiyeti birbirinden çok farklıdır. Ne yazık, bu soruları ciddiyete alan güzel yurdumun insan sayısı çok fazla. Ve ülkemizde Müslümanlığı ağır basan Türklüğünden, Türklüğü ağır basan ise Müslümanlığından vazgeçmeye ne kadar da meyilli.
Pîr-i Türkistan Ahmet Yesevî Hoca Hazretleri’ne sormuşlar:
– “Müslüman mısın?”
– “Elhamdülillah Türk’üm, Müslüman’ım” demiş.
– “Neden Türklüğü katıyorsun, biz dinini soruyoruz” demişler.
– ”Din seçimimiz, Türklük ise kaderimiz” diye cevaplamış.
Bence de din tercih, milliyet ise kaderdir. Ve tercihler değişebilir, kader ve yazılan ise asla. Buradaki milliyeti, tabi olmak veya vatandaşlık olarak anlamamak gerekir. Çünkü vatandaşlık da tıpkı din gibi sonradan kazanılmış veya sonradan edinilmiş bir olgudur. Onun için de çeşitli sebeplerle değiştirilebilir. Bunun içindir ki; dünyada dinsiz insan vardır ama milliyeti olmayan insan hiç yoktur. “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık” (Kur’an-ı Kerim, 49/13) diye buyrulmuş Kur’an’da. Bu ayet hükmüne göre; milliyeti inkâr edenler küfre sapmış olurlar. Yani kâfir olurlar. Dinimize göre; onlara kâfirlere uygulanan muameleyi uygulamak lazım gelir.
Ancak kan veya soy bağı anlamındaki milliyet ise asla değişmez ve değiştirilemez. Çünkü böyle bir milliyet, genetik bir olaydır ve Yüce Yaratıcının takdiri ile ilgili bir durumdur ve yarattıklarının değiştirmesi asla mümkün değildir. Ancak din öyle mi? Kimin hangi dine mensup olduğunu, ancak o kimsenin uygulayacağı dini ritüellerden tespit edebiliriz. Çünkü birincisi Allah’ın takdiri, ikincisi ise insanların kendi takdirleridir.
Diğer bütün milletler de olduğu gibi, biz Türkler de, tarihimizde zaman zaman geniş kitleler halinde din değiştirmişizdir. Mesela Göktürkler zamanı Şaman dinini terk edip Budizm’e geçmek isteyen bir gruba karşı Bilge Tonyukuk, Budizm’in yerleşik toplumlar için uygun olduğunu, Türkler gibi bozkırda yaşayan, bozkırın yaşam şartlarına uygun yaşayan toplumlara zarar verip bünyesini bozacağı gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Göktürklerden sonra aynı coğrafyada devlet kuran Uygurlar ise Budizm’i ve Maniheizm’i kabul ettikleri için kısa sürede yok olup gitmişler, daha doğrusu Çin Devleti’nin boyunduruğuna girerek Bilge Tonyukuk’u, fikrinde haklı çıkarmışlardır.
Devamı AVAZTÜRK Dergisi 1. Sayısında (Ekim/2017)